
Türkiye'de, edebiyat ortamına öteden beri egemen olan ideolojik tavrın anlamsızlığı ve meydana getirdiği sonuçlar üstüne pek çok yazı yazdım bu köşede.
Oldum olası, bir edebiyat eserini değerlendirme ölçütünün 'edebi kriterler' olması gerektiğini savunanlardanım. Soğuk savaş dönemlerinden kalma katı ideolojik anlayışların ürünü olan bölünmüşlük, Türkiye'de üretilen edebiyat ürünlerinin sağlıklı bir şekilde dolaşıma girmesine, okunup değerlendirilmesine imkân vermiyor. Bu yüzden, Türkçeyi çoğaltan ve geliştiren nice değerli eser, hak ettiği yeri bulamıyor; yalnızca üretildiği 'kesim'in takipçileri tarafından okunmak gibi bir talihsizliği yaşıyor. Somutlaştıracak olursak, 'sağcı' diye bilinen yazar ve şairlerin ürünleri, ancak 'sağcı' dergilerde yayımlanır, bu anlayıştaki yayınevlerince basılır ve yine bu anlayışın kitabevlerinde satılır. Kendilerini 'solcu' olarak tanımlayan dergi ve yayınevleri, bu anlayıştaki birilerinin eserini yayımlamaz. Kitapçılar, bu yazarların kitaplarını raflarında bulundurmaz. Aynı şey, madalyonun öbür yüzü için de geçerlidir. Bu durumda, kendi çabasıyla bu sun'i duvarı aşamamış bir edebiyat okuru, yaşayan edebiyatı bir bütün olarak görme ve tanıma şansına sahip olamaz. 'Kendi dünyasının toprağında' üretilenlerle yetinir ve kim bilir neler yitirir...
Son yıllarda az da olsa aşıldığı gözlenen bu katı anlayışın bütünüyle ortadan kalkması, sanırım daha uzun zaman alacak. Nesilden nesile aktarılan ideolojik korkular, bilinçaltında hâlâ yaşıyor ve farklı düşünce katmanlarında üretilen edebiyat eserlerinin, Türkçenin ortak denizine akmasını engelliyor. Dergilerde yayımlanacak yazılardan verilecek ödüllere ve bir kitabın gazete ve dergilerde tanıtımına kadar, o zalim 'duvar'ın etkileri yaşanmaya devam ediyor. 'Sağ'dan ya da 'İslami kesim'den yazar, şair çıkmayacağını düşünen 'solcu' yazar ve eleştirmenlerin soyu, ne yazık ki tükenmiş değil. Hilmi Yavuz'un Zaman'da yazıyor olmasını 'içine sindiremeyen' ve bunu her fırsatta dile getiren 'aydın'lar, ne yazık ki hâlâ mevcut. Öbür yandan, Ebubekir Eroğlu'nun ve Sadık Yalsızuçanlar'ın kitaplarının Yapı Kredi'den çıkmasını 'kabullenemeyen' yazar, yayıncı ve okurlar da yok değil.
Geçenlerde, Sadık Yalsızuçanlar'ın "Sırlı Tuğlalar"ını yayımlayan YKY'nin yöneticisi Enis Batur'a, kitapla ilgili görüşlerini sorduğumda, sözünü ettiğim 'duvar'ın nasıl sonuçlar doğurduğunu gösteren ilginç bir durumla karşılaştım. Batur, Türk öykücülüğünde kendine özgü bir yere sahip ve yaklaşık 20 yıldır öyküleri dolaşımda olan Yalsızuçanlar'ı yeni keşfettiğini, kitaplarını okuduğunda çok şaşırdığını ve şimdiye kadar tanımamış olmaktan üzüntü duyduğunu söyledi. Enis Batur ki edebiyat dünyasının tam orta yerinde duruyor ve yaklaşık iki bin yayını olan bir kurumun başında bulunuyor. Batur'un "Ben bile bu durumdaysam burada bir çarpıklık var." yazıklanması, edebiyat ortamında yaşanan bu 'iki yanlı' sağırlığın nelere mal olduğunu, daha keşfedilmesi gereken ne çok yetkin kalemin bulunduğunu gösteren acı bir itiraf olmalı. Sırf 'farklı' dünya görüşlerine sahip oldukları ve kitapları da bu görüşteki yayınevlerinden çıktığı için, kendini 'solcu' olarak tanımlayan bir okurun Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil, Mustafa Kutlu, Rasim Özdenören, Beşir Ayvazoğlu, A. Turan Alkan, İskender Pala, Nazan Bekiroğlu, Cihan Aktaş, gibi pek çok yetkin şair ve yazarı okumuyor olması ne acı! Aynı durum, kendini 'sağcı' diye tanımladığı için 'solcu' yazarları okumayanlar için de geçerli.
Söz konusu 'acı' durumu belgeleyen küçük bir ayrıntı, 'Kitap-lık' dergisinin haziran sayısında yer alıyor. Dergi editörleri, bu sayı için İsmet Özel'den bir şiir istemişler. Teklife şaşıran Özel, "bunun imkânsız olduğunu" söyleyerek, "aralarında dağlar olduğunu", "ayrı dünyaların insanları olduklarını" ima etmiş nazikçe. Aynı gün, dergiye şiirini getiren bir genç şair, editörden 'şartlarını' öğrenmek istemiş. 'Durduğu yer'den söz ederek, şiirlerini 'Kırklar' ve 'Dergah'ta yayımladığını, bunun kendileri için bir sakıncası olup olmadığını sormuş. Şiirin yayımlanması için 'yayın kurulunun beğenmesinin yeterli olduğunu' söyleyen editör, 'edebiyat dünyası denince edebiyata inanmış insanlar topluluğunu anlamak lazım değil mi?' diye yazıyor dergide. Evet, öyle değil mi? Bu duvar ne zaman yıkılacak? |