JA slide show
Anasayfa
'Sevilen hiç ölümlü olmamalı'
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
22.02.2009 17:05
Atabey minaresi Başlık, Hüsrev Hatemi'nin bir rubaisinden. İbrahim Peygamber'in dilinden gelen, 'uful edenler, kaybolanlar sevgiye değmez' haberinin bir başka ifadesi. Hüsrev hoca, Süheyl Ünver gibi bir tıp alimi aynı zamanda.

Ama, tıp ilmindeki yetkinliği kadar, belki onunla yarışır biçimde bir şair. Bir İstanbul beyefendisi. 'Melali anlayan' dolayısıyla aşinası olduğumuz kuşaktan. Böylesi bir gönül ancak, 'sevilen hiç ölümlü olmamalı' diyebilir. Böylesi bir sadelikle, samimiyetle ancak o konuşabilir. Hüsrev hoca, bilgelik geleneklerinin içinden konuşan bir dil. İnsana en çok yakışan nitelik alçakgönüllülüktür, tevazuda Hoca gibisi az bulunur. Modernlerin barbarlığı karşısında ancak böylesi bir mütevazi bu denli zarif ama köktenci konuşabilir: 'Sevilen hiç ölümlü olmamalı/Kader ona zulümlü olmamalı/Zaman, O'na dokunmadan geçiver/Kimse ondan alımlı olmamalı' diyebilir. Kaderin 'zulümlü' olması, gerçekte insanın zalim olmasına işarettir.

Dün, Hoca gibi büyük bir tıp alimi ve sanatkârın ölüm yıldönümü idi: Süheyl Ünver'in. 1898 doğumlu Ünver. Yüzyıla tanık olmuş. Tıp tarihimizin modern zamanlardaki en değerli isimlerinden. Fakat asıl kıymeti, bilgelik geleneğimizin sanatkârane yanlarına dair katkısında. Ebru, tezhip, hat, minyatür, musiki, edebiyat... Bütün bu alanlarda, dillerde Ünver, 'uzman' ve sanatkâr olarak bir üstad, bir mektep haline gelmiş. Tıp fakültesinden bazen hekim çıkar, derler; Hatemi ve Ünver, bunu en çok doğrulayan iki isimdir. Ünver, Fransızca, Arapça ve Farsça biliyor. Üflediği ney, ayrılıklardan şikâyet eden kamil insan. Yaşamıyla, bizatihi insanın yetkin örneği. Ali Kuşçu'ya ilişkin de kitabı var, Karahisari'ye dair de. Tıp tarihi kürsüsü de onun eseri. Hüsrev hocanın şu dörtlüğü, belki de onun gibi yetkin insanların halleri için söylenmiştir: 'Sevgi, acıyı öğrenmektir/Tüm bencilliklerden iğrenmektir//Bir özge kurbanlığa olup talip/Her an, her saniye doğranmaktır'

Bu, İmam Hüseyin ahlakıdır. 'İyiliğe iyilik, kötülüğe iyilik'le karşılık vermektir. Bu, ne yerinmek, ne sevinmektir. Çünkü aklı başında olan insan ne dünya işlerinden kazandığına sevinir, ne kaybettiğine üzülür. Bu, birlik düzeyidir. Bu hafta sonu Erbil'de Abant Platformu toplandı. Türkiye'den onlarca akademisyen, aydın, okur-yazar Erbil'e gitti. Geçen yıl, Bolu'da konuşulan Kürt sorunu, bu yıl, Kürtlerin, Türkmenlerin ve Arapların yaşadığı kritik bir bölgede dile geldi. Erbil toplantısı, çok değerli bir adım oldu. Bizim geleneksel diplomasi dilimizin ve anlayışımızın yenilenmesi gerektiği bir kez daha görüldü. Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların, Ermenilerin, Süryanilerin... bölgede ve Ortadoğu havzasında yaşayan farklı etnik ve dinî toplulukların barış ve esenlik dolu bir geleceği nasıl inşa edebileceklerine ilişkin son derece kıymetli düşünceler serdedildi, tartışmalar yapıldı. Empatik ve diyalojik bir dilin inşasının gereği bir kez daha anlaşıldı, ifade edildi. Erbil, Osmanlı döneminde, 19. yüzyıl başlarına değin, Bağdat'a bağlı bir kaza merkezi.

Bağdat ve Basra, iki Osmanlı kenti. Irak, yakın sayılabilecek bir zamana kadar, medeniyetimizin birkaç şehrinden, Musul, Bağdat ve Basra'dan ibaret. 2003'ün Mart'ından bu yana, Irak, Osmanlı sonrası tarihinin en kirli, en kanlı, en kaotik dönemini yaşıyor. Irak, medeniyetimizin en yaygın üç dilinin konuşulduğu (Arapça, Türkçe, Kürtçe), müştereklerimizin çok olduğu bir coğrafya.

