JA slide show
Anasayfa arrow Güzerân arrow Yazılar arrow 'Bir gönüle iki sevda sığmaz'
'Bir gönüle iki sevda sığmaz'
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
21.12.2008 23:18
 Bediüzzaman'ın 'Dünyayı kesben değil, kalben terk etmek evladır.' sözünü çok severim. Bu, insandaki ilahi merkez olan kalbin asıl sahibinin Allah olduğunu söyler.

Orası, Sahibi'nin teşrifine hazır olmalıdır. Yani gayrdan arınmalıdır. Dünyayı fiilen terk etmek imkânsızdır, o halde asıl terk kalpte olacaktır. Büyük bilge Rabia günlerdir su ile iftar ve sahur etmekten bitap düşmüştür. Akşama doğru komşusu yaşlı kadın bir kap yemek getirir. Almak istemez.

Yerde yığılıp kalmış halde, göğe bakar, 'yetmedi mi?' diye seslenir. Kalbine bir kelime siner : 'İste, bütün dünyayı sana vereyim...' Gözleri bir an parlar. Fakat sevinci kursağında kalır. 'Bu durumda, senden kırk yılını geri alırım...' Kırk yıldır zühd içinde yaşamaktadır. 'Zira bir gönüle iki sevda sığmaz...' Yaşamımıza yön verdiğini sandığımız o hadisi anar dururuz: 'Yarın ölecekmiş gibi ahiret yurdu için, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışın.' İyi güzel de, bizler genellikle bunun ikinci yarısını dikkate alırız. Oysa insanın kalbini asıl yatıştıran, onu tümüyle Sahibi'ne iade etmektir. Kalbimizdeki en küçük dünya tortusu, bizi, bütün Rububiyet vehimlerinden arınmamızı gerektiren kulluk düzeyine erişmekten alıkoyar. Hele yoksulluğun yaygınlaştığı, tabakalar arasındaki uçurumun büyüdüğü, zenginliğin bizatihi bir değer olarak algılandığı bir zeminde... İşin doğasında bir yatışmaz yapı var demek ki. Zenginleşmeli, hizmet etmeli... Bu önerme çoğu zaman tersine de işleyebiliyor. Zenginlik bizatihi istenen bir şey haline geldiğinde amaca dönüşebiliyor. Oysa, İbn Arabi'nin dediği gibi 'neye talipsen osun' ve, 'bir şeyi elde etmek istiyorsan onu terk et.' terk ettiğin şey mutlaka sana döner... Bu satırları yazmama sebep, bu ayda doğup ölen büyük Akif'in 'Kocakarı ile Ömer' hikâyesini tekrar okumam. Özellikle yönetici elitlerin okumasını salık veririm. Özellikle de, 'Kenâr-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu,/ Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer'den onu!' dizelerini.

Sizler için fakirlikten korkmuyorum...

Aralık ayı bir Hz. Mevlânâ'ya, bir de Akif'e yuvalık ediyor. Bugünlerde Akif'i yeniden yeniden okumanın vaktidir. Hele de andığım hikâyeyi. Bediüzzaman'a, 'İslamiyet ehl-i ilmin ve fukaranın kalesidir' sözünü hangi gerekçe söyletti bilmiyorum, ama, evsizler, göçmenler, sokaktakiler, yoksullar, zayıflar, hastalar, yetimler, dullar, sahipsizler, düşkünler, çaresizler, çocuklar, yaşlılar... bir ülkede insanlığın hicranı olan bu zümre mutsuz ise, kendisini sahipsiz hissediyorsa, Müslümanların dilinden zenginliğe dair sözler düşmüyorsa durum hiç de içaçıcı değildir. Evsizliği, modern teknolojinin bir semptomu olarak gören Heidegger'e tümüyle katılmak mümkün değil. Yoksulların mesken tutmayı bilmemeleri, evin çağrısına sağırlaşmaları, bizim gibi çarpık kapitalist memleketlerde, ontolojik olarak bir 'yerleşme' sorunu olmaktan çok, adaletsizlikle, servetin birilerinin lehine/aleyhine birilerinde birikmesi dolayısıyla kirlenmesiyle ve bizatihi zulmün bir aracı haline gelmesiyle ilgilidir. Derrida'nın hatırlattığı gibi, mesken tutmak varoluşun koşulu olmadığı gibi, meskensizlik de anlamsız bir varoluş değildir.

