|
|
| Türk şiirinden endüstriyel notlar |
| Yazan SadıK YalsıZuçanlaR | ||||||
| 27.08.2008 19:43 | ||||||
Böylesi genel ve kolaycı bir başlığı seçmemin nedeni, şiir konusunda, özellikle de modern Türk şiirinde sanayi, endüstri ve toplumsal değişim temaları ekseninde ayrıntılı bir araştırma yapmamış olmam, bu konuda kendimi ehil görmememdir.Size, Türk sanayiinde sembolik bir anlamı da olan bu beldede yapılan bu kıymetli toplantıda, modern şiirimizin değerli isimlerinden çeşitli dizeler aktarmaya çalışacağım. Böylece, zihninizde, endüstriyel yaşamın önümüze getirdiği sorunların modern Türk şiirinde kendisine nasıl bir ifade imkanı bulabildiğine ilişkin de genel bir izlenim oluşturmayı amaçlıyorum. Bu ‘garip’ temalı toplantıya, Garip akımının değerli adı Orhan Veli ile başlayalım dilerseniz : “Siyah akar Zonguldak´ın deresi; ‘Yüz karası değil, kömür karası’yla da, ‘emeğin’ kutsallığına gönderme yaparak, aslolanın işin biçimi değil, bizatihi emek olduğunu vurguluyor. Emeğin kutsallığından söz eden Marks ile, ‘insan için çalıştığından fazlası yoktur’ buyuran Kutsal Kitab’ın ‘emek’i yücelten öğretilerini zemin olarak alıyor. Bizi, gündelik halk dilinin atmosferine çeken bu ifade, Yahya Kemal’in, ‘meçhule kalkan gemiler’ini çağrıştırır biçimde limana, denize ve yeni bir ufka açılıyor. Orhan Veli’nin tasavvuruna yakın ve benim kuşağımın kulağında canlılığını koruyan bir şarkı sözüne geçmek istiyorum. Fabrika Kızı. “Gün doğarken her sabah, Fabrikada tütün sarar, Bir evi olsun ister, Dışarda bir yağmur başlar, Oysa yatağında bile, Makineler diken gibi, Fabrikada tütün sarar, Bir Yeşilçam filmine yakışan bu tabloda, Orhan Kemal’in dönüp dönüp anlattığı sıradan, fakir, yalın ve dokunaklı bir insanın, bir fabrika işçisinin hikayesi anlatılıyor. Esasen, bizim modern şiirimizde, endüstri, sanayi, fabrika, emek, işçi ve makine deyince, akla ilk gelmesi gereken, Türk şiirinin büyük ustalarından Nazım Hikmet’tir.“Trrruum Bu ‘mekanik’ şiir, Nazım’ın şiirsel sesinden de nasiplenmekle birlikte, buna, gerçekte içeriğin biçime yeğlendiği bir ‘manzume’ olarak bakmak isabetli olur. “Türkiye işçi sınıfına selâm! Türkiye işçi sınıfına selâm! Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm! Türkiye işçi sınıfına selâm! Nazım Hikmet’in şiirsel dünyasında ‘işçi-kitap ve iş’in birlikte anılması ve işle yoğrulmayı, kitapla bilinçlenmeyi öngördüğü bu sınıfın hareketinin ‘düşmanı yeneceğini’ söylemesi önemlidir. “Politika`daki yazılarımı izleyenler görmüşlerdir: İkide bir işçi sınıfı edebiyatından, onun taşıyacağı özelliklerden söz ediyorum; ülkemizde halktan gelen sosyalist yazarların yetişmesini diliyorum, bunun yollarını arıyorum. Gerçi işçilerimizin yaşadığı çetin koşulları anlıyorum: İşten evine yorgun dönen,geçim sıkıntısı içinde kıvranan, doğru dürüst eğitim/öğretim göremeyen, edebiyatla uğraşmaya vakit bulamayan kimselerin arasında yazarların çıkması çok güç, biliyorum.Üstelik, bu güçlüğün de ancak sosyalist düzende aşılacağına, kitlelerdeki yeteneklerin ancak orada çıkıp gelişeceğine inanıyorum.Yine de, çevremde yazarlığa özenen bir işçinin adı geçince umutlanıyorum:”İşte emekçileri içerden tanıyan biri,” diye düşünüyorum.Herhalde , dışardan birine, örneğin bir küçük burjuvaya oranla böyle birinin halkı anlatması daha canlı, daha gerçeğe yakın olacaktır. Maksim Gorki`nin, Jack Lodon`un, Orhan Kemal`in eserlerinde olduğu gibi… Bir işçinin şiirini okurken bunu yakından gördüm: yarınları çalar sazım Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 2370
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |