 |
Doç. Dr. Ahmet Yıldız'la söyleşi...
"Kürt sorununun çözümü 'ulus devlet problematiği'nin doğru tanımlanmasıyla, yani revizyonuyla mümkündür."
Söyleşi Sadık Yalsızuçanlar
tamamı... |
 |
 |
Hem Kemal ehli hem Tahir bir adam...
Kemal ehli olduğu kesin. Tutukevinde çile çekerek, yazının fikrin namusunu omuzlayıp taşıyarak, bugünlerde ruhuna aykırı bir yerde duran 'ulusalcı'ların dillerine pelesenk ettiği 'bu topraklar'ın edebiyatını hakiki biçimde yaparak olgunlaşmış bir adam.
tamamı... |
 |
 |
"Kara köprü narlıktır/Güzellik bir varlıktır"...
İnsan yakın olmak ister ama felek ırağa salar. Yakın olma isteği ile feleğe karşı çaresizliğin bu gerilimli ilişkisini bize en güzel bir türkü anlatabilir. Eleştiri oklarını feleğe gönderen Divan ve halk şairlerinin, -Bediüzzaman'ın Lemaat'ta dediği gibi- divanları sıkılsa, koyu bir hüzün damlar.
tamamı... |
 |
 |
Cem Karaca: 'Yâr Yâr' diyerek Allah'a yürüyen sanatçı...
Çağımızın büyük bilgesi Bediüzzaman, 'O yâr ise her şey yardır, her yer yarar' demişti. Cem Karaca, ömrünün son yıllarını, gürül gürül çağlayan sesiyle, 'Allah yâr yâr! Allah yâr yâr!' diyerek geçirdi.
tamamı... |
 |
 |
Gitar da çalabilsem keşke...
Ortaokul ikinci sınıfta iken, gitar çalan yakın arkadaşım Mustafa'ya özenirdim, zihnimden bu cümle sık sık geçerdi: 'Gitar da çalabilsem keşke...'
Modern müziğimizin seçkin isimlerinden Şebnem Ferah'ın müzikal yaşamında bu cümlenin önemli bir yeri olduğunu öğrendiğimde şaşırmadım.
tamamı... |
 |
 |
Bilincin Aktığı (Geleneksel) Yataklar...
Modern edebiyatta beliren bir 'teknik' olarak 'bilinçakışı'nın, geleneksel 'metin'ler için söz konusu edilmesinin tuhaflığı ortada. Ne ki, bir zihin alıştırması olarak, böylesi bir işlemin bize, bilinçakışı değilse de, bilinçüstü veya bilinçdışı alandan geçen kimi geleneksel anlatıların söz konusu edilmesinin, sorunun farklı bir açıdan tartışılmasına imkan verebileceğini düşünüyorum.
tamamı... |
 |
 |
Ney'in Sırrını Kutsi Erguner'den Dinlemek...
Kutsi Erguner, bize, 'Ney'in sırrını, Mesnevi-i Şerif'in ilk onsekiz beytinden öğrenerek müzikal bir dilin içinden anlatan bir modern zamanlar dervişidir. Müziğin cihanşümul dilini keşfetmiş olan has sanatçıların hepsinde bu sırdan bir iz, bir işaret mutlaka vardır.
tamamı... |
 |
 |
Müziğin manevi doğası ya da Ömer Faruk Tekbilek...
Tekbilek, 'müzik, Allah'ın lisanıdır' diyen Hz. Mevlana'nın, görkemli Mesnevi-i Şerif'inin ilk onsekiz beytinde anlattığı 'kamil insan'ı sembolize eden ney'i, Aka Gündüz'den meşk etmiş, ünü sınırlarımızı taşmış, sesi ülkemize, Yeni Dünya'dan gelmiş, müziğin öncelikle bir 'ritm' meselesi olduğunu fark etmiş, 'nefes'in manevi doğasının sırlarına ermiş gerçek bir sanatçı.
tamamı... |
 |
 |
"Gönül dağı'nda bir garip" : Neşet Ertaş (*)...
