
Hem üretkenliği hem de niteliğiyle, sürekli dikkatleri üzerinde toplamayı başaran bir yazar Sadık Yalsızuçanlar.
Bir kitabı yayınlanıyor; onu okuyup dil evrenine henüz girmişken, okuru yeni bir kitapla şaşırtıveriyor. Buna alışkın okurlar açısından, son kitabı "Ayan Beyan" (Sel Yayıncılık) sürpriz değil. Yalsızuçanlar, farklı tür ve konularda yazsa da okurun gözünde hep öykücüdür. Bu, diğer alanlara özellikle sinema ve televizyona ilişkin düşüncelerinin değersiz olduğu anlamına gelmez. Fakat esas itibarıyla, onda belirgin olan, başından beri kendine özgü bir öykü evreni kurmuş ve bunu sürekli geliştirmiş olmasıdır. Aynı yayınevinden daha önce "40 Gözaltı Öyküsü ve Diğerleri" kitabı yayınlanmıştı yazarın. Bu sert ve alışkın olmadığımız ölçüde gerçekçi metinler, daha çok ülkemizde yaşanan şiddete düşülen bir kayıt olarak algılanabilirdi; ama nedense pek ses getirmedi bu kitap.
'Ayan Beyan' öyle değil. Yalsızuçanlar'ın bu yeni kitabındaki öykülerin bir kısmını dergilerde okumuştum. Özellikle Hece'de ve Geceyazısı'nda yayınlanan öyküler dışında birkaçı daha yer alıyor. Ayan Beyan, kitabın arka kapağında da belirtildiği üzere, "Modern Türkiye öykücülüğünün izleklerini ve dilini sürekli yenileyen adı Sadık Yalsızuçanlar'ın farklı temalara savrulsa da, öteden beri ısrarcı olduğu manevi patikasındaki yürüyüşünün yeni bir uğrağı. Yaşamın görünür yanlarının gerisinde yatan ayan'ı beyan sadedinde konuşan öyküler bunlar. Var olana değil, varlığa gözünü dikmiş bir yazarın dikey yolculuğunun tanıkları. Rilke'ye uğrayan, Karasu'yla yürüyen, sonra kendi yolunda soluk kesici bir iç geziyle taçlanan anlatılar." Bu ilk bakışta basmakalıp görünen sözler, Ayan Beyan'ın sayfaları dikkatle çevrildiğinde sahicileşiyor. Hatta zayıf bile kalıyor denebilir. Zira, Ayan Beyan, Yalsızuçanlar'ın başladığı yere yeniden bir selam gönderdiği öykülerden oluşuyor.
Kitabın mottosuna dikkati çekmek isterim. Rilke'nin ünlü dizeleri. Behçet Necatigil çevirisinden okumuştuk bunu daha önce: "Yalnızlık yağmura benzer / Yükselir akşamlara denizlerden / Uzak, ıssız ovalardan eser / Ağar gider göklere her zaman göklerdedir / Ve kentin üstüne göklerden düşer." Toplam 14 öykünün yer aldığı Ayan Beyan, bir bakıma bu şiirin farklı veçheleriyle açılımından ibaret denilebilir. Yalsızuçanlar'ın öykülerindeki hikmetli yürüyüş, kitabın ilk öyküsü 'Ayan Beyan' ile taçlanıyor adeta. Ardından 'Şathiyye' geliyor. Dikkatli okurlar, bu öyküyü, Hece'den hatırlayacaktır. Geleneksel edebiyatımızda ender uğranan adreslerden biridir Şathiyye. Bir şatahat hali, sarhoşluk durumu; sarhoşlukla söylenmiş söz... Kentin kaosuna ansızın kayan öykü kişisi, (her zamanki gibi birinci tekil şahıs) iki aşamalı bir süreçte kenti terk ediyor. Geride bıraktığı kaosa dönüp bakmıyor. İlkinde tekrar dönüyor; ama bu sürekli bir terk ediş için son kez bakış gibi görünüyor. 'Şathiyye', kitaptaki bir başka öyküsüyle, 'Terk' ile art arda okunmalı. Zira her iki öykünün de ayrı ayrı anlattığı gibi, insanın gündelik yaşamın bağlarından koparak bir sarhoşluk hali yaşaması ve "terk"i gerçekleştirebilmesi; ancak köktenci bir tutum alışla mümkün gözüküyor.
Yalsızuçanlar, 'Yorgun Yankı'yla turnayı gözünden vuruyor. Vurulan turna karşısında bir çocuk yürek neler hisseder, nasıl lime lime olursa, okur da bu öyküde anlatılanlar karşısında öyle parçalanıyor. Uzun bir süre devam ediyor bu etki. Bu metinde yine biçimsel denemeler sürdürülüyor; ama kitabın en koyu hüzünlü metni bu. 'Senin Aklın İllet' ile bu uzun öykü, kardeş bir bakıma. Aynı acının iki farklı yönünü... Bir farkla ki, biri insana, diğeri doğaya ve hayvana yönelmiş; ama özne aynı, ateş aynı. "s İle Fare" adlı metin ise hem insicamı bozuyor hem tematik bütünlüğü zedeliyor kanımca. Gereksiz bir metin gibi duruyor kitapta. Diğer öykülerin tamamı sanki büyük bir hikâyenin parçaları ya da şöyle demek daha doğru, büyük hikâyenin farklı uzantıları. Sadık Yalsızuçanlar, yıllar önce Şehirleri Süsleyen Yolcu ile yakalamış olduğu adeseye bu kitapla yeniden dönmüş izlenimi veriyor. Bunu yazar adına olumlu bir adım olarak değerlendirmeli, diye düşünüyorum.
'Ayan Beyan', bir Sadık Yalsızuçanlar öyküsü. Diliyle, sözlüğüyle, soyutlamalarıyla, alegorisiyle, iç gerilimiyle, maddi dünya ile manevi dünya arasında kolayca sağladığı geçişlerle bir Yalsızuçanlar öyküsü. Ayan Beyan'nın sonu, okur olarak bizim yola çıkışımız bir bakıma: "Yolum bir parka uğramıştı bu kez. Girdim. Ağaçların arasında yittim. Çime alnımı koydum. Çiğ vardı. Bir daha asla kaldırmayacaktım. Sana ait olmayan şeyi bulmuştum. Onunla sana yaklaşacağım. Sen artık hiç beni bırakıp gitmeyeceksin. Bir daha asla gün batmayacak. Seni düşlerimde değil, seni gerçekten göreceğim. Seni sen olarak göreceğim. İşte sözcüklerim açılıyor. İşte dilimdeki düğüm çözülüyor. İşte göğsüm ferahlıyor. İşte kalbime doğru bükülüyorum. İşte bir sözcük beni sana getiriyor. Bir sözcük olarak sana geliyorum. Sana ancak konuştuğum dille gelebiliyorum."
Zaman Gazetesi, 27 KASIM 2005 |