
Çağın sıkıntılarını sırtlanmış bir yazar olan Sadık Yalsızuçanlar, son kitabı "Ayan Beyan"da yaralanmış ve toplumun düçar olduğu belalara uğramış insanların yaşamlarına pencereler açıyor. Toplumda (modern) yaşamın kaosunu, bu kaosun ortasında bulunan ve belki de nedeni sayılan insanı; insanın dünya üzerindeki varoluşunun nedenini ve yerini, insan ve iktidar ilişkilerini ve bunun 'zorunlu' bir sonucu olan zulmü, şiddeti ve işkenceyi, dogmaları, toplumsal rolleri... kısacası insana tekine ve dünyaya ilişkin temel çıkmazları zihinsel bir boyutta imgelerden ve mistik motiflerinden yararlanarak sorguluyor.
Ama en çok modern dünyanın kul ile Yaratıcı arasına koyduğu engellerden duyduğu acı dökülüyor kaleminden. Bu acıyı çeken bireyler Allah'a ulaşma mücadelesinde topluma, insana yabancılaşmış, iletişimsizleşmiş ve dünyaya hiçmiş gibi bakan bireylere dönüşüyor. Bu durumu "Toplumun hakiki değerleri tersyüz edilmişse ona yabancılaşmak hakikati arayan insanlar için kaçınılmaz olacaktır" şeklinde açıklıyor Yalsızuçanlar.
KEMÂLE ERMEK İÇİN...
Öykülerinde kullandığı açık ve temiz dil ile dikkat çeken yazar, kelime-Yaratan ve insan üçgeni kuruyor. "Kâmil insan ilahi bir kelimedir, Kur'an'daki 'Ey insan' hitabı kamil insana yapılmıştır, insanlığı kâmil insan temsil eder" diye konuşuyor ve ekliyor: "İnsan kemâle ermeksizin İlahi isimleri yansıtan bir ayna olamaz. Modern ve kapitalist düzenden arınmak, huzura kavuşmak için -kâmil insan olabilmek için- şarttır. Bir parçası haline geldiğiniz şeye ne müdahale edebilir ne de onu görebilirsiniz". Bir öyküsünde buna paralel olarak kahraman, ailesini, işini terk ederek, modern dünyanın tüm dayatmalarından kurtularak huzura koşuyor. Öykünün sonunda, 'Bu çözüm önerisi ne kadar gerçekçidir? Bizi ve toplumsal bilinçaltımızı kuşatan modern düzenden ve bizi içine eklemlemesinden kaçmak ne denli olanaklıdır?' soruları zihnimizde canlanıyor.
Protezler medeniyeti
Hayatı, oyun ve oyalanma olarak gören bakışı da gözlerden kaçmıyor Yalsızuçanlar'ın. Bu bağlamda "Modern burjuva uygarlığı (Tarkovski'nin belirttiği üzre) bir protezler medeniyeti değil midir? Ruhları sakatlamıyor mu? Sakatladığı ruha protezler üretmekle meşgul değil mi?" sorularını arka arkaya soran yazar şunları söylüyor: Modern yaşam, insanı kendi doğasından uzaklara savuran bir kurgudan ibaret. Burada insan, varlığa ilişkin ne bir şey soruyor, ne de duyuyor. Burada hakiki olan birşey yok.
Yaraları kadın saracak
"Modern yaşam içerisinde insan yalan söyleyerek varoluyor. Ötekileştirerek ilişki kurabiliyor. Vicdanın, gönlün, vefanın, sırrın çekildiği bir dünya bu" tespitinde bulunan Yalsızuçanlar, "ben insana değil, şehrin insanına güvensizim" diyor. Onun bu bakışı öykülerinde de "ayan beyan" yansıyor. Öykülerinde kadın sorunlarına eğilen yazar, kadın bakışını oldukça iyi yakalamış. Bir öyküsünde doğayı ve nesneleri dişi ve erkek olarak ayırdığı gözlerden kaçmıyor. Kirlenmiş yeryüzünü dişi olarak nitelendirirken, kaçtığı ve negatifleştirdiği kalabalığın dişi olduğundan şüpheleniyor. "Bu öyküden hareketle dişinin kirli, dolayısıyla yeryüzünün de kirli oluşu önermesi çıkması beni üzer" diyen yazar bu konuyu şöyle açımlıyor: Kadınları toplumun yaralarını sarmak üzere anlatma ihtiyacı duyuyorum. Bir toplumun kalitesini görmek isterseniz öncelikle kadınlara bakarsınız. Bir ölçü sunarlar çünkü. Bugün kirli iktidar ilişkileri ve çıkar savaşları kadınlar üzerinden yapılmıyor mu?
Yeni Şafak, 24 KASIM 2005 PERŞEMBE |