
Televizyon yalnızca yapay değil ayni zamanda sahte gerçeklikler de üreten ifşa aracıdır. Gerçekliği soyutlamakla da kalmaz eğlenceye de dönüştürür. Fetişist bir hülya makinası olan televizyon, hülya oluşturan dili de meşrulaştırır. Böylece yapay gerçekliği hayatin gercegiymis gibi sunmaktan geri durmaz.
Sadık Yalsızuçanlar'ın üç sorusunu burada tekrarlamakta yarar var: Referansı kutsal olmayan bir araçla kutsal içeriği nasıl aktarabileceğiz? Kendi geleneğimizden neşet edecek bir televizyon ortamı hangi ahlaki yayın ilkelerini önceler? Nasıl bir formata sahiptir?
Yalsızuçanlar'ın önerdiği odaklı televizyon düşüncesini merkeze alarak bu soruları çoğaltmak mümkün. Odaklı televizyon, felsefi söylem kadar estetik bir duyarlık da içeriyor.
Televizyonu hülya makinası olmaktan kurtarmak, televizyonun dilini ve doğasını dönüştürmeye bağlı. Odaklı televizyon, herkesin hukukunu gözeten, sahih bir televizyon ortamının hazırlanmasını öngörüyor. Önce televizyonu "duygusal vurgularından arındırarak, dramatik kalıplarını kırmak zorundayız". Bunun için de televizyon dilini yeniden üretmekle işe başlayabiliriz. Dramatik değil epik bir dil.
Sadık Yalsızuçanlar iki soru daha soruyor odaklı televizyon için:
Birinci soru:
Kutsal referansı olmayan bir araçla kutsal bir içeriği aktarmamız nasıl mümkün olacaktır?
Ikinci soru:
Kendi kutsal kaynağımızdan neşet edecek bir televizyon dili (ortamı) oluşturmamız mümkün olabilecek midir?
Odaklı televizyon veya antitelevizyon televizyonun arka planı gözetilerek televizyon dilini dönüştürmeyi öneriyor.
Teknolojiyi iyi/kötü, olumlu/olumsuz türünden sağlıksız ayrıma tabi tutma yanlışlığından uzaklaşarak, televizyonun gerçek doğasını öğrenmeyi esas alan yeni bir dil açılımı.
Bu şık ütopyaya ihtiyacımız var.
Odaklı televizyon, herkesin hukukunu gözeten, sahih bir televizyon ortamı hazırlayabilirse çocuksu dil de televizyona yansıyacak demektir. Televizyonu ehilleştirmek için çocuksu dili öneriyorum. Hareket noktası çocuk ve oyun temeline dayanan çocuksu dili. Çocuksu dil, televizyon programlarında 12 yas mantalitesini esas alan anlatım düzeyinden çok farklı bir dil. Çünkü televizyon, mantaliteleri türdeş hale getirir. Çocuksu dil ise çocuk ruhunu ve duyarlığını merkeze alarak televizyonu dönüştürdüğü oranda var olabilir. "Çocuğun mucize alfabesine" yaslanarak yeni bir çocuk okuması ile bu mümkün olabilir. Çocuğun doğasını televizyona yansıtarak gerçekleşecek çocuk okuması aynı zamanda çocukluğa dönüşü de başlatabilir.
Bilge sair Sezai Karakoç'un bizi, "çocukluğumuzun dürbünleri içinden" çocuksu bir yolculuğa çagıran sesine uyarak ve yepyeni bir "rüya sineması" icat ederek baslayabilir bu şölen.
O zaman "Olup de dirilmiş çocuklar oluruz biz."
Ve
"Bir çocuk sesini andıran sesiyle
Hepimizin çocuğu geri dönecektir."
Çocuk yüzlü televizyon, çocukluğun yeni çizgisinin oluşumuna katkısını sunarken, dünyamızdan yitip gitmekte olan çocukluğun geri dönüşünü de hızlandırabilir. |