Bulutsuz, ayın onbeşinde olduğu bir gece.
Ağabeyimle evimizin damına çıkıyoruz. Babam da geliyor.
Geceyi burada geçireceğiz. Sabahı dört gözle bekliyoruz. Ağbim
yerinde duramıyor.
Evimizin damı topraktan. Bacamıza leylek yuva yapıyor.Yıldızlar
yanıp yanıp sönüyor.
Bu küçük ayı.
Bu büyük ayı.
Babam, 'şu üç yıldızın arasındaki zühre' diyor, 'onun uzandığı sonsuzlukta
samanyolu var. Bütün samanyolları, güneşler güneşi denen galaksi
topluluğuna ulaşır'
Yarın ağbimle çiftliğe gideceğiz.
Hayvanları nasıl da özlemişim. Ördekleri, kuzuları, köpeğimi. Gözümde
tütüyorlar. Kimbilir onlar da beni özlemiştir.
Sığırcıklar yine yuva yapmış mıdır evin çatısına?
Ah bir sabah olsa!
Uykum da bir türlü gelmiyor.
Ağbim loğla oynuyor, az kalsın düşecekti.
Babam çıkışıyor ona.
Yataklarımıza uzanıyoruz. Gözlerimizi göğe dikiyoruz. Duygularımla bir aydede çiziyorum göğe. Işıl ışıl yanıyor. Gözlerim kamaşıyor.
Gece bir gül gibi, onu kokluyorum.
Aydede bir masal dedesi. Bütün hikayeleri ondan dinliyor anlatanlar.
Bir varmış bir yokmuş diye başlıyor öykü.
Bir zaman bir baba, iki oğlunu, çiftliğine gönderir.
Herbirine yirmidört altın verir ve sık sıkı tembih ederek, 'bunları hem
yol masrafı yapın' der, 'hem de çiftlikte kalacağınız sürece harcayın.
Yakındaki istasyondan bilet alırsınız. Karışmak istemem ama trenle gitseniz iyi edersiniz. Haydi yolunuz açık olsun'
İki kardeş altınları alıp öğüdü dinledikten sonra yola çıkar.
Küçük kardeş, istasyona kadar oldukça az altın harcar. Babasının öğüdüne uyar, kendine gerekli olanı alır, israftan kaçınır.
Büyük kardeş istasyona kadar yirmiüç altınını harcar, çarçur eder.
Kardeşi, 'ağbi' diye yalvarır, 'bari elinde kalan son altını harcama. Bilet paran olur.
Babam sana kızacak ama, bakarsın belki affeder'
'Sen karışma bi karış aklınla' diye çıkışır ağbisi, 'bana akıl mı öğreteceksin!'
Son altını da harcar. Bilet parası kalmaz.
İstasyona varırlar. Kardeşinin bindiği tren uzaklaşırken, ağbisi ardından çaresizlik içinde bakakalır.
Uyandım, ağbim mışıl mışıl uyuyor. Babam hala yıldızları seyrediyor.
Kalkıp yanına gidiyorum.
Beni farketmiyor.
'Peki o yirmidört altın neydi babacğım?' diye soruyorum.
'Yirmidört saattir, bir günlük ömürdür yavrum' diyor.
Aydede tepeye inmiş.
Parmakuçlarıma bakıyorum, aydedenin ışığıyla yıkanmış.
DÜŞ BAHÇESİ
Yalsızuçanlar, Sadık.
Kırkambar Yayınları/Aç İç Oku/Şerbet Kitapları dizisi : 2.
İstanbul. Şubat. 1998 |