JA slide show
Anasayfa
Onların gözü, 'büyük sanatkârlık'taydı...
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
27.08.2008 19:40
 Geçtiğimiz günler, modern Türk şiirinin iki büyük isminin ölüm yıldönümüne tanıklık etti: Necip Fazıl ve Nazım Hikmet. İkisi de, 'idealleri uğruna yaşamı hiçe sayan'lardandı.
Yirmialtı mayıs bindokuzyüzdörtte İstanbul'da başlayıp, yirmibeş mayıs bindokuzyüzseksenüçte yine aynı büyülü şehirde son bulan bereketli yaşamının özeti belki de şu dizeleridir Necip Fazıl Kısakürek'in: 'Ver cüceye onun olsun şairlik/Benim gözüm büyük sanatkârlıkta'. Şairliği-şiiri küçümseyen, Hz. Mevlânâ'nın, Yunus Emre'nin, Niyazi Mısri'nin, İmam-ı Rabbani'nin izini süren bir büyük sanatkârın sözleridir bunlar. Necip Fazıl'ın, edebiyatla, siyasetle, toplumsal ve ahlaki ideallerle, kavgalarla, tasavvuf irfanıyla, modernleşmeye ilişkin köktenci ve dışlayıcı soruşturmalarla, kumarla, bohemlikle, 'beni kimsecikler okşamaz madem/öp beni alnımdan sen öp seccadem'de dile gelen nurani secdelerle geçen o zengin ve dolu dolu yaşamı bize onlarca kıymetli eser bıraktı.
Üstad, 'surda açtığı gedik'ten esen 'kahpe rüzgâr'a karşı, bir yandan toplumun kalbindeki yangını söndürmek için uğraştı, diğer yandan, modern edebiyat tarihimizde eşi benzeri olmayan bir bireysel derinlik ve özerklik içinde yaşadı. Her gerçek şair gibi, onun da kalbinde bir bilge ve bir çocuk sürekli konuşup durdu. Onun en sevdiğim dizeleri arasında şunlar daima başı tutar: 'Al eline bir değnek/Tırman dağlara şöyle/Şehir farksız olsun tek/Mukavvadan bir köyle

Uzasan göğe ersen/Cücesin şehirde sen/Bir dev olmak istersen/Dağlarda şarkı söyle'

Necip Fazıl, dağlarda şarkı söyleyen bir şehirliydi. Şehir bütün gerilim ve çelişkileriyle, şiirinde şiddetli bir muhasebe imkânına kavuşurken, bir yandan da, bağlandığı Arvasi hazretlerinin kalbinden kendi kalbine akan Muhammedi nur ile yıkanıyordu.

Üstad'ın, modern şiirimize en büyük armağanı olan Çile'sini sükuna erdiren ve onu manevi sekinetin kalbine çeken de bu nur idi. Bu sırların bir kısmını, 'Çöle İnen Nur'da ve 'Tanrı Kulundan Dinlediklerim'de ayrıca nakış nakış örecekti. Necip Fazıl, 'cüce şairlik'le, 'büyük sanatkârlık' arasındaki ayrımı erken yaşta fark etmişti ki, bize, Örümcek Ağı, Kaldırımlar gibi başyapıtları yine ömrünün ilkbaharında sundu. Her biri birer ölümsüz epope olan Sakarya Türküsü ve benzeri örneklerde açımlayacağı ruh değişiminin tohumlarını bu dönemde aramak gerekir. Böyledir, insan, ilk söylediği ile son söyleyeceğini haber verir. Necip Fazıl'ın şiirsel yaşamını 'şair-sabık şair' diye ayıranlara kısmen hak vermekle birlikte, bunun pek isabetli ve kullanışlı olmadığını düşünüyorum. Bu, bize, trajik dünya görüşünün musallat ettiği bir zihinsel yarılmadan ileri gelmektedir. Bizim, gelenekle bağlarımızın köktenci biçimde koptuğu bir zamanda, kendi ifadesiyle, 'ahir zaman'da bu destansı ömre başladı ve o görkemli şiirleri yazdı Necip Fazıl.