O halde bir gönüle iki sevdanın sığmayacağını öğrenmeksizin hakiki anlamda mümin olmak da imkânsız görünüyor. Dünya bir emanet, içindekiler minnetsiz koparacağımız mülkümüz değil. Biz bu muazzam varoluşun içinde, O'nu temsilen, adalet ve merhameti koruma isteğiyle donanmış fanileriz. Bunu bize sık sık hatırlatan Mehmed Akif gibi dervişleri can kulağıyla dinlemeliyiz:

'(...) Kadın ne söyledi, Abbas, işitmedin mi demin?/ Yarın huzûr-i İlâhide, kimseler, Ömer'in/Şerîk-i haybeti olmaz, bugünlük olsa bile;/Evet, hilâfeti yüklenmiyeydi vaktiyle./Bir ihtiyar kan bî-kes kalır, Ömer mes'ûl!/Yetîmin, girye-i hüsrân alır, Ömer mes'ûl!/Bir âşiyân-ı sefâlet bakılmayıp göçse:/Ömer kalır yine altında, hiç değil kimse!/Zemîne gadr ile bir damla kan dökünce biri:/O damla bir koca girdâb olur boğar Ömer'i!/Ömer duyulmada her kalbin inkisârından;/Ömer koğulmada her mâtemin civârından!/Ömer halife iken başka kim çıkar mes'ûl?/Ömer ne yapsın, İlâhî, beşer zalûm ü cehûl!/Ömer'den isteniyor beklenen Muhammed'den.../Ömer! Ömer! Nasıl aldın bu bârı sırtına sen?(...)'

Bir mazlumun, bir yoksulun, bir kimsesizin ahı düşerse toprak kirlenir, zulme batar ve koca bir girdap haline gelerek başta yönetici seçkinler olmak üzere zenginleri boğar. Akif, Hz. Ömer'in taşımakta zorlanacağı bu ağır yüke sesleniyor yüzyıllar sonrasından. Bugüne de, bize de sesleniyor, boynumuzdaki vebali göstererek... Bir gönüle iki sevda sığmayışının işareti bu. Geçenlerde Ahmet Altan'ın Haram yazısında yeniden hatırlattığı gibi, kamu parasını kullanırken mutlak adalet duygusunu kuşanmış olmak gerekiyor.

"Benden sonra size dünya nimetlerinin ve ziynetlerinin açılmasından (gönlünüzü onlara kaptırmanızdan) korkuyorum." Bu uyarıya her zamankinden daha çok muhtacız. "Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi vardır, ümmetimin fitnesi (imtihan vesilesi) de maldır." Bunun gibi Nebevi uyarılara... "Altın, gümüş, kumaş ve abaya kul olanlar helâk oldular. Eğer onlara istedikleri verilirse hoşnut olur, verilmezse hoşnut olmazlar."

"...Sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum."

"Bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, mala ve mevkiye (aşırı) düşkün bir adamın dinine verdiği zarardan daha büyük değildir."

Yoksulların hikâyelerini bize en güzel anlatan Latife Tekin'e kulak vermeli bir de: 'Yoksulluktan ışıklı bir durum olarak söz ettiğimde, görüyorum, sefaleti yüceltiyormuşum gibi yüzlerini buruşturuyorlar... Sesim ince bir dumana, sonra bir cine dönüşüp mallarını mülklerini çarpacakmış gibi kirpik telaşıyla bakışlar boşluğa... Bir yutkunma, bir soluk kaçırma şiddeti; yoksulluğumu sevdim seveli gözler kapanıyor yüzüme, kalbimin derinliklerinde sessizce patlayan bir şiddet, neredeyse ilk gençliğimden beri bu şiddete karşı cebimde bir kurbağayla dolaşıyorum, yoksulluk bilgisi dediğim küstah bir kurbağayla... Pek de acele etmeden çekip giderim ve havada yabansı bir vıraklama sesi asılı kalır... Yoksulluk, bir yaşam biçimi olarak seçilebilir, dünyada kendiliğinden var olan şeylere eklenerek sessiz, sade, mutlu bir yaşam sürebilir insan, azla yetinme konforunu isteyebilir... Yaşamak için hiç de gerekli olmayan nesneleri satın almak için, ömrünüzü satmamayı seçebilirsiniz pekâlâ, mümkün olduğunca kaçınabilirsiniz bundan ve kaçınabildiğiniz ölçüde de özgür olursunuz. Yoksul bir hayatın içine doğmuş olan insanlar, bir masal sessizliğinde yaşayıp gidebilir, sürekli olarak hayatlarının kötülendiği, onları dışarı çağıran, zalimce bir aşağılamaya, propagandaya maruz kalmasalar... Ne yazık ki.'
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1288

Yorumlar (7)
RSS yorumları
1. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 23-12-2008 19:02 - Misafir
 
 
gören göze duyan kulağa tekrarlar
Yazarımız sade bir şekilde her zamanki mümemmelliyetciliğini yazısına aksetmiş.Gören gözler ve işiten kulaklara bir tekrar yapmış.Ama bizim asıl sorunumuz güzellikleri görmeyen,duymayan ve işitmeyenlerle onlara ne yapabiliriz. 
Diyojenden bir alıntı(Yoksul Diyojen, dar bir sokakta, kibirli bir zenginle karşılaştı. İkisinden biri kenara çekilmedikçe, geçmek mümkün değildi. Kibirli zengin, hor gördüğü filozofa "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" dedi. 
Diyojen, hemen kenara çekilerek, gayet sakin bir şekilde şu karşılığı verdi: "Ben çekilirim." keşke nefsimiz de dahil herkes mütavazi takva sahibi yaratılanı Yaratandan dolayı seven bilgisini uygulamaya da sokan bireyler olabilsek
 
2. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 23-12-2008 19:02 - Misafir
 
 
gören göze duyan kulağa tekrarlar
teşekkürler, konu gercekten üzerinde durulmaya değer. ne güzel bir konu seçmişsiniz! Allah razı olsun 
yazını başlığını okur okumaz aklıma ibrahim ethem hazretleri geldi: 
damda devesini arayan dervişin,"peki sıcak döşeklerde Allah aranır mı" sorusuyla İbrahim ethemin padişahlığı da bırakarak kendini yollara vurması... 
yine yolda karşılaştığı bir dervişin "bir kese altının olsa ne yaparsın, olmasa ne yaparsın? sorusuna ibarhim ethemin olsa da olmasa da dua ederim demesiyle dervişin acip cevabı: bunu bağdatın köpekleri de yapıyor, bulursan dağıtmalı, bulamzasan dua etmeli deyişi... 
yıllar sonra kabede tavaf ederken bir gencin yıllar önce kundakta terkettiği evladı olduğunu anlayınca ona bir baba gibi sarıldığı sırada gaybtan BİR KALBTE İKİ SEVGİ OLAMAZ sadasına, senin sevgine engel olan sevgiyi al Allahım deyişi ve evladının kolları arasında yığılıp kalması... 
bi an anlatmak geldi içimden... 
en sondaki hikayede müthişti. 
Allah hepimizi dünyayı kalben terketde muzaffer eylesin.
 
3. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 23-12-2008 19:03 - Misafir
 
 
agzınıza saglık
yazınızı cok beğendim. gercekten insana farklı buutlar açan bir yazı . 
başarılarınızın deevamını dilerim.
 
4. Yazan Ramazan Tarı 24-12-2008 17:44 - Misafir
 
 
"Bir evden bir kurban yeter"
İnsanlardan bazıları; Ey Müminlerin Emiri! Bize oğlun Abdullah'ı halife olarak atasan olmaz mı? Gerçekten Abdullah bu işin hakkı ile üstesinden gelebilecek biridir dediler. Hz. Ömer bu teklife öyle bir hiddetlendi ki; Hayır Vallahi! Ben ne oğlumu nede ailemden başka birini bu işe bulaştırmayacağım. Eğer bu iş güzel bir işti ise biz zaten buna eriştik. Ama eğer bu iş zor ve sorunlu bir işse ki öyledir- bir evden bir kurban yeter dedi. 
Şu sıralar ülkemizde siyasetin ısındığı dönemleri yaşıyoruz İnsanlar ne çok gayret sarfediyor biryerlere seçile bilmek için,bırakın aday ları, aday adayı olanlar bile afişler bastırıyor bilbortlarda boy boy resimlerle reklamlarını yapıyorlar.Bu manzaralar karşısında yukardaki kıssada Hz.Ömer in duruşu nekadar tezat oluşturuyor
 
5. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 30-12-2008 15:56 - Kayıtlı
 
 
Yalan DÜNYA
NE GEZER MESCİTTE MEYHANALAR VAR 
HAKKA VASİL OLMUŞ DİVANALAR VAR 
Haramla kuşatılmış hatta harmanlanmış tomlumda; vakarla dolaşmak ,helal kazanç elde etmek için çaba göstermek gerekir.Allahtan uzak kalmamak içinde: ALLAHA SIĞINMAK Gerekir.Hocam yüreğinize sağlık.
 
6. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 24-05-2009 15:35 - Misafir
 
 
Yalan DÜNYA
teşekkürler
 
7. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 17-01-2010 15:00 - Misafir
 
 
Bir Yaşam Biçimi:Yoksulluk
Bediüzzaman'ın "dünyayı kesben değil,kalben terketmek evladır" sözü arasında ontolojik varlığın koşullarını tesahuplamak ve ruhunu komple bu yönde senkronize etmek bir başka anlamda "bir gönüle iki sevda sığmaz" nosyonuyla bu öğretiyi müşahhaslaştırmak insan yaşantısını doğru yollara sevkedecektir.
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


YENİ ALBÜM