Erbil'deki bu toplantı, bizim kadim medeniyetimizin, ortak tarihsel belleğimizin, aynı ruh ikliminin hareketlenmesi açısından da son derece anlamlı ve önemliydi. Osmanlı döneminde, 'uzak'tan kinaye Irak denilen bu bölge, bugün, bizim için artık son derece yakın. Bu yakınlığın temelini bilgelik oluşturuyor; bu tarihsel hafızada, Bağdat ve Basra'da bir zamanlar yaşamış onlarca büyük bilge yatıyor. Hasan-ı Basri, Cüneyd-i Bağdadi, Geylani, Tusi, Fuzuli, El-Kindi, Farabi, Nizamülmülk, Fuzuli, bunların birkaçı.

Mezopotamya uygarlığının, Abbasilerin, Harun Reşid'in, Binbir Gece'nin iklimi burası. Bizim durdurulmuş olan medeniyetimizin, kardeşlik hatıralarımızın coğrafyası. Türkiye'nin geleneksel dış politikasında bir değişim yaşanıyor. Eskiyen, pörsüyen, yanılan yanlarımız değişiyor; Türkiye, köhnemiş, tutuk ve güdük yanlarından kurtuluyor, daha dinamik, çok boyutlu bir eğilim, bir tutum belirginleşiyor. Avrupa veya Amerika merkezli algı kırılmaya başladı. Dünyanın manevi merkezi neden İbn Arabi'nin kutlu bedeninin yattığı Şam olmasın! Niçin arzın ruhu Mekke, kalbi İstanbul denmesin. Neden Üsküp veya Bağdat, durdurulmuş olan kadim medeniyetlerinin dinamikleriyle tekrar buluşmasın? Şeyh el-Alevi'nin göz kamaştıran bilgeliği, Mağrib'e hayat vermesin. Risale-i Nur'un modern zamanlarda yeniden kurduğu o büyük bilgelik neden dünyamızın çürüyen, pörsüyen yanlarını onarmasın, insanın büyük uygarlığını tekrar inşa etmesin? Bizim İran'la, Mısır'la, Pakistan'la, Çin'le, Özbekistan'la, Tunus'la, İspanya'yla, İtalya'yla; büyük hikâyemizin aynı olduğu o coğrafyalarla ilişkilerimiz neden güçlenmesin, gelişmesin, barış ve esenlik yönünde büyümesin, derinleşmesin? Aynı göğün altındayız. Aynı büyük hikâyenin içinden geliyoruz. Aynı iklimin çocuklarıyız. Modern zamanlarda beliren çatışma alanlarını yok etmemiz mümkün değil mi? Doğu'yla da Batı'yla da ilişkilerimizi, medeniyet ekseninden yeniden inşa etmemiz, 'çıkar'a ve çatışmaya değil, bilgeliğe, insanlığa, iyiliğe, hayra ve hakikate dayalı ilişkiler kurmamız gerekmiyor mu? Kendimize ve ötekine acı vermeden yaşamak hayatın asli gayesi değil mi? Bireysel ve toplumsal egomuzun dürtüleriyle, ihtiraslarıyla davranmak yerine Yaratıcı'nın yüksek huzurunda insana yaraşır bir sadelik, bir olgunluk, bir adalet ve merhamet duygusuyla ilişkiler kurmamız, mevcut ilişkilerimizi gözden geçirmemiz, düzenlememiz mümkün değil mi? Hüsrev Hoca'nın dediği gibi, 'Uzak kentlerde, gözler... Birlikte götürülen/Sıcak ya da soğuk bakışlı gözler/Bakmağa başlayınca ruhumuza.../Anılar yüklenir kadırgalara//Korsanlı ve tehlikeli denizlere/Gönderilirler ve dönmez çoğu/-Dönmemelerini biz istedikti- //Bütün girdaplara sebep kendimiz.../Sevgiler Tanrı'dan armağan ise/Kavgalar sade bizim eserimizdir." Dünyanın üçüncü büyük petrol havzası olan bölgedeki kavga, 2003'ten bu yana iki milyona yakın insanın ölümüne neden olan kanlı, kirli saldırıların merkezinde sadece kimlik sorunları, bir arada yaşama meselesi yok, petrol ve diğer unsurlar da var. Bölgeye 'demokrasi getirme'yi kendisine görev edinmiş caniler var.

