
Ayan Beyan, Sadık Yalsızuçanlar'ın yeni öykü kitabı. Kitabın arkakapak sunumunda şöyle deniyor: "Ayan Beyan, modern Türkiye öykücülüğünün izleklerini ve dilini sürekli yenileyen adı Sadık Yalsızuçanlar'ın farklı temalara savrulsa da, ötedenberi ısrarcı olduğu manevi patikasındaki yürüyüşünün yeni bir uğrağı. Yaşamın görünür yanlarının gerisinde yatan ayan'ı beyan sadedinde konuşan öyküler bunlar.
Varolana değil, varlığa gözünü dikmiş bir yazarın dikey yolculuğunun tanıkları. Rilke'ye uğrayan, Karasu'yla yürüyen, sonra kendi yolunda solukkesici bir iç geziyle taçlanan anlatılar."
Doğrudur, Yalsızuçanlar'ın öyküsel yürüyüşünde Karasu'nun etkilerini bulmak mümkündür. Zaten kitabın son öyküsü 'Issız'ın verdiği tamamlanmamışlık hissini, Bilge Karasu'nun ifadeleri açıklıyor. Buna açıklıyor yerine kapatıyor mu denmeli emin değilim.
Bilge Karasu'nun öykü diline yakın duruyor Yalsızuçanlar. Ayan Beyan ile bu duruş daha da derinleşmiş görünüyor. Rilke'nin bir şiiriyle açılan kitapta, 14 öykü bulunuyor. Kitabın adını aldığı ilk öyküde yazar, kulun Yaratıcı ile ilişkisini bulduğu bir kelimeyle, 'zillet' ile anlatıyor. İnsanın kendisini Yaratıcı karşısında aşağılaması, küçük görmesi ilkesine dayandırılan bu tema, öykülerin çoğunda yeniden karşımıza çıkıyor.
Örneğin Şathiyye başlıklı öyküde, bu önermenin yine kent-dağ (orman) eksenine oturtulmak suretiyle tekrar ele alındığını görüyoruz. Yalsızuçanlar, öteden beri bu temalara ilgi duymuş bir yazar. Son yayınladığı öykü kitabı Hiç ile de yakın bir temada yoğunlaşmıştı. Hiçliğin hiçleştirici etkisini dışlayan bu kitabındaki metinlerin çoğunda, kulun varlık içerisindeki yeriyle, Yaratıcı ile ilişkisi konu edilmekteydi. Yazar bu konuyu derinleştirerek sürdürüyor.
Ayan Beyan'ın klasik öykü formuna yakın birkaç öykü barındırdığını da ilave etmek gerekiyor. Bunlardan biri ve en önemlisi, Yorgun Yankı'dır denebilir. Yazar, bu öyküde, bir taşra kentinden (Konya) Ankara'ya tiyatro okumak ve oyuncu olmak için gelen bir genç kızın yaşadığı acı deneyimleri konu ediniyor. Bir kız arkadaşının evinde kalmaya başlayan genç kız, birkaç gün sonra evli bir genç adamla tanışır ve ona aşık olur. Bu tutkulu ve hastalıklı bir aşk yaşantısına dönüşür. İki kez hamile kalır ve kürtaj yaptırır. Arada onlarca olay yaşanır ama bunlar öykünün ana temasına eşlik eden, onu derinleştiren olaylardır. Sonunda adam genç kızı terk eder ve kızın psikolojisi bozulur, parçalanır, ruhen dağılır. Bu Yalsızuçanlar öykülerinde sık sık karşımıza çıkan türden bir tema olmakla birlikte yazarın bu öyküde son derece gerçekçi bir anlatıma sahip olduğunu görürüz. Bu katı gerçekçiliğe bazen gerçeküstü çeşitlenmeler de eşlik etmekle birlikte, belirttiğimiz gibi öykü, natüralist denecek ölçüde gerçekçi ve belgeseldir. Ayan Beyan'da buna yakın bir metin daha vardır. Ölüye Öykü. Bu öyküde bir Güneydoğu kentinde yaşanan kimi olaylar konu edilmektedir. Bir çobanın gözünden, bölgeye gelen yabancı bir araştırmacının naklettiği kimi olaylar anlatılmaktadır. Yalsızuçanlar'ın daha önce yayınlanmış olan 40 Gözaltı Öyküsü ve Diğerleri adlı öykü kitabındaki izleklerini sürdürdüğünü de böylece görürüz. İşkence olgusuna Ayan Beyan'ın, bizce en güzel metinlerinden biri olan "Senin Aklın İllet"te daha evrensel boyutlarıyla rastlarız. Bu öykü, yazarın kısa öyküdeki ısrarının bir belirtisi olduğu kadar, klasik tahkiye diline ve kurgusuna da en yakın öyküsüdür. Bob Dylan'den bir alıntı ile başlar, bir sokak kedisine beş çocuğun verdiği ağır işkenceyle sürer. Ama bir anafor gibi şiddet ve işkence motifinin çevresinde döner. Bu şiddet ve gerilim dolu metnin teması, şiddetin milli bir adresi olmadığı, bunun evrensel bir hastalık, bir patolojik durum olduğudur.
Şathiyye öyküsü, Divan ve Tekke Edebiyatında varolan fakat modern dönemde pek karşılaşmadığımız türde bir metin. Fakat Yalsızuçanlar'ın bilinç akışı ile 'imge' eksenli anlatımında yoğunlaşan bir dille kotardığı bu hacimli öykü, Ayan Beyan'la yer yer tematik açıdan çakışır. Bir farkla ki, Şathiyye'de büyük şehrin kaotik atmosferi ayrıntılı biçimde anlatılmıştır. Modern bireyin bu kaos içerisinde nasıl bir parçalanma ve yabancılaşma yaşadığı dile getirilmiştir. Şehrin karmaşasına giren öykü kişisi, caddelerin, binaların, trafik lambalarının, kuralların, gürültünün, oksijensizliğin içinde boğulur, silikleşir. Bu boğucu atmosfer o kadar gerçekçi ve ayrıntılı anlatılmıştır ki, okurken insanı hafakanlar basmaktadır. Bir karabasan hikayesi Şathiyye. Bu kaosun içinden nasıl çıkacağını düşünür ve çırpınırken, bir aydınlık ve duruluğun sesini duyar. Şehri terk eder. Burada da "dağ" imgesi karşımıza çıkmaktadır. Dağ, ilahi gerçeğin imajıdır. Oraya doğru yönelen öykü kişisi, şehre dönüp dönüp bakar. Oradan bakınca daha bütünsel görünen şehri anlanlandırması zor olmaz. Öykü, aydınlık bir dünyaya doğru ilerler. Bir ve Hep başlıklı hikayede ise, Sait Faik öykülerine benzer bir insan sıcaklığı buluruz. Bir pazarda alışveriş yaparken yanına yaklaşan yaşlı, yoksul bir adama birkaç kilo elma alan genç bir adam, sonra onu izler. Gecekondusuna giren adamın ardından kapıyı vurur, içeri girer. Yaşlı adamın hikayesini kendi anlatımından öğreniriz. Şehirde yalnız yaşamaktadır. Aşık olarak evlendiği eşi ölmüş, memleketini terk etmek zorunda kalmış, yaşama küsmüş, yalnızlığı seçmiştir. S İle Fare, Yalsızuçanlar'ın diğer kitaplarında sıkça rastladığımız tarzda bir öykü. Bir durum öyküsü.
Ayan Beyan, dili daha da durulmuş, dinginleşmiş, temaları çeşitlenmiş bir yazarın, yazarlık serüveninin önemli bir tanığı. |