Nazım Hizmet ise, 'materyalist' bir şair olmasına rağmen, özellikle rubaileri ile, irfani gelenekle zaman zaman yolu kesişen ve Türkçeyi kusursuz biçimde kullanan, şiirinin müzikal yapısı sağlam bir şairdi. "Sevgilimin hayali dile geldi aynanın üzerinde/'O yok, ben varım' dedi bana günün birinde/Vurdum, düştü parçalandı ayna, kayboldu hayal/Ve lakin çok şükür sevgilim duruyor yerli yerinde" Ayna inisiyatik bir imgedir. Bir bakıma varoluş aynanın sırrındadır. Sırrı dökülen ayna, ayna olmaktan çıkar. Cam, sırrı olmayınca ayna olmaz. Ayna mücella değilse gerçeği yansıtmaz. Bu yüzden bilgelerin üç temel niteliğinden biri, 'safiiyyun' olmalarıdır. Sevgili ile hayalinin farklı algılanışı, bana 'itikad'ın tüm yalınlığı içinde bile bir tür sınırlama oluşunu çağrıştırıyor. Akd, yani düğüm, ukde, düğümlemek, bağlamak, bir kayda bağlamak, tarif etmek, nitelemek... Algıladığımız 'şey' ne olursa olsun, 'itikad'ımızla, sınırlarımızla kayıtlıdır. Şeyler itikadımıza sığar ve oradaki görünümleri kadardırlar. Oysa sevgili gerçek nitelikleriyle hangi itikada, hangi sınırlara sığabilir ki! Tam da burada şu rubaiyi okuyabiliriz: 'Muşambanın üstüne resmini bir kerecik çizdim ama/Günde bin kere resmin çıktı bende tepemden tırnağıma/Fakat ne tuhaf şey hayalin ondan daha çok kalacak/Benden uzun ömürlüdür muşamba...' Bu kez hayalin gerçekten daha 'uzun ömürlü', daha gerçek olduğu yönünde bir düşünceyle karşılaşıyoruz. Gündelik yaşamın içinden bir nesnenin, muşambanın üzerine çizilen bir resim (tersim, kader tersimi, ilk soyutlama adımı) birden binlerce çoğalarak, tepeden tırnağa kadar yayılıyor ve sirayet ediyor. Sevgilinin hululü. Şair, aşkın olana doğru yürümeyi hemen terk ederek muşambaya dönüyor, orada hayalin daha sürekli olacağını belirterek ömrünün kısalığına bir hüzün notu düşüyor. Öyle ya sevgi ölüm gibi güçlüdür. Ölüm deyince, rubailerden şu düşüyor dile: 'Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha/Güzelim dünya elveda,/Ve merhaba kainat...'

Eğer şairin 'kainat'ı, el-alem değilse, bu sıradan bir kelime tercihi ise veya yine müphem, belirsiz bir uzama gönderme yapıyorsa, denilebilir ki Nazım Hikmet, 'inançsızlığın inancı'nda türünden genelgeçer bir nitelemeyi hak ediyor. Evet, dünya geçicidir, Pir Sultan'ın nefesiyle, 'dünya durulmaz'... Hem bir köprüdür, oraya yerleşil(e)mez, hem de kaotiktir, iyilikle kötülük karışıktır ve asla durulmaz... Durulma ancak dünyanın da bağlı olduğu kayıtların tümüyle yok oluşundan sonra mümkündür. Dünyaya elveda demek kainata merhaba demektir, doğru, ama o 'kainat' nasıl bir mekanettir? Rubailer arasında en lirik ve romantik olanı şudur : 'Öptü beni ve bunlar kainat gibi gerçek dudaklardır, dedi./Bu ıtır senin icadın değil, saçlarından uçan bahardır, dedi./İster gökyüzünde seyret ister gözlerimde/Körler onları görmese de yıldızlar vardır, dedi.' Burası biraz daha dağ havası, bahar şenliği. Dudakların kainat gibi gerçek olması, ıtırın bir faninin icadı olmaması ve baharın saçlardan uçacak kadar kalbimize yakın durmasının gökteki yıldızlarla bir ilgisi olmalı. Gök(ler), aşağı alemi olan arzı çevreler ve kuşatır. Gökle çevreliyiz, der Heidegger, evet arziyiz, geçiciyiz lakin göklerle çevriliyiz. Gözünü kapayan kendine gece yapar. Körler onları görmese de yıldızlar vardır, bunu biliriz. Yıldızlarda nebiler ve bilgeler oturur. Her seyyare veya yıldız, bir kamil insanın mekânıdır. Ve birer mazmundurlar. Ve nihayet 'maddeci' olmayan, bir Mısri nefesini hatırlatan bir rubai: 'Bu bahçe, bu nemli toprak, bu yasemin kokusu, bu mehtaplı gece/Parıldamakta devam edecek ben basıp gidince de/Çünkü o ben gelmeden, ben geldikten sonra da bana bağlı olmadan vardı/Ve bende bu aslın sureti çıktı sadece...' Şairin rubailerindeki Mevlânâ ve Hafız etkisi en çok bu dörtlükte kendisini gösteriyor.

Evet varolanda aslın sureti çıkar. İnsan, sırrın özetidir. Allah, sırların sırrıdır, sırru'l-esrar'dır. Mutlak bilinemez olandır, tecellisi hangi gönüle nasıl yansırsa o kadarıyla bilinir. Bilmek eylemektir zira. 'Senin bildirdiğinden fazlasını bilemeyiz' denmiştir. İnsan, varoluşun sırrı, kainatın meyvesidir. Meyveden kasıt da çekirdektir. Zira onunla iş başa döner.