'Sağ-sol çatışması'nın şiddetli olduğu günler... Neşet Ertaş Saray Sineması'nda konser veriyor. Gençler dönemin gözde "slogan"larıyla örülü şarkılarından isteklerde bulunurlar. Neşet Ertaş biraz sustuktan sonra her zamanki mütevaziliği ile şöyle der :
"Ağam, biz böyle parçalar bilmeyiz. Biz gönülle çalar, gönülle söyleriz."
tamamı... |
 |
 |
Silahı hala samimiyet olan ölü bir güvercin : Hrant Dink...
Kuşkusuz, Hırant Dink'le, 'bu topraklar'da, eşit haklara sahip, kardeşçe, demokratik ve konuksever bir dilin içinden konuşmamız için bizim de Ermeni olmamız gerekmez. Onun da Müslüman olması şart değildir. İşin diğer bir yönü, İslam, bizatihi mütevazi olmayı öngörür. Dini kimliğinden ötürü ne kibirlenmek ne de ötekini aşağılamak dini ve ahlakidir.
tamamı... |
 |
 |
Safdışı kalan/bırakan bir derviş sinemacı : Andrei Tarkovski...
Tarkovski'nin özelli-ği, hayatı şiirsel bir mantıkla algılamasıydı. Şiiri haki-katle olan ilişkisinin özel bir biçimi olarak görüyordu. Varoluşun şiirsel yapısını, filmlerinde oluşturduğu rü-ya evreniyle yansıtmaktaydı.
tamamı... |
 |
 |
Ne içindeydi zamanın ne de büsbütün dışında...
Her ne kadar, kimi yorumcular, 'ne Huzur'unda ne de Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde hiçbir aydın karakter "şahsi tecrübe" yaşamazlar, neredeyse sadece toplumsal bir misyon üstlenmişlerdir' dese de, özellikle Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile, Tanpınar, çağdaşı pek çok yazardan farklı bir yerde durur.
tamamı... |
 |
 |
'O derin bahçede yaşayan ruh' : Yahya Kemal Beyatlı...
'Kuğunun son şarkısı'ydı Yahya Kemal ve bize, şiiriyle, nesirlerinde ifade bulan düşünceleriyle, onlara vücut veren 'tahassüs'üyle, modern zamanlarda, 'gelenek'le nasıl bağ kurulabileceğini gösterdi.
tamamı... |
 |
 |
Yeni Öykü: Sessiz. .
Sen elifsin.
Çünkü otuzüç yıl önce doğdun ve birsin.
Ben he'yim. Kırkdört yıl önce öldüm ve ikiyim.
İkimiz bir olunca aşıklar ah çeker. Ah bir iklimdir, orada sadece benzersizler oturur.
tamamı... |
 |
 |
'Üçbuçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder'...
'Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
Günler şu heyulayı da er geç silecektir
Rahmetle anılmak ebediyet budur amma
Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir?'
tamamı... |
 |
 |
Görkemli kaybedenlerin sonuncusu...
Kırküç yıllık ömre yedi kitap sığdırdı Oğuz Atay. Ama sanki diğerleri Tutunamayanlar'ın devamı, açılımı, filizlenmesiydi. Bir konağın büyük salonuna açılan odacıklar gibi. Tutunamayanlar, salonla sokağın buluştuğu ilk görkemli romanımızdır.
tamamı... |
 |
 |
Ali bizim şahımız...
Muharrem yaklaşıyor...Yakında Kerbela'da 'cennet yiğitlerinin seyyidi olan Hz. Hüseyin'e kıyıldığı hüzün günleri başlayacak.
'Ben hüzün peygamberiyim' diyen Allah Elçisi'nin modern zamanlardaki en büyük sevdalısı Mehmed Akif Ersoy'un diliyle söylemenin vaktidir :
'Yıllar geçiyor ki yâ Muhammed/Aylar bize hep Muharrem oldu/Akşam ne güneşli geceydi/Eyvah o da leyl-i mâtem oldu'
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Seyda...
Ama, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır muhabbetinden vazgeçmiyordu.
Nihayet ısrarlarına dayanamayıp kabul ettim ve Cuma günü öğleden sonra oniki kişilik bir minübüse yirmi kişi tıkınarak Menzil'e doğru yola çıktık. Ahmed hoca mihmandarımızdı. Nurşin'li bir seyyit. Hafız ve molla. En çok ilgimi çeken Mem u Zin şerhi okumuş olması. Risale-i Nur'dan da tederrüs etmiş.
tamamı... |
 |
 |
Zwischen den zeilen...
