
Öykücülüğünü ilgiyle izlediğim Sadık Yalsızuçanlar'ın yeni
kitabı "Ayan Beyan" (Sel Yayıncılık) çıktı. Ondört öykünün derlenmiş olduğu
kitap, yazarın diğer kitaplarına göre daha tematik ve derli toplu. Birkaç
dizelik (özellikle dize diyorum, bu türden anlatıları alabildiğine şiirsel
çünkü) "öykü"ler yazan, imgeselliği çok zorlayan, olayı tümüyle dışlayan kimi
metinlerinin de yer aldı iki kitap yayınlamıştı daha önce. "Sırlı Tuğlalar"
(YKY) ve "Hiç" (YKY)'den sonra, yine Sel Yayıncılık tarafından yayınlanan 40
Gözaltı öyküsü ve Diğerleri'nde deneysel metinler ağırlıktaydı. Öykü, bu denli
müdahaleyi kaldırır mı bilmiyorum. Ama Yalsızuçanlar'ın öteden beri bu tutumda
ısrar etmesinde bir neden olabilir. Bir olay ya da durumu anlatırken yazarın
ısrarla soyutlama ve alegoriyi seçmesinin bir açıklaması vardır kuşkusuz. Bilge
Karasu'yla Yalsızuçanlar arasında kurulan yakınlığı da zorlayan bir şey bu.
Sevim Burak'ta örneklerini sıkça gördüğümüz türden bir sıra dışılık, gerçekle
gerçeküstü arasındaki gelgitler, bu iki alan arasındaki sınır geçirgenliğinin
zorlanışına tanık oluyoruz onda.
"Ayan Beyan"da Yalsızuçanlar'ın bu eğilimi kısmen değişmiş görünüyor. Yine yazar durum öyküsü yazıyor, imgeler kullanıyor, soyutlamalar yapıyor, fakat; bir olayı başından sonuna değin alıp götürdüğü de görülüyor. Kitabın en çarpıcı öyküsü olan Yorgun Yankı bunun ilginç örneklerinden. "Ölüye Öykü", "Senin Aklın İllet ve "Terk"te de bu eğilimi belli düzeyde gözlemleyebiliyoruz.
Başı sonu belirgin bir öykünün sınırları içinde de yazar rahat durmuyor gerçi. Zaman zaman sınır taşmaları yaşıyor. Kendisini böylesi deneylere karşı koruyor gibi bir izlenim veriyor.
Oysa Yalsızuçanlar'ın bu damarın izini sürdüğü öyküleri, dilin kullanımı açısından daha tekin bir alan sağlıyor. "Ayan Beyan" öykü ortamımız için bir kazanım olarak nitelenebilir.
Kitaba ad olan bu öykü ile örneğin Şathiyye, yazarın ana izleğinde güvenli adımlarla ilerlediğini gösteriyor. Burada içe doğru bir derinleşme açık. Okuru da bir anda vakumluyor içine. Bir dil anaforu, baş dönmesine benzer bir durum yaşatıyor.
Dilin olanaklarının açıldığı bu öykülerde, Yalsızuçanlar, sözcüklerinin nereye varacağını düşünmeksizin sürekli hamle yapan bir savaşçıya benziyor.
Bir sözcük cengi adeta. Sağına ve soluna üçer nokta konulmuş bu kısa, kesik cümleler, kentin karmaşasına çekiyor okuru. Sanırım amacı da bu. Anlattığı gerilimli sorunu ancak okuru şaşırtarak, onda bir şok oluşturarak açımlayabileceğini biliyor. Şathiyye ile Yorgun Yankı iki ayrı uçta (dilsel açıdan) yer almasına karşın, dilin olanak ve açmazlarını didikleme niyeti bakımından birbirine benziyor.
"40 Gözaltı Öyküsü ve Diğerleri", kanımca Yalsızuçanlar'ın öykü çizgisinde ayrıksı bir yerde duruyordu. Bu şiddet ve gerilim metinleri üzerinde yeterince durulmadı. İşkence gibi kronik bir soruna düştüğü kayıt bir yana, bu kitabıyla yazar, dilinin sınırlarını farklı bir yöne doğru genişletmişti. Bir yön sapması değildi. İzleğin anlatıma tümüyle egemen oluşuydu.
"Ayan Beyan"daki iki işkence öyküsü, andığım kitabın diline doğru uzantılar veriyor. Burada da işkence görenle işkence edilen arasındaki trajik ilişki bir bilinçaltı anlatımıyla dile getiriliyor. Senin Aklın İllet hem güzel bir öykü hem de kapsamlı bir temayı son derece kısa, yalın bir anlatımla kotarabiliyor.
Yalsızuçanlar'ın mistik deneyiminin ürünü/tanığı olan öyküler "Ayan Beyan"ın gövdesini oluşturuyor. Ayan Beyan, Şathiyye, Terk, Beni Yaktığın Menzil, Şeyleri Senin İçin Seni de Kendim İçin, Bir ve Hep başlıklı öyküler bu gövdenin çeşitli dalları, bir büyük öykünün yarı bağımsız bölümleri gibi.
Özellikle Beni Yaktığın Menzil'i anmak isterim. Bu yakıcı metinde, sevgilinin ne zaman bir kadın ne zaman Tanrı olduğu seçilemiyor. Bunu bir zaaf olarak anmıyorum. Tersine, arabesk bir romantizmle azizce bir yücelmenin tehlikeli sınırından yara almaksızın yürüyebildiği için söylüyorum.
Aynı şeyi Çokluktan Kinaye için söyleyemeyeceğim. Bir Yunus dizesinin mottosu eşliğinde yazılmış deneme okuyorsunuz. Yazarın böylesi metinler yazmasından daha doğal bir şey olamaz. Ama bir öykü kitabında olmaması koşuluyla.
Çokluktan Kinaye tam da işaret etmek istediğim sorunun bir örneği. Deneme, şiir ve öykünün sınırları mayınlı alanlardır. Yazar bu alanlarda çok dolaşıyor.
"Ayan Beyan" bu sorunlarına karşın, öykücülüğümüz adına selamlanması gereken bir kitap.
Benzer temaları birbirine yakın bir dille, giderek retorikleşen bir dille anlatan öyküler arasında, özgün bir yolda yürüyor.
|