Erginlik anlamına gelen Arapça, 'büluğ', 'meyve vermek' manasınadır. Büluğa ermek yani belağa fiili örneğin ağaçlar için de kullanılır. Ağaç çiçeklenip meyveye durunca, 'ağaç erdi' derler. Bu, onun meyvesinin yani çekirdeğinin açığa çıkmasıdır. Bu meyanda çocuk için de babanın sırrının açılması denmiştir. Çocuk, ebeveynin sırrıdır. İnsan, yani kâmil insan, kainatın hem özü-özeti hem mümessili hem maksadının nesnesidir. Bilinmek istemek sırrı insanla gerçekleşir. Varolanlar, nehrin yüzeyindeki kabarcıklar/yakamozlar gibi yanıp yanıp söner, gelir giderler lakin şairin dediği gibi sır 'parıldamaya' devam etmektedir. Bu sır insan olmadan da vardı, yok olduktan sonra da sürecektir. Nazım Hikmet'in özellikle rubaileri, lirik veya politik şiirlerinden hayli farklıdır. Ondaki gizemcilik ve irfani nitelikler/çağrışımlar daha çok rubaileri söz konusu edilerek okunabilir/tartışılabilir.


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1133

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

Facebook

Son yorumlar

Kürt Dilinde Tasavvuf
MOLLA İ CEZERİNİN KÜRTÇE DİVAN NI KİTAP OLARAK ALMAK İSTİYOR...
25/01/12 21:17 Dahası...
@ GÜLŞİN

Sadık Yalsızuçanlar ile...
özdeş ruhlar
Değerli Kalemşah ekibi, Handan Güler ve Sadık Hocam... Özdeş...
05/01/12 21:37 Dahası...
@ süheyla yıldırım

Hiç yayınlandı
kitap çok guzel.. Yazarımız Sadık YALSIZUÇANLAR'ın ellerine ...
02/01/12 16:00 Dahası...
@ feyza

Sadık Yalsızuçanlar ve "Anka...
haticenesibe
çok güzel :grin :grin :grin :grin
02/01/12 16:00 Dahası...
@ hacer

Aşkı bilmek isteyen Mevlâna ol...
Müstefid
Allah razı olsun müstefid oldum. Muhabbetle üstadım...
09/12/11 22:19 Dahası...
@ kadir

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


Son Okuduklarım

Arama motorları akla zarar mı?
18.07.2011 20:06
Aşağıdaki satırlarda okuyacağınız makalede vermeye çalıştığım mesajla bilgisayar başında yaşadığım durum çelişiyor olsa da,... Devamını oku...
Imam 'Ali in der islamischen Gnosis - Teil 4 | Über die Liebe und Gefolgschaft
29.04.2011 17:35
Verehrte Leser, lange haben wir unseren Blog nicht angefasst. Es waren äussere Umstände die unsere lange Abstinenz veranlasst haben.... Devamını oku...
Anadolu Nefesi
29.04.2011 17:27
Ondörtbin yıl gezdim pervanelikteSıtkı ismin duydum divanelikteİçtim şarabını mestanelikteKırkların cem'inde dara düş... Devamını oku...
Haktır Allahım Muhammed mahım
29.04.2011 17:24
Haktır Allahım Muhammed mahım Ali'dir şahım efendim Allah eyvallah Fatıma Zehra Hatice Kübra Nuri kibriya efendim Allah eyvallah ... Devamını oku...
Devriyye
29.04.2011 17:21
(18) Âşık, gel, cân kulağıyla bu sözleri duy. Gel, insanın aslı nedir anla. Sırları ulu orta yerde anlatma.... Devamını oku...
Denizlili Mehmet Emin Efendi
05.04.2011 21:54
Hakk’ın insâna gelinceye kadar girmediği hiçbir şekil ve bir sûret ve bir renk kalmamıştır. Çünki bir ağacın... Devamını oku...
Su Uğultusu
02.03.2011 22:12
Öğleyi hızla geçerek bir ayrılık ikindisine uğruyor zaman. Yaşlı ve yorgun ruhum vedalaşıp uzaklaşıyor gölge ve ışıktan ... Devamını oku...

YENİ ALBÜM

Haberdar ol

E-Bülten'e abone ol

ÜYE GİRİŞİ






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şuanda 9 konuk çevrimiçi

Konan, göçen

mod_vvisit_counterBugün157
mod_vvisit_counterDün182
mod_vvisit_counterBu hafta520
mod_vvisit_counterBu ay1408
mod_vvisit_counter[07.08.08'den]358942

BİRLİK