
NARO'culara müjde, nihayet gurularının kitabı çıktı! 'Soğuk Bir Gazoz İster misin Yavrum?'la, Alço fenomenini ebedileştirdi ve kayıtlara geçirdi. Seyhan Sevinç, Alço'nun kişisel, toplumsal ve sinematoğrafik tarihini yazdı. 'Soğuk bir gazoz'un içine kattığı uyutucu ilaçla kurbanını uyutan ve 'kötü'lüğünü genç kızın bekareti dolayımından filme boca eden Alço'nun nasıl bir filmsel prototip olmaktan çıkıp toplumsallaştığını, Türkiye sinemasının geçirdiği değişim süreçleri ve bu süreçlerin tanıklık ettiği toplumsal dönüşümleri de gözeterek anlattı. Kitabı bir çırpıda okudum. Çocukluk ve ilkgençlik yıllarım Malatya'da geçti. Babam sinema işletmecisiydi. Yazlık ve kışlık çok sayıda sinemamız vardı. Alço'yu yetmişli yılların ilk yarısında janti görünümü, briyantinli ve daima taranmış saçları, kamerayı dolduran omuz plan görüntüsünde, kadrajda uzun süren kalırken yüzünü ve sesini nasıl kullandığını ve bu kullanımın bir sonraki sahnede neleri hazırladığını bugünmüş gibi hatırlıyorum. Zaman zaman kimi televizyon kanallarında tekrar yayınlarında da ne zaman Alço'yu görsem o günlerim aklıma düşer ve filmi sonuna dek ilgiyle izlerim.
Alço'nun Kel Aliço'ya değin uzayan derin köklerini öğrenmek istiyorsanız, Akis Kitap'ın bu çalışmasını mutlaka okumalısınız. Kitabın demincek söz ettiğim gibi bize aktardığı bununla sınırlı değil. Alço, esasında ta kadim masallarımızdan, halk hikayelerimizden itibaren 'biz'im kötü kişilerimizden, belki en önde gelenlerinden ve en sağlam prototiplerden. Alço ile hem 'ilaçlı soğuk gazoz' hem de bekaretin böylesi bir travmatik müdahale ile izalesi gelenekselleşmiştir. Bir kezinde TRT'de yayımlanmak üzre rahmetli Bülent Oran'a ilişkin bir belgeselin çekimlerini yaparken, Bülent ağbi'ye şu ünlü 'pavyon kapatma' meselesini sormuştum. O da bu eğlenceli öyküyü anlatırken kahkahalara boğulmuştu. Dayım, sonradan Güzeran adlı öykü kitabımdaki Ateş Çemberi öyküsünde anlattığım üzre namuslu kabadayı kuşağının son temsilcilerindendi. Uzun yıllar tutukevinde yaşadı. Birkaç cinayeti oldu. Fırtınalı bir yaşamın ardından Aksaray cezaevinde siroz oldu ve yaşama Ankara Numune Hastanesinde veda etti. Onun birkaç kez pavyon kapatma olayına tanık olmuştum. Bülent ağbi, sanırım bindokuzyüzellikide bir senaryo yazmış, bir aşk hikayesi. Filmde Cüneyt Arkın, sevgilisini bir akşam pavyona götürür, eğlenmek için. Öyküyü okuyan prodüktör Bülent Ağbiyi telefonla arar ve çağırır. Gidince de, 'yahu' der, 'sen beni öldürecek misin?' Bülent ağbi şaşkın, 'noldu? Ne var?' diye sorar. Yapımcı, 'buraya yine bir pavyon sahnesi koymuşsun! Kalemi alıp yazmak kolay, sen bir pavyon sahnesinin kaça malolduğunu biliyor musun?' diye çıkışır. Bülent ağbi, 'dert ettiğin şeye bak' der, 'ver şunu bana' Alır senaryoyu geçer yan odada değiştirip getirir. Sahne şöyle değişmiştir: Jön, sevgilisiyle pavyona girer. Bir garson ve bir şarkıcı dışında kimse yoktur. Tek bir masa açılmıştır. Genç kız şaşırır. Jönümüz atılır hemen, 'seni yabancı gözlerden sakındığım için pavyonu kapattım' Bu pavyon kapatma sahnesi sonraki yıllarda gelenek haline gelmiştir. Bunun gibi Yeşilçam'a fırtına gibi giren kötü adam Alço'nun da ilaçlı gazoz ve tecavüz ritüeli sanırım gelenekselleşmiş ve hem toplumsal yaşamda hem de sinemamızda bu sahne bir fenomene dönüşmüştür. Gerçi Alço bunun gibi birkaç atraksiyonla sınırlıdır. Onun kötü adamlığı, sonradan örneğin Kurtlar Vadisi'nde her bölümde bir örneğine tanık olduğumuz türden çokbilinmeyenli ve vahşi düzeyde değildir. O oldukça şık giyinir. Birkaç adamı dönenip durur çevresinde. Genellikle aynı cümleleri sıralar peşpeşe. Aynı jargonla konuşur, sözlüğü yirmi otuz sözcükten oluşur. Her daim traşlıdır. Genellikle kameraya dönük konuşur ve arada şık bir dönüş yapar, bu anda çoğunlukla celallenecektir. Tehditler savurur.
Sahnenin öncesinde ise kurban adayımızın başını döndürecek bir mekanda ona oldukça nazik bir ses tonuyla iltifatlar yapar, şampanya patlatır, ışıltılı bir gelecek vaat eder ve kadehini aşk sözcükleri eşliğinde kaldırır. Sonraki planda mutlaka ya bir otel veya gösterişli bir malikane odasındayızdır. Burada 'soğuk bir gazoz' olayına girilir. İlaç hep aynıdır ve hazırdır. Komidinin üzerinde bir anda gözaçıp kapayınca oluverir her şey. Kurban kendinden geçmeye başladığında ses ironikleşir ve isteri düzeyi artar. Alço genç kızın tahrik edici küçük zarif ve yarıçıplak bedenini kollarında özenle taşıyarak yatağa götürür ve serer. Sonrası genç kızın uyanışıyla ve uyanma anındaki çığlığı ve ağlayışıyla açılır.
Olan olmuştur ve torba dolmuştur.
Torbanın sonraki süreçte nelerle dolduğunu hangi film olursa olsun aynı akıbet içerisinde gözleriz.
Alço, bu ritüelini tüm filmlerinde tekrarlar.
Bu yüzden belki de en klişe kişiliğimiz, en verimli filmsel tipimiz odur.
Giderek Alço bir mite dönüşmeye başlamıştır.
Bu süreci biz, onun oynadığı filmlerin Türkiye sinemasından artık çekilmeye başladığı dönemde daha çıplak bir gözle görürüz.
Sinemamızdaki dönüşümün başladığı o yıllarda (ona seksenli yılların ikinci yarısı mı diyelim?) Alço artık beyaz perdeden tümüyle çekilmiş yerini Naro örgütünün masum etkinliklerine terk etmiştir. 'Nuri Alço Revival Organization' kısa adıyla NARO gizil ve zararsız bir örgüt Alço'yu özellikle İstanbul'un duvarlarına spey boyalarla kitabete geçirir.
Yazılar genellikle 'umuma açık' perspektiflere yazılır. Yürürken, minübüste giderken veya otomobille seyir halindeyken rahatlıkla okunabilen bu kısa ve sıcak çağrışımlı yazıların da nasıl bir iletişim grameri ürettiği bir analiz konusu.Alço ile Naro'cular arasındaki ilişki bir dönemde gerginleşir ve mahkeme koridorlarına da taşınır.
Alço filmlerde çizdiği tipin aksine son derece sessiz ve sakin bir kişiliktir. Gerçi bir ara adı uyuşturucu işlerine de karışır ama kişiliği filmsel kişilikle örtüşmez.
Akis Kitap'ın yayımladığı 'Soğuk Bir Gazoz İster misin Yavrum?'la Seyhan Sevinç, bize Alço mitinin tarihini ayrıntılı biçimde aktarmış.
Sözü, kitabının bir bölümünde Alço ile Tecavüzcü Coşkun arasındaki farklardan söz eden Seyhan Sevinç'e bırakıyorum: 'Alço ile Tecavüzcü Coşkun arasında tarz farkı da vardı. Alço, Hürriyet Pazar'dan Şermin Sarıbaş'a (20.03.2005) verdiği bir röportajda Tecavüzcü Coşkun ile aralarındaki farkı veciz bir cümleyle açıklamıştı: "Coşkun direkt tecavüz eder, ben iyi niyetle yaklaşır, güzel laflarla kandırır tuzağa düşürüp sonra tecavüz ederim. Onun tipi sapıklığa daha uygundu. Ben giyimimle kuşamımla daha ağırbaşlı bir tecavüzcüydüm"
Alço'nun tek farkı bu değildi elbette ki... İşte Alço ile Tecavüzcü Coşkun arasındaki farklar:
Tecavüzcü Coşkun, vasıfsız bir sokak sapığı olarak güdülerinin esiridir. Nuri Alço ise kötülüğü simgeleştiren bir anlayışın ipek bornozundan saten çarşaflı yuvarlak yatağına kadar tüm teşkilatı tamam gürbüz figürdür!..
Tecavüzcü Coşkun, direk saldırarak sadece şaşkınlık ve korkuya yol açar.
Nuri Alço ise tarzında, daha ağır biçimde hayal kırıklıkları barındırır ve bunlardan beslenir!..
Tecavüzcü Coşkun, esrar ile uyuşur ve genellikle sadece kullanıcıdır. Nuri Alço'nun ilgilendiği uyuşturucu kokaindir ve genellikle hem satıcı, hem kullanıcıdır!
Tecavüzcü Coşkun, kaybetmişliği simgeler ve bu yüzden korkacak bir şeyi yoktur. Nuri Alço ise 'şeylerin!' sahibidir ve bunları kaybedecek gibi olunca aklı çıkar, çok korkar!.
Tecavüzcü Coşkun, bastırılmış cinselliğin hıncını hayvanlaşarak almaya kararlıdır ve 'bayan kıstırma' durumlarındaki biçimsiz kahkahasıyla kendini ele verir.
Nuri Alço, sahte evlilik vaadiyle, sadece kadına sahip olmakla yetinmeyip o kadını satarak, kurye yaparak, vs. yıllar yılı kullanmaya niyetli haliyle, tatminsiz ve şeytanidir, en fazla sinsi model sırıtır!..
Tecavüzcü Coşkun, bir toplum kurbanı simgesidir, tedavisi mümkün olabilir. Toplum ise Nuri Alço'nun kurbanıdır, tedavi mümkün değildir!..
Coşkun'a kodlama olarak, mahalle tarzı 'tecavüzcü' lakabı verilmekle yetinilmiştir. Oysa Nuri
Nuri Alço, avına babacan bir tavırla ve gazoz ikram ederek yaklaşır. Tecavüzcