"Sadık Yalsızuçanlar, Rüya Sineması çalışması ile, Ayşe Şasa'yla diyalojik bir konuşmaya girişiyor."
Yusuf Kaplan
Yeni Şafak, 14. Kasım. 1996.
"Sadık Yalsızuçanlar, 'Geçmiş Zaman Gölgeleri' adlı yazısında, rüya ile sinema ilişkisi üzerinde, özellikle İslam kültürünün kaynaklarından hareketle (mesela Said Nursi'nin görüşlerini sinema açısından son derece çarpıcı bir şekilde yorumlarken) Kaplan'ın şu sözleri iyice göze batar hale geliyor : 'Bize özgü, özgün bir şeyler ortaya koymamız ve bunları yine bize özgü yöntemlerle anlatmamız gerekiyor."
Mustafa Armağan
Dergah, Haziran. 1994.
"Yalsızuçanlar, heyecanla eğildiği konuda, kendi geleneğimizden olduğu kadar, dünya sinemasının mistik-metafizik yönelişlerinden de yararlanmaya çalışıyor. Bilhassa Tarkovski'nin film ve düşüncelerine göndermede bulunuyor. Sinemamızın bize has bir teorik çerçeveye ulaşması ve bundan pratik sonuçların çıkması için böylesi gayretlerin alkışlanması gerekir. Zaten yazar da kitabının bir yerinde şöyle diyor: Sinema-tasavvuf ilişkisi teorik spekülasyonlardan çok pratik kazanımlara muhtaç bir sorun olarak gözüküyor."
Mustafa Kutlu
Zaman. 'Şehir Mektupları'
"Rüya Sineması, Sadık Yalsızuçanlar'ın Bediüzzaman'dan yakaladığı bir kavram. Doğruca bir kavram ama buna yakın ve akraba kavramlaştırmalar da kurulabilir."
İhsan Kabil
Yeni Şafak gazetesi.
"Değerli dost Sadık Yalsızuçanlar'ın geçtiğimiz aylarda rüya ve sinema üstüne yazdığı incelemeleri soluk kesici buluyorum. (...) Sadığın 'Geçmiş Zaman Gölgeleri' başlıklı yazısında zikrettiği, 'Belkıs'ın tahtı' meselesi de, her okuyuşumda aklımı başımdan alıyor. Aklım hep düşler, vizyonlar ve onların metafizik arkaplanlarıyla uğraşırken, insiyaki olarak, mistik İngiliz şairi Blake'in gravürlerini ihtiva eden bir kitaba uzanıyorum. Gözlerim Blake'in gravürlerinde, kesret ateşinde alev alev yanan bu Hristiyan mistiğinin fırtınalı ruh dünyasında...Kendi kalbim dingin, huzurlu, mutlu, çünkü Blake'in aksine, fakir yüzümü vahdet ufkuna çevirmişim. Alemlerin Rabbine hamdetmeliyim. Çalışmalarıyla, görüşleriyle, dostça tavsiyeleriyle bana her an sayısız yeni açılımlar sağlayan bütün dostlarıma, Sadık Yalsızuçanlar'ın ve Mahmut Erol Kılıç'ın varlığında şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Evet işte böylece bir rüyanın ortasında, Sadığın rüya sineması üstüne yazdıklarını yeniden yeniden okuyorum. Sanırım rüya sinemasının -eğer böyle bir deyim yerindeyse- yolları, aşktan, çileden, hizmetten, zühdden hülasa manevi arınmadan geçiyor. Rüya sinemasına, belki arınmanın sineması da denilebilir."
Ayşe Şasa
Dergah, Temmuz. 1994.
"Sadık Yalsızuçanlar, özgün bir sinemanın kurulması yolunda kuramsal arayışlarını sürdürüyor."
Sadık Battal
İzlenim.
" (...) Hayat ile görüntü arasındaki sınırı ortadan kaldırmayı amaçlayan bir yönetmeni, rüya gören, rüyayı filminde gösteren ve tabir eden kişi olarak selamlayan bir yazar aynı zamanda Yalsızuçanlar. (...) Tarkovski filmlerinde izi sürülmeğe çalışılan Rüya Sineması kuramıyla yazar, hem sinema tarihinde yerini almış filmler için, hem de genç yönetmenler için umulmadık ilham kaynaklarına fırsat tanımakta."
Hasanali Yıldırım
Yeni Şafak, 16. Haziran. 1997.
"Yalsızuçanlar, Said Nursi'nin ibret için gittiği sinemadan yola çıkarak geleneksel gölge oyunlarımıza doğru bir yolculuk yapıyor. İbret perdesindeki semboller, hayat ve ölüm etrafında rüya dilinin etkisiyle yeni bir sinema anlayışını oluşturmaya çalışıyor. Bu hususta Tarkovski gibi bir sinema dehası yanında, Bunuel ve Dali'nin de fikirlerine rastlıyoruz. Fakat asıl gücü tasavvuf Sadık Yalsızuçanlar'ın.
Yeni Şafak
12. Ekim. 1994.
"Rüya Sineması düşüncesi, rüya sinopsislerinden Said Nursi'nin sözlerine, oradan Beydeba veya Mevlana'ya geçen bir düşünce sistematiği; sinemacıların, 'gerçeği örtbas etmeden' insanları aydınlattığı, dolayısıyla sinemanın bir semboller yığını halinde gerçeği yansıttığı sonucunu çıkartıyor."
Özcan Ünlü
Türkiye, 12. Ağustos 1994.
"Rüya Sineması, sinemanın tasavvufla ilişkisini irdelerken çarpıcı örneklemelerde bulunuyor."
Mustafa Kahraman
"Yalsızuçanlar, dramatik ve trajik olanın karşısına epik ve lirik olanı çıkarıyor."
Hayrettin Soykan
Akademya, 1997/1
"Rüya sineması yazılarını keyifle okuyoruz. Yazınsal kodlamalarla rüya-sinema ilişkisini tartışmak verimli sonuçlar oluşturuyor. Fakat sinemayı, rüya kavramıyla kontrol altına alamayacağımıza inanıyorum. Hatta onun bize bir oyun oynayarak rüyalarımızın içini hayale benzer bir muhtevayla bozacağından korkuyorum."
İsmail Denizci
Yeni Şafak.
"Öykücü, sinema ve televizyon kuramcısı Sadık Yalsızuçanlar'ın yayımlandığında büyük ilgi gören 'Rüya Sineması' adlı kitabı, TRT'ye belgesel konusu oldu.
Yapım ve yönetimini yazarın üstlendiği Rüya Sineması, geçtiğimiz günlerde, Hatay'ın Dörtyol ilçesinde bir yazlık sinemada çekildi.
Çok sayıda figüran ve oyuncunun görev aldığı çekimlerde, 'Rüya Sineması' adındaki bir yazlık sinemada, 1960'lı yıllarda yaşanan olaylar görüntülendi. Yazarın, Malatya'da sinema işletmeciliği yapan babasının hikayesinden yola çıkarak yazdığı senaryoda, Cennet Sineması'ndaki gibi olaylar yer alıyor.
Dramatik bir aşk öyküsü
Sinemada makinistlik yapan ve sinema sahibi Abdo'nun arkadaşı olan Yusuf'la Naylon Emine arasındaki dramatik aşk öyküsü anlatılıyor.
Makinist odasında çıkan bir yangın sinemaya sirayet ediyor ve bir anda ortalık cehennem yerine dönüyor.
Başrollerini Göksel Arsoy ile Hülya Koçyiğit'in oynadığı Yıldızların Altında filminin gösteriminde çıkan yangından sonra Yusuf'un öyküsü bitiyor.
Bir düş sanatı olan sinemanın rüya ile olan metafiziksel ilişkisi, Rüya Sineması belgeselinin ana temasını oluşturuyor.
"Rüya-yı sadıka bir sinema-yı Rabbaniyedir" tezini savunan Rüya Sineması'nda, Ukraynalı bir oyuncu da görev alıyor. Yazarın çocukluğunu, Muhammed Hasan Yılmaz, erişkin dönemini ise, Naim Öztürk oynuyor. Yusuf rolünde, Murat Yalsızuçanlar, Abdo rülünde ise Hasan Yalsızuçanlar'ı görüyoruz. TCDD, belediye, itfaiye, kaymakamlık ve BOTAŞ Bölge Müdürlüğü'nün de katkılarıyla çekilen film, eylülde TRT'de gösterilecek kurgu çalışmalarına önümüzdeki günlerde başlayacak olan Sadık Yalsızuçanlar, Urfa'da Zaman adlı bir belgeselin hazırlıklarını bitirmek üzere.
Gelecek ay, 'Eğin Dedikleri' için motor diyecek olan Yalsızuçanlar, gelecek dönemde, Güzeran adlı öykü kitabındaki bir öyküden hareketle bir Tv filmi düşündüğünü belirtti. Yalsızuçanlar Rüya Sineması'nın seyircinin ilgisini çekeceğini düşünüyor ve şöyle diyor: "Rüya Sineması, bir kuramsal hazırlık çalışması idi. Bu kitapta, Ayşe Şasa Hanımefendi'nin Yeşilçam Günlüğü'nde ilk imalarını ortaya koyduğu yeni bir estetiğin hazırlık çalışmasına koyulmuştuk. Şimdi yine bir hazırlık filmi yaptık. İnşallah bu estetiğe ulaşma yönünde ağır ağır ilerleyeceğiz."
Zaman, 16.07.2000
"Yalsızuçanlar'ın rüya ile sinema arasında kurduğu ilişki ile, Bediüzzaman'ın sinema-yı Rabbaniye tamlamasından ve bu kavram üzerine ileri sürdüğü görüşlerden hareketle, yerli ve yabancı yönetmenlerin bu bağlamda değerlendirilebilecek filmleriyle yoğurarak yaptığı değerlendirmeler gerçekten dikkate değer."
Ercüment Dursun
Zaman, 12. Mayıs. 1997.
" (...) Rüyanın sinemaya ulaşan yollarını Yalsızuçanlar adeta iğneyle kazıyor. Üçüncü Sinema kavramına ayrı bir başlık açılarak Düşsel Gerçeklik Ve Sinema bağlamı Üçüncü Sinema ekolüyle ilişkileri açısından inceleniyor. Yusuf Kaplan'ın Dergah'taki yazılarına gönderme yapan Yalsızuçanlar, bu ekolün özgün bir arayış olarak dikkate alınması gerektiğini belirtiyor. Beyaz Sinema, İslami Sinema, Milli Sinema gibi kavramlaştırmalara ise bir itiraz şerhi düşüyor. (...) Rüya Sinemasında benim en çok beğendiğim ve dikkate değer bulduğum yazı, 'Geniş Kabrin Hortları' oldu. Yazıda 'daemon'a genişçe bir parantez açılmış. (...) Yalsızuçanlar'ın dileğine katılıyorum : 'Tarkovski filmlerinde de...hayatın anlamı, ölüm ve ötesinin gizleri bir arkeolog gibi araştırılır. Bu sonsuz araştırma, 'onsekiz bin alem'in her birinin ışığı olan bir 'ism'e ulaştırır. Çok yapraklı bir gül goncası gibi varoluşun katları açılır. Birbiri içindeki saklı alemler belirmeye başlar. Hangi perde akla karşı açılmışsa, hayale karşı da bir başka alemin sırları saçılmış ve karanlığı dağıtan bir güneş doğmuştur. İlahi İsimlerin kanatlarıyla, evrenin katlarına yapılan bu gezi, kalbin sırlarına değin uzar gider. Ayetü'l-Kübra'da yapılan bu ruhani seyahati, insanın kendi ruhsal katmanlarına doğru yapılmış da görebilir ve buradan bir rüya sineması şöleni kurabiliriz.(...) Rüya Sineması, ilginç ve nitelikli bir çalışma. Yeni bir estetiğin nefes kesici evrenine çekiyor bizleri."
İsa Yıldırım
Yeni Dergi, Ağustos/Eylül. 1994.
"Müteharrik emvatın gösterildiği sinema, rüyadan yola çıkıldığında bir 'sinema-yı Rabbaniye' olabilir. Sadık Yalsızuçanlar'ın rüya sinemasına ilişkin yazıları, Kafka'nın şu satırlarıyla birlikte okunmalıdır: Düş gerçeğin örtüsünü kaldırır; hayal, gerçeği geriden izler. buradadır yaşamın ürkünçlüğü, sanatın sarsıcılığı."
Nejat Turhan
Yeni Asya, 13. Nisan. 1994.
"Sinema benim için geri planlara düştü. Çünkü artık bu işlerle Sadık Yalsızuçanlar benden daha etkin bir şekilde uğraşıyor. Gerçekten, hem kurtuldum, hem de çok büyük bir neşeyle izliyorum yaptığı şeyleri. İlim sahibi bir arkadaş. Hatta ehl-i tasavvuf kimseler okudular onun 'Rüya Sineması' kitabını ve çok önemsediler."
Ayşe Şasa
Milli Gazete, 29. 08. 1996.
"Sadık Yalsızuçanlar, eskilerin deyimiyle 'velut' bir yazar. Bütün yazılarında iyi bir okuyucu olduğunu, sevdiği yazarları dönerek okuduğunu hissettiren bir yazar. Yazılarına ayrı bir değer katan yönü ise, sinemacılığından gelen çağrışımlara dayalı imgelem gücü. "
Taha Kıvanç
Zaman, 27. Haziran. 1997.
" (...) Sinemanın bana uzak anlamlarda tartışıldığı bir dünyada rüya sineması yorumunu önemserim ve samimi de bulurum. İnsanların sinema üzerine, tartışılabilir de olsa saf ve çıkarsız yorumlar yapması beni her zaman sevindirir. Sadık Yalsızuçanlar'ın Rüya Sineması kitabında Said Nursi'nin bir sözü bu çerçevede beni etkiledi. (...) "
Zeki Demirkubuz
40 İkindi, Yıl:2 Dönem:2 Sayı:1/13
"tarkovski, sinema dili oturmuş ender isimlerden biri kanımca. kamera ile şiir saöylemek gibi filmlerin yönetmeni. zaman içinde zaman ve mühürlenmiş zaman isimli kitaplarında günlük olarak kaleme aldığı bölümlerden de anlaşıldığı kadarıyla günlük hayat ile sinema arasında oluşturduğu sempati öyle bir kurguyla verilmiştir ki dikkatsiz izleyici çoğu yerde "ne var ki bunda" şaşkınlığına kapılacaktır.
tarkovski, sinema sanatında bir üst dildir. yaptıklarının sözde entelektüel, snop bünyeler tarafından pek tahammül edilebilir yapıda olmadığını düşünüyorum. kaldı ki bunun edebiyatını yapmak bile kendilerini yoracak, sıkılacaklardır.
tarkovski, hayretin yönetmenidir. çekim planlarındaki görsel teferruat (sıkıcı ayrıntılar) manevi bir kaygının neticesinde ortaya çıkar. zaman mevhumu, çetrefillidir. filmlerini izlemenin yanında az önce adı geçen eserlere de göz atmak da fayda var.
istanbul'da bir ara azeri asıllı bir sinemacı ile tanışmıştım. kendisinin tarkovski'nin asistanı olduğu söylenmişti. sanırım bilim ve sanat vakfı, ki vefa'da bu yer, merifetiyle sinema dersleri verdiğini de duydum, meraklılarına not olarak belirtelim.
bunun yanında, tarkovski üzerine gerçekten ciddi şeyler duymak istiyorsanız eski senaristlerden ayşe şasa hanımefendi ile teşriki mesai halinde olmalısınız. bitti mi? hayır, bir isim daha var ki bence bu isim sinemaya getirdiği kavramsal derinlik ve zenginlik açısından kesinlikle okunması gereken bir isimdir. kendisiyle ve rüya sineması teorisi ve tarkovski üzerine mükemmel bir zihin tayfı yaşayabilirsiniz:
(lazarus, ekşi sözlük, 14.11.2003 )
" (...) bulduğu rüya sineması teoremiyle sinema dili üzerine çok etkili düşünceler ortaya koymuştur. sinemanın tarihini 100 yıllık bir süreç içersinde aramaktan ziyade geleneksel, klasik islami metinlerden bulduğu zaman ve mekan fenomenlerini işleyerek kurani okumalar yaparak sinemanın ilahi bir arkaplana sahip olduğunu özetle ispatlıyor.
teoremine adeta yıllar öncesinden çektiği aşkın filmler ile hizmet eden andrei tarkovsky sadık yalsızuçanlar için bir başvuru kişisidir. etik olarak kaygılarına ortak, dili ve inancı ile bir sanat dayanışmasıdır bu arada kurulan bağ. (...) "
(lazarus, ekşi sözlük, 25.12.2003)
"90'ların ortalarında islamcı entelektüellerin inançlarına uygun bir sinema dili aramalarının sonucu olarak ortaya çıkmış bir sinema kuramı(?),düşsel, mistik sinema estetiği denebilir sanırım..
daha çok kuramsal olarak konuşulmuş, hakkında yazılıp çizilmiş bir kavramdı. hatta konu hakkında sadık yalsızuçanlar, ayşe şasa ve ihsan kabil'in yazdığı, içinde bol bol andrey tarkovsky, ingmar bergman ve türk sinemasından da metin erksan'ın sevmek zamanı filminin bahsinin geçtiği bir kitap da yayınlanmıştı.. fikir üretiminin az olduğu ülkede, "bir tad bir doku" idi..pratiğe geçti mi bilinmez.."
(willy van der kerkhoff, ekşi sözlük, 10.06.2003)
"irfani sinema yahut daha anlasilir ifadesiyle tasavvufî sinema demek de mümkündür.
populer cagrisimlari olan sir kapisi ve tgrt'nin yapmis oldugu filmlerin hic birisiyle teorik olarak alakali degildir.
sinema'nin irfani olmasindan maksat baska bir boyuttan bakmaktir, askin bir anlayis gelistirmektir.
ayse sasa'dan bu konuda bir ipucu vermek gerekirse dervìs sinemacilarin urettigi filmlerdir.
daha ayrintili bilgi almak icin ayni isimdeki kitap okunabilir.
hali hazirda pek bir ornegi yoktur fakat
bilim ve sanat vakfi'nda sinema grubu adı altında bir ekip bu konu üzerine çalışmalar yapmaktadır.
belki de yakın bir zamanda örnekleri de görülecektir.
belki yepyeni sesler/hisler duyacağızdır..
(hayyal meyyal, ekşi sözlük, 24.07.2004)
" (...) Hatta fabrika sahibi biraz daha tutarlı olsa, insan neredeyse Bediüzzaman'ın 'Küçük Sözler'inin sinemaya aktarıldığını düşünecek: Sahip olduğu yerleri gezdirmek, kendini tanıtmak isteyen ve karşılığında hiç hak etmedikleri halde bu geziye katılanlara hediyeler verecek olan biri ve gezide kimi usturuplu davranıp mükafatını gören, kimi de çeşit çeşit edepsizlikler yapıp layığını bulan misafirler... Sadık Yalsızuçanlar'ın da "Rüya Sineması"nda yazdığı gibi, gayet sinematografik öğelere sahip bu hikâyeler, beyazperdede keşfedileceği günü bekleyedursun, biz Dahl'ın öyküsü ve Burton'ın evreninde bu mantıkla dolaşmaya devam edelim. (...) "
ZAMAN, 12.08.2005
"İz Yayıncılık tarafından yayınlanan Düş Gerçeklik Ve Sinema isimli kitap, verimli bir tartışmanın ürünü. Sadık Yalsızuçanlar, Ayşe Şasa ve İhsan Kabil imzalı bu kitap, bu üçlünün kafa kafaya vererek yoğurdukları düşüncelerin bir toplamı. Kitap daha çok Sadık Yalsızuçanlar'ın Rüya Sineması kavramsallaştırmasına ayırdığı yazılardan oluşuyor. Buna karşılık sinema ve tasavvuf üzerine yüksek sesli düşüncelerini dile getiren Ayşe Şasa'nın Yeşilçam Günlüğü notları ile İhsan Kabil'in Tarkovski ve Bresson'un iki filmi üzerine yaptığı akademik bir araştırma da kitapta yer alıyor. (...) Gerek pratiğin içinde olanlar ve gerekse de sinema üzerine teorik tartışmalar yapanların sessiz kalamayacakları ve arada zengin bir madene döner gibi istifade edecekleri bir kaynak niteliği taşıyor bu kitap."
Ercüment Dursun
Zaman, 12. Mayıs. 1997.
"Yalsızuçanlar, sembollerle, hayallerle ve rüyalarla çıktığı keyifli yolculukta isteyenleri de yanında gezdiriyor. Hayal atına bindirdiği kelime ve kavramları bir hokkabaz gibi oynatıyor. Sadık Yalsızuçanlar, sinema ile ciddi olarak uğraşan, sinema düşüncesini oluşturan ve bunun teorisini hazırlayan bir yazar. Onun gerek romanlarında, gerek hikayelerinde, gerekse deneme ve masallarında aynı büyülü atmosferin içinde kendimizi hissederiz."
Mehmet Nuri Yardım
Türkiye, 7. Mayıs. 1998. |