Sagopa Kajmer'in dilinden dinleyelim: "Topalla gezen aksamak öğrenir,/ Abanın Kadri yağmurda bilinir ve hatıra silinir (Sagopa Kajmer, Hey Sago hadi). Ana gibi Yar olmaz, Bağdat gibi Diyar olmaz ama Bağdat bombalanır. [bummm] (yoo Sagopa K.) Hey hadi, hadi söyle, hadi söyle. Kimin yaşıyacağına kim karar veriyor? Kimin ölüceğine kim karar veriyor? Bu savaş anlamsız. Bana bakın burda duruyorum ve üstüme tek bir kurşun bile gelmiyor. Bir tane bile gelmedi. Neden!?! Peki neden hepsinin ölmesi gerekiyor? Burda durabiliyorum görüyorsunuz."

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1391

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. Yazan ömer hakan yavaşoğlu 22-02-2009 22:30 - Misafir
 
 
MEDENİYETİMİZ,VAHDET ÇORBASI PİŞİRİYOR..
ÖNCELİKLE MEDENİYETİMİZİN İNŞASINDA ÇOK BÜYÜK BİR PAY SAHİBİ OLAN, 
HAZERFAN - ÜSTAD SÜHEYL ÜNVER HOCAMIZI RAHMETLE ANIYORUM,O HALA YAŞAYAN BİR ÖRNEK-ABİDE YÜREĞİMİZDE... VE HALA HAYATTA OLAN VE ETRAFINI BİRÇOK YÖNDEN AYDINLATTIĞI-ŞİFA ARACI OLDUĞU HALDE ,TOPLUM İÇİNDE ERİYİK YAŞAYAN(PEYGAMBERİ DURUŞ) YETKİN BİR ŞAİR-BİLGE,TIP ADAMI OLAN HATEMİ HOCAYI DA ŞÜKRANLA VE SELAM LA YÜREĞİMDEN SELAMLIYOR,DUALAR EDİYORUM... 
EVET GERÇEKTEN, VAHDET ÇORBASI İÇİN ERBİL MUTFAĞI BİÇİLMİŞ KAFTAN..TARİHİN IRMAĞI DEĞİŞİYOR GERÇEKTEN,HERŞEY ASLINA RÜCU ETMELİ DEĞİL Mİ? ZATEN...BU NOKTADA ÜLKEMİZDEN ERBİL E HATIRISAYILIR,AYDIN-GAZETECİ-ŞAİR,EDEBİYATÇI GİDİP ORADA CESURCA BİRBİRİLERİNE KARŞI,HERTÜRLÜ ÖNYARGIDAN ARINMA NİYETİYLE KALPLERİNİ-BEYİNLERİNİ BİRBİRİLERİNE AÇTILAR...ÖNCELİKLE ONLARI VE ORGANİZASYON GÖREVLİLERİNİ CAN Ü GÖNÜLDEN TEBRİK EDİYORUM. ABANT PLATFORMUNUN ÇOK ÖNEMLİ BU ADIMI, HZ.İNSAN LARDAN OLUŞAN ŞU İNSANLIK AİLESİNE,ÜSTADIN İFADESİYLE DURDURULMUŞ MEDENİYETİMİZİ HAREKETE GEÇİRME NOKTASINDA , BİZ MİRASYEDİLERİN, KALBİNE-RUHUNA KATIŞIKSIZ-SAF BİR SEVGİ, SELİM AKIL VE BEDENLERİMİZE DE AKSİYON OLARAK GERİ DÖNER İNŞAALLAH... 
MEDENİYET İNŞASINDA KENDİSİNİ SORUMLU HİSSEDEN HER SAMİMİ AYDIN IMIZIN (AYDINSI LARIN DEĞİL),BU VAHDET ÇORBASINA KARINCA-KARARINCA,GÜCÜ NİSBETİNDE BEHEMEHAL KATKIDA BULUNMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜRKEN, MÜDDESİR SURESİNDE EMREDİLEN AKTİF İYİ OLMA NIN ANCAK BÖYLESİ KADER-DENK ZAMANLAR İÇİN ÇOK DA UYGUN OLACAĞI KANAATİNİ TAŞIYORUM... 
SEVGİLİ ÜSTADIMIZA BİR KERE DAHA TEŞEKKÜRLER...SELAMLAR...SEVGİLER...HÜRMETLER,BİZ MEDENİYET MİRASYEDİ LERİN RUHUNA,CAN VERİP DİRİLTTİĞİ İÇİN...
 
2. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 01-03-2009 16:16 - Misafir
 
 
Görecekmiyiz o günleri
'Niçin arzın ruhu Mekke, kalbi İstanbul denmesin. Neden Üsküp veya Bağdat, durdurulmuş olan kadim medeniyetlerinin dinamikleriyle tekrar buluşmasın? Şeyh el-Alevi'nin göz kamaştıran bilgeliği, Mağrib'e hayat vermesin. Risale-i Nur'un modern zamanlarda yeniden kurduğu o büyük bilgelik neden dünyamızın çürüyen, pörsüyen yanlarını onarmasın, insanın büyük uygarlığını tekrar inşa etmesin? Bizim İran'la, Mısır'la, Pakistan'la, Çin'le, Özbekistan'la, Tunus'la, İspanya'yla, İtalya'yla; büyük hikâyemizin aynı olduğu o coğrafyalarla ilişkilerimiz neden güçlenmesin, gelişmesin, barış ve esenlik yönünde büyümesin, derinleşmesin? Aynı göğün altındayız. Aynı büyük hikâyenin içinden geliyoruz. Aynı iklimin çocuklarıyız. Modern zamanlarda beliren çatışma alanlarını yok etmemiz mümkün değil mi? Doğu'yla da Batı'yla da ilişkilerimizi, medeniyet ekseninden yeniden inşa etmemiz, 'çıkar'a ve çatışmaya değil, bilgeliğe, insanlığa, iyiliğe, hayra ve hakikate dayalı ilişkiler kurmamız gerekmiyor mu? Kendimize ve ötekine acı vermeden yaşamak hayatın asli gayesi değil mi?'kaleminden bal damlıyor gönlümüze serbet oluyor.o günler de gelecek siz ve sizin gibi yol göstericiler sayesinde Allah'ın yardımı ile
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

Facebook

Son yorumlar

Kürt Dilinde Tasavvuf
MOLLA İ CEZERİNİN KÜRTÇE DİVAN NI KİTAP OLARAK ALMAK İSTİYOR...
25/01/12 21:17 Dahası...
@ GÜLŞİN

Sadık Yalsızuçanlar ile...
özdeş ruhlar
Değerli Kalemşah ekibi, Handan Güler ve Sadık Hocam... Özdeş...
05/01/12 21:37 Dahası...
@ süheyla yıldırım

Hiç yayınlandı
kitap çok guzel.. Yazarımız Sadık YALSIZUÇANLAR'ın ellerine ...
02/01/12 16:00 Dahası...
@ feyza

Sadık Yalsızuçanlar ve "Anka...
haticenesibe
çok güzel :grin :grin :grin :grin
02/01/12 16:00 Dahası...
@ hacer

Aşkı bilmek isteyen Mevlâna ol...
Müstefid
Allah razı olsun müstefid oldum. Muhabbetle üstadım...
09/12/11 22:19 Dahası...
@ kadir

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


Son Okuduklarım

Arama motorları akla zarar mı?
18.07.2011 20:06
Aşağıdaki satırlarda okuyacağınız makalede vermeye çalıştığım mesajla bilgisayar başında yaşadığım durum çelişiyor olsa da,... Devamını oku...
Imam 'Ali in der islamischen Gnosis - Teil 4 | Über die Liebe und Gefolgschaft
29.04.2011 17:35
Verehrte Leser, lange haben wir unseren Blog nicht angefasst. Es waren äussere Umstände die unsere lange Abstinenz veranlasst haben.... Devamını oku...
Anadolu Nefesi
29.04.2011 17:27
Ondörtbin yıl gezdim pervanelikteSıtkı ismin duydum divanelikteİçtim şarabını mestanelikteKırkların cem'inde dara düş... Devamını oku...
Haktır Allahım Muhammed mahım
29.04.2011 17:24
Haktır Allahım Muhammed mahım Ali'dir şahım efendim Allah eyvallah Fatıma Zehra Hatice Kübra Nuri kibriya efendim Allah eyvallah ... Devamını oku...
Devriyye
29.04.2011 17:21
(18) Âşık, gel, cân kulağıyla bu sözleri duy. Gel, insanın aslı nedir anla. Sırları ulu orta yerde anlatma.... Devamını oku...
Denizlili Mehmet Emin Efendi
05.04.2011 21:54
Hakk’ın insâna gelinceye kadar girmediği hiçbir şekil ve bir sûret ve bir renk kalmamıştır. Çünki bir ağacın... Devamını oku...
Su Uğultusu
02.03.2011 22:12
Öğleyi hızla geçerek bir ayrılık ikindisine uğruyor zaman. Yaşlı ve yorgun ruhum vedalaşıp uzaklaşıyor gölge ve ışıktan ... Devamını oku...

YENİ ALBÜM

Haberdar ol

E-Bülten'e abone ol

ÜYE GİRİŞİ






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şuanda 22 konuk çevrimiçi

Konan, göçen

mod_vvisit_counterBugün58
mod_vvisit_counterDün118
mod_vvisit_counterBu hafta1407
mod_vvisit_counterBu ay755
mod_vvisit_counter[07.08.08'den]358290

BİRLİK