Sadık Yalsızuçanlar, Köprü'nün açtığı hikaye yarışmasında, Elif Gibi Yapayalnızım adlı eseriyle birinciliği kazandı. Yalsızuçanlar'ın bu son hikayesinde, bütün yeni yazdıklarında bulunup da iyice meydana çıkmış bir hususiyeti görülüyor: hikaye ile şiirin büsbütün karışması. Hikaye ile şiirin çok iç içe girdiği bir tür olarak, bugüne kadar yalnızca tiyatro tanınıyordu. Halbuki son çeyrek asırda, hem Batıda hem de Türkiyede, çağdaş yazarların eserlerini münekkitler ne şiire oturtabiliyorlar ne de hikayeye romana...Hatta o sebeple 19. yüzyılın sanat geleneğine bağlı münekkitler pek çok eseri hangi türe alacağını şaşırıyor.
Meseleyi şekil ve muhteva açısından ayrı ayrı ele aldığımız zaman Yalsızuçanlar'ın son hikayesinin özünde ışıl ışıl şiirin belirdiği, bu özün ise, hikaye üslubunu eski çağların şiir üslubuna sürüklediği görülür. Buna rağmen onun hikayelerine hiçbir zaman şiir demek mümkün değil. Zaten kendisi de hikayesini yeterince savunamayacağını söylüyor. Zira hikayesindeki dolgunluk, Yalsızuçanlar'ın ancak metafizik ürpertileri ve çocuk rüyalarıyla yorumlanabilir. Ve onun hikayelerindeki terkip bu iki temelde birleşir.
İfade şekli hikayedir, fakat muhteva zenginliği onun hikayeci olarak kalmasını önler. Asırlardan beri şiirin nesre, nesrin şiire kaymasından aynı neticeler doğmuştur. Mesela Mevlana'nın, Mehmed Akif'in, Beydeba'nın, Goethe'nin şiirlerinde bulunan hikaye ile, hikayelerindeki şiir bu türden şeylerdir.
"Elif Gibi Yapayalnızım"a gelince...Yalsızuçanlar'a birincilik kazandıran bu hikayede, "elif"in başlığın bile başına geçmesi, her şeyden önce, her şey için onun gerekliliğini gösteriyor. Elif'in hatıra getirdiği ilk düşünceler, şekiller ve duygular sıralanacak olursa: Kuran alfabesindeki ilk harf, ilahi emrin ilk kelimesinde ilk harf, Lafzullahta ilk harf, Kuran-ı Kerim'de ilk surenin ilk kelimesinin ilk harfi, insan kelimesindeki ilk harf ilh...Bu leif, tekliği, birliği ve bütünlüğü de gösterir. Bütün kelimelerin başına, elif'in ifade ettiği manaları takıp, cüz'i, külli bütün terkiplere ulaşmak mümkündür.
Onun için elif'te, kesreti ve karanlığı aydınlığa ve birliğe icra vardır. Zaten hikayeye girişteki ilk cümlede, bütün hikayede işlenecek olan temaya bir kapı açılır. Her unsurda elif hatıra getirilir. Bu bir ikazdır. Neticede çağımızın trajedisi hikaye edilir ve yine elif'in terkibine, aydınlığına, birliğine dönülür.
Elif Gibi Yapayalnızım hikayesinin üç yapı hususiyeti bulunuyor. Bunlar, elif'e dayalı tekbir, kurban, nergis, reyhan, fesleğen, tatlı bal, akıl, melek, lütuf, hidayet, ay, güneş, gök, çiğ, yakut, dolunay, dirilmek, su, ruh, nine, çocuk...gibi kelimelerin duyurduğu, ümit dolu, canlı, dinamik, müsbet manalardır. Buna karşılık, karanlık, yarasa, nefis, ıslık, deve dikeni, ateş, red cevabı, yılan zehri, can çekişmek, azgın bakmak, karga, ölü, kahır, dalalet, üşüşmek, pavyon, küfür vs gibi kelimelerle ifade edilen menfi duygular ve düşünceler vardır. Üçüncü olarak da elif...
Ayrıca hikayenin ikinci derecedeki kahramanının bir kadın olması, onun, dünyayı temsil etmesi sebebiyledir. Kadın, insanın karşısına konulmuş bir imtihan metaıdır. Kadın kurtulduğu zaman her şey kurtulur. İnsanın kadına esir olmasıyla, aynı zamanda kadın gasbedilmiş demektir. Bunu insanlık tarihinin her safhasında görmek mümkündür.
Hikaye, ayrıca, Leyla'nın şahsında kadının hangi idari sistemler içinde ayaklar altında tutulduğunu düşündürüyor. Liberal bir ekonomik sistemin, Müslüman bir kitle içinde fertler arasında nasıl bir farklılaşma ve zıtlaşma meydana getirdiği, buna bağlı olarak sistemin kadının şahsiyetinde nasıl intihara sürüklendiği, ferdi ve sosyal planda gayet ustalıkla veriliyor. Bir cemiyetin inancı başka, yaşama şekli başka olduğu zaman husule gelen tezatlar, pavyonda birbirine kah küfreden, kah sarılıp ağlayan, Malatyalı, Elazığlı, Urfalı kişilerin hareketleriyle; aynı zamanda hafız olup konsomatris olarak çalışan pavyon kadınının intiharı yoluyla fevkalade bir imajla gösteriliyor. Her şey, bir tevhid cemiyetinin karanlık bir hayat tarzını yaşamaya zorlanmasıyla başlar.
Dünyayı yiyip bitirenler, Leyla'yı da yer bitirir.
Halbuki Leyla'nın tüketilmesi, cemiyetin tüketilmesi, bir katliam, toplu bir intihar demektir.
Bu toplu intiharın içinde, hadiseye, ruhlarında gerçek tepkiyi göstermeyen sun'i tavırların, zayıf kültürlerin de katılmasının mukadder olduğunu unutmamak lazım.
"Elif Gibi Yapayalnızım"da gösterilen fakir çocukla Mercedes araba, müdürün öğrenci oğluyla apartman kalörifercisi Hasan efendinin öğrenci oğlunun ihtiyaçlarının farklılığı ve karşılanış şekli, yine hatalı bir ekonomik hayat yaşamaya mahkum edilen Müslüman cemiyetin problemlerini ve bu problemlerin çözümünde "elif"in tedai ettirdiği çareleri düşündürür. Tecrübe edilmiş bütün ekonomik strüktürlerin dışında, tek yoldur o. Ateşten yaratılanla, topraktan yaratılanın diyalektiğinin çözümüdür.
Hikayede bir iç çözümü adım başı rastlanıyor. Zaman zaman İslami hayatın derin hususiyetleri çok kolay kavranabilir bir arenadan derinliğine gösteriliyor. Mesela Leyla ile Enis, Leyla'nın odasında yalnız kaldıkları zaman kapı kapanmaz. Bu hadisede her ne kadar içerinin kötü havası bahane sayılsa da, kadın ve erkeğin kapalı bir yerde yalnız kalmalarının haramlığı da düşündürülür.
"Elif Gibi Yapayalnızım"da Yunusça bir edaya da rastlıyoruz. Hacıbayram'daki bir müminin derdi, Lalezar'da çiğnenen kadının derdidir. Zira 24. Lem'a'daki, "biçare nisa taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir-iki komite çalışıyormuş" ile, "bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar! Allah, bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerrinden muhafaza eylesin." İfadelerinde makes bulan kadının kurtarılması endişesi, çağımızın birinci derecede problemi olmaktan çıkmayacak gibidir. O zaman birinci derecede ele alınması gerekir. Şiddet derecesine göre çarelere başvurulması gerekir. İşte Elif Gibi Yapayalnızım, derinliğine konuyu, bu diyalektik içinde yürütüyor.
Elif Gibi Yapayalnızım, sürrealist ve sembolik bir eserse de, realitenin çok içinde ve sembol olarak Batı tarzı sembolizmden çok farklı prensiplere bağlıdır. Kendi cemiyetine ters düşen bir mekanizmaya baş kaldırıp, Sultan Selim'e biat etmek isteyen yazarın kullanacağı üslup, elbette Yavuz Sultan Selim geleneğine dayalı bir üslup olabilir. Fakat Yavuz çağımızda yaşamadığına göre, çağımızın hususiyetlerini onun geleneğine dayayabilmek, sanatta yapılabilecek başlıca çalışmalardan biri olmalıdır.
Bunu, kendi şahsi yapısının teşekkülünde,cemiyetine telkin edilmek istenen sistemlere karşı bir isyan ve cemiyetin problemlerinin çözümünü tarihi bir perspektif içinde arayıp bulmanın keyifliliği saymak da mümkündür.
Sadık Yalsızuçanlar, resmettiği hadiseye vurduğu renkleri en başarılı şekilde kullanabiliyor. Yarışma yoluyla da olsa, modern İslam edebiyatı tarihine Elif Gibi Yapayalnızım gibi bir eser kazandırdığı için gelecek kuşaklar onu sevgiyle anacaklardır. |