
Siyah kardeşini uğurladı. O da atına binerek geri döndü. Akşam evinde dinlendi. Güneş yere doğru eğildi, yüzünü gizledi. Göğün benzi samur gibi belirdi. Dünya yüzüne kömür gibi boya sürdü. Görür gözler yumuldu, uyanıklar da uyudu. Böyle olunca Beyaz uyudu, şafakta başını kaldırdı. Doğudan dal budak saldı ateş gibi dev, aydınlandı gelin yüzünü yeni açmış gibi. Kopageldi yükselerek güneşin ışınlı kalkanı. Dünyanın benzi oldu ak cevher gibi. Güneş böyle doğduktan sonra Beyaz kalktı, giyindi, saraya gidip Gri'nin huzuruna çıktı ve cevabi mektubu ona sundu. Gri mektubu okuduktan ve Beyaz dinledikten sonra üzüntüsünü duyurarak, 'ben' dedi, 'ona ipek göndermiştim, o ise diken işlemiş' Beyaz suskun, başı öne eğik, öylece duruyordu. Gri sürdürdü konuşmasını, 'ama doğru söylemiş, doğru söz sert ve kırıcı olur, zararı yok' Az sonra Gri, Siyah'ı görmek istedi ve dağa, onun yanına gitmeyi düşündü. Fakat Beyaz bunu uygun bulmayarak, kendi gidebileceğini bildirdi. Bunun üzerine Gri, Siyah'a ikinci bir mektup yazdı : 'Ey olgun kişi' Gri seni çokça överek, sağlık dileyerek, sana selam gönderiyor. Mektubunu okudum, kardeşinin anlattıklarını da dinledim. Fakat benim sözümü de dinle. Kalk buraya gel, insanlara karış, helal dünya malı kazan, açları doyur, çıplakları giydir, Tanrı'nın kullarına yararlı ol. Ben seni insanların yararı için buraya çağırıyorum, hem de üsteleme ve direnme ile, çünkü faydasız kimse diriler arasında bir ölüdür. Bu sözü şimdilik yeter say, akla ve bilgiye karşı direnme. Başka söyleyeceklerimi kardeşin Beyaz'a verdim, ondan dinleyebilirsin.'. Mektubu mühürleyip katladı, bağladı ve Beyaz'a vererek, 'Al' dedi, 'bunu kardeşin Siyah'a götür ve geri kalanını da kendi dilinle anlat, onu mutlaka kente getirmeye çalış.' Beyaz mektubu aldı, evine gitti. Akşam oldu. Ertesi gün erkenden dağa, Siyah'ın yanına gitti. Mektubu verdi.
Siyah mektubu dikkatle okuduktan sonra geri vererek, 'bu dünyada' dedi, 'sonsuz kalmayacağımıza göre, bu kadar zahmete girmek, mal toplamak, insanların işlerine karışmak neye yarar? İnsan dünyanın ardından koşarsa kulluğu bırakır. Kente inersem sürekli insanlarla uğraşacağım, erdemli bir yaşam için gerekli olana zaman ayıramayacağım. Oysa dünyaya yüz çevirip olanla yetinmeli. Artık yaşlanmışım, ihtiyarlıkta yapılamayan işleri gençken yapmaya çalışmalı. Git Gri'ye söyle, sonunda payımıza düşen iki bez parçasıdır. Sıcakta bu denli terleyecek, soğukta bu kadar titreyecek ve sonunda iki dilek elde edeceksin. Biri mal, öteki, insanlar arasında sözü geçen biri olmak. Dünyayı yenen İskender, denizi yarıp aşan Musa, ölüleri dirilten İsa nerede? Ben gönlümü insanlardan kurtararak Tanrıya ulaştırdım. Yalnız onu istiyorum. Beni bırakın. Giyinmek için bir parça koyun yünü, doymak içinse bir avuç arpa aşı bana yeter. Bu dünyanın işlerini bırakmadıkça, ötedünyanınkiler yapılamaz.' Beyaz, onu dikkatle dinledikten sonra, 'ben' dedi, 'gerçeğin yolunu buldum, sana diyecek sözüm kalmadı. Gerçeğe boyun eğiyorum ve oyunu bırakıyorum.Ben gidiyorum. Benim için Tanrıya yakar.' Vedalaştı, atına binerek kente doğru sürdü. Evine geldi. Karnını doyurdu, düşünceye daldı. Güneş yüzüne kara yüz bağını bağladı, tüm dünya kara yer tozuyla doldu. Batı güneşi perçemlerini yüzüne yaydı, dünya baştanbaşa kara saç boyasıyla doldu. Gök, zenci yüzüyle örtündü, uçanlar dindi, yürüyenlerin devinimi durdu. Beyaz uyudu, kalktı,baktı Mars tepeden yana yatmıştı. Yine baktı, ülker yıldızının başı alçalmıştı. Akrep yükselmişti. Tekrar baktı. Sonunda gök kabuğunun yüzü kafur rengini aldı. Güzel kokular serpiliyor gibi alacalandı. Güneş ışınları yükseldi yerden, yayıldı dalları, güneş yükseldi, yerden bir toz koptu, dokuz al tuğ yaklaşmaya başladı.
Beyaz, güneş kalkan mızraklarıyla ufukta görünürken kalktı, Gri'nin sarayına gitti. Siyah'ın söylediklerini iletti. Grinin gözleri nemlendi. Düşündü, onu haklı buldu, 'biz' dedi, 'ona kıyıcılık ediyoruz. Onu buraya getiremeyiz. Sözleri tümüyle gerçektir. Dünyanın huyu böyledir işte, peşine düşersen senden kaçar, vazgeçersen sana yaklaşır. Biraz bekleyelim.' Ve beklemeye başladılar.
|