Sadık Yalsızuçanlar, yeni kitabı "Cam ve Elmas"ta Harakanlı âlim Ebu'l-Hasan Harakanî'nin yaşamını anlatıyor. Kars'taki Harakan dergâhında geçen olaylar, kente bir belgesel filmin çekimleri için giden ekipteki kameramanın gözünden aktarılıyor. Kitabın epigrafını Harakanî'nin çarpıcı bir cümlesi oluşturuyor: "Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar." Çarpıcı bir dille kaleme alınmış, okuyucuya tasavvuf esintileri duyuran bir kitap.
Cam ve Elmas, Sadık Yalsızuçanlar; Timaş Yayınları
Kitap Zamanı, Sayı: 5
05 Haziran 2006
HALKALI ÖYKÜLERLE HARAKANÎ
Akıcı anlatım tarzıyla, gizemli kelimeleriyle tanıdığımız Sadık Yalsızuçanlar'ın ikinci romanını okudum: Cam ve Elmas. Roman, yazarın öyküleri halka örgüleyip işlemesiyle meydana çıkıyor. Cam ve Elmas bir arayış ve yolculuk romanıdır. Anlatıcının Kars'a yolculuğu zahir, kendi içine ve şeyhe yolculuğu batın.
Ebul Hasan Harakanî Hazretlerinin hayatını modern zamanların şeyhinin dilinden aktarıyor. Şeyhin dergahı filme alınıyor. Birinci anlatıcı Usta film ekibinden bir kameraman. Migrenleriyle başı dertte bir Usta. Usta'nın dervişlere nazarı, dervişçe söyleyiş ve düşünüşleri modern zamanların tezatlarıyla iç içe verilmiş. Usta'nın ayrıldığı, uzaklaştığı eşi ile mektuplaşmaları romanın ikinci cephesi. Birinci cephe dergah ve çevresi. Üçüncü cephe ekibin gezdiği, filme aldığı mekanlar.
Şeyh, Usta'yı kalbinden yakalıyor. Ansızın karşısına çıkıyor, rüyasına giriyor, sorularına cevap veriyor.
Usta, şeyh, yönetmen, şoför, berber, lokantacı ve Hamdi Amca belli başlı kahramanlar. Kitap kahramanlara boğulmamış. Bu yönüyle yazarının öykücü kimliğini ele veriyor.
Romanın kahramanları Harakanî'yi tanımaları, onu anlamaya çalışmaları bakımından birleşiyorlar. Farklı kimlikte şahıslar aynı kimliği arıyorlar. Manevî tasarrufu devam eden büyük bir tasavvuf büyüğünü arıyorlar. Ekipten, daha çok Usta bu arayışa katılıyor. Şeyhin anlattıklarından en çok o etkileniyor.
Numaralı bölümlerle örgülenen roman; Harakanî'nin hayatı, dergahın ve şehrin filme alınışı, anlatıcının ismini vermediği eşi/sevgilisi ile elektronik posta ile yazışmaları, Usta'nın günlüğüne yazdıkları olmak üzere dört damardan ilerliyor.
Kerbela hadisesinin aktarıldığı bölümler anlatıcıyla okuyucunun aynı acıda buluşturulduğu yerlerdir. Adeta bir tarih kitabı okuyor gibi canlı anlatılmış.
Roman türünün sınırları zorlanarak kaleme alınmış. Bunun için Cam ve Elmas kitabına roman yerine halklı öyküler diyorum.
Yalsızuçanlar'ın kaleminin akıcılığını, gizemliliğini okuyucuları bilir. Yazardan Harîrî gibi bazı maneviyat büyüklerinin de hayatlarını okumak istediğimi belirterek ve romandan kısa bir bölümle sözümü noktalıyorum:
"Ben nerden bileyim, bu halde nasıl konuşayım, beynim boşalmış gibi. Nutkum tutulmuş. Titriyorum. 'Ga...garip...' diye kekeliyorum, konuşamıyorum. Kelimeler korılıyor, dökülüyor. 'Evet' dedi, 'bedeni dünyada olan kimseye garip denmez. Aksine, kalbi teninde, sırrı gönlünde garip olana denir.' İçimde uyanan soruyu soramıyorum. Konuşamıyorum. Harfler kayıp gidiyor ağzımdan. Dudaklarımı kımıldatmaya çalışıyorum, dilim damağıma yapışıyor, olmuyor. 'Bunun belirtisini merak ediyorsun?' diye konuşuyor, 'evet' diye başımı sallıyorum. 'Gönlünde dünya sevgisi taşımamaktır' diyor.
'Peki' diye geçiyor aklımdan, 'bilincimin uyanık olması için ne yapmalıyım?' Gülümsüyor, 'ne kadar çok susamışsın' diye fısıldıyor, 'ömrünü bitmiş say, soluğunun gelip iki dudağının arasında çıkmak üzere durduğunu düşün.' 'Bana' diye bağırıyorum. Sesim çıkıyor. Sesim ne kadar çirkin. Utanıyorum. 'Sor' diyor. Böylesi bir sükuneti ilk kez görüyorum. 'Yardım et' diyorum, 'bana yol göster, ben hiçbir şeyi anlayamıyorum. Gördükçe körleşiyorum. İşittikçe kulaklarım kapanıyor. Yaşadıklarımdan öğrendiğim hiçbir şey yok. Kendimi aldattığımı hissediyorum, ama bir an olsun durup bakmıyorum, içine kaydığım boşluk büyüyor, içimdeki ıssızlık o boşluğu yutacak kadar büyüyor. Bana himmet et.' Himmet sözcüğünün anlamını bilmediğimi düşünüyorum. Onu ilk kez kullanıyorum. 'Bana himmet et' diyorum tekrar."
Recep Şükrü Güngör
Görmenin ince yolu
"Cam ve Elmas"ta ise Sadık Yalsızuçanlar, dünyayı karmaşık bir mercekler sisteminin ardından görmeye alışmış bir kameramanın, tasavvufla imtihanını öykülendiriyor. Kars'ta Şeyh Harakan hakkında bir film çekmek üzere yola çıkan bir ekibin kameramanı, görmeye katlanabileceğinden fazlasına tanık oluyor. Gözün mercekten, dilin bugünden, kimliğin sürgünden kurtuluşunun yarattığı savrulma, yeni bir başlangıca dönüşüyor. Hidayet söyleminin ötesine geçebilmiş bir mistik öykü var elimizde.
(Cam ve Elmas, Sadık Yalsızuçanlar, Timaş Yay., 192 syf.)
Yeni AKTÜEL
10 Haziran 2006
"Yerde yolculuk edenin ayağı, gökte yolculuk edenin kalbi su toplar" diyen Harakanlı bilge Ebu'l Hasan üzerine bir anlatı. Sadık Yalsızuçanlar'dan bir hesaplaşma, derinleşme, boğulma ve kurtulma öyküsü.
Haşmet Babaoğlu
VATAN, 03.06.2006
Harakanî'nin romanı
Sadık Yalsızuçanlar, son romanı 'Cam ve Elmas'ta Harakanlı Ebul Hasan'ın hayatını, bir kameramanın tuttuğu tekke günlükleri üzerinden aktarıyor
Sadık Yalsızuçanlar'ın Cam ve Elmas romanı Harakanlı Ebul Hasan Hazretleri'nin hayat hikâyesi aktarıyor. "ben-anlatıcı"yla kurgulanan hikâye, anlatıcının gözlemleri ve izlenimlerinden devşiriliyor. Bir kameraman olan roman kişisi belgesel çekimi sırasında Harakan Dergâhı'ndaki izlenimlerini günceler biçiminde anlatırken çoğu zaman sembolik bir dile yaslanıyor. Kalp ve akıl açmazını de irdeleyen yazar, şeyhin hikmetli sözlerini, sırrın ifadesizliğini karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor. Ebul Hasan Harakanî hakkında anekdotlar veren yazar, İbn Sina'dan Gazneli Mahmud'a, Beyazıd Bistami'ye dek kadar uzanıyor.
Romanın daha başında anlatıcının "Bir belgesel filmin çekimleri için bu şehre gelirken ne kendime bir yer, ne de kendimi bir yerde edinebiliyorum" di-yerek kendisinde bir anlamsızlık içinde bulunduğunu belirtiyor. Şeyhle görüştükten sonra ise çok farklı bir atmosferin içine giriyor.
TEKKE GÜNLÜĞÜ
Tekkede ilk gecesinde Harakanî şeyhini gören anlatıcı, sükûneti ilk kez o esnada fark ettiğini söylüyor. Aşk oduna girmiş olan anlatıcı, müşahedelerini güncelerine yazarak bir bakıma tekke günlüğünü de yazmış oluyor. İbn Sina'nın "o kalbiyle müşahede ediyor" dediği Harakanî'nin menkıbelerinin serpiştirildiği romanda dış gerçeklikle iç görünün de arasındaki perdeleri/mesafeleri dolaylı bir anlatımla sunuyor Yalsızuçanlar.
Anlatıcı Kars'tan çok farklı bir duygu/aşk yoğunluğuyla ayrılıyor. Gerek Harakanî'nin sözlerinin bıraktığı etki gerekse dergâhtaki şeyhin hikmetli sözleri kameramanı kalp diyarına çekiyor. İşte hikmetli ifadelerden bir bölüm:
"Gönlünü temizlemeyi dilediğinde sana yolunu gösterecektir. Korkma. Göremiyorsan da çekinmeden adımını at. Karanlığın içine adımını atınca yolun ilk ışığı yanar. Gönül O'nun yurdudur, onu arıt, O'na yakışır hale getir. Kalbinin arılığında dünyanın gizlerini keşfeden, gönül gözleri açık olanlar şöyle der: Eğer kulluk şevkinin mumu içinde yanmışsa bir kez, artık onu, mahrem olmayanlardan gizlemen gerekir. Işık gizli kalmaz lakin sen kendini gizlemeye çalışırsın. İçindekini görmekten korkma. Onunla yüzleş."
AHMET SAİT AKÇAY
YENİ ŞAFAK, 3 AĞUSTOS 2006 PERŞEMBE |