Der Wanderer stand dem berühmtesten Denker Andalusiens gegenüber. Eine Weile herrschte Schweigen. Der Philosoph blickte ins Gesicht des Wanderers, das Liebe und Vertrauen ausstrahlte. Auf dessen Stirn gab es noch keine Spur von Falten: Er stand im Frühling seines Lebens...
tamamı... |
 |
 |
Mevlana Kürtçe çağırıyor; Were*...
Nubihar Yayınları, Sadık Yalsızuçanlar'ın "Mevlana'dan Öyküler" kitabını Kürtçe yayınlayarak büyük mutasavvıf Mevlana'nın evrensel çağrısını yineliyor; Gel, ne olursan ol, yine gel!
tamamı... |
 |
 |
Ateş çemberi...
"Dün akşam yolda gördüm/ Seni yıllardan sonra" çalıyordu radyoda. Dükkândan dışarı taşan sese zaman zaman şişko kebapçının çırağı eşlik ediyordu alüminyum tepside üzeri tabakla kapalı kebap servisini taşırken. Şükran Ay söylüyordu şarkıyı.
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Garip...
Seni gecenin, soğuğun ve kalabalığın içinde görünce dilime gelen bu oldu: Garip. Sen garipsin. Görüyorum. Şimdi bu kanepede otururken gözlerine, onlardaki gurbete bakıyorum. Gurbetin bir resmisin sen.
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Yüzüm...
Annemin de adı Ayşe, benim de. O yetmişiki yaşında ben otuzüç. Otuzüç sayısının uğuruna inanmıştım hep. Bu yüzden yaşadığım olayın da ne olursa olsun hayırlı olduğunu düşünüyorum. Ama yüzüm çok değişti, yüzümle birlikte özüm değişmedi ama içime bir şeyler katıldı bunu hissediyorum.
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Bu sabah...
Giderken içimi çekip götürdün beni burada ölü, cansız bıraktın. Sen gidince her şey öylesi bir sessizliğe düştü ki, boynumun yarısı kesilmiş kanım göğsümden akarak şıp şıp beynime damlıyor gibi bir cansıkıntısı belirdi.
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Yar kokusu...
Nereden nasıl kaçtın, buraya ne zaman geldin bilemedim.
Adın Meryem ve Fatıma'nın lakabıymış yeni öğrendim.
Suya benziyordun, bir bulut gibi beni kendimden geçirdin, sarhoş ettin.
tamamı... |
 |
 |
Öykü: Denizde ölüm...
Bunu senin otuzikinci doğum gününün akşamı yazıyorum.
Bil ki Allah alemin bir yerini başka bir yerine bağlamıştır.
Burası bir dairedir.
Dairenin bir noktası başka bir noktasına bağlıdır.
tamamı... |
 |

|
İstanbul ve "Gezgin" / Wolfgang Günter Lerch...
Ünlü Endülüslü Sufi- Muhyiddin Arabi'nin hayatını ve icrasını anlatan ilk romansı şekil, şimdiye kadar sekiz kitabıyla öne çıkan Sadık Yalsızuçanlar'ın kaleminden geliyor.
tamamı... |
 |

|
Özgürlükçü ve hoşgörülü İslami duyarlık / Lutz Bunk...
Türk Yazar Sadık Yalsızuçanlar, Gezgin adlı eserinde Ortaçağ döneminde yaşamış olan Muhyiddin Arabi'yi anlatıyor. Arabi, gerçek bir sufiydi ve 'dinlerin aşkın birliği'ni savunuyordu. Arabi'nin, dini, politik içeriğinden çok irfani nitelikleriyle vurgulamak istemesi, fanatikleri kızdırıyor olmalı.
tamamı... |
 |
 |
Radyo oyunu: Sekerat ...
Olay, ikibinüç yılının bir eylül ikindisi bir parkta, bankın üzerinde ve çevresinde, az ilerdeki çınar ağacının altında geçer.
Uzaktaki park gazinosundan Erkan Oğur'un söylediği Mamoş türküsü gelir...
tamamı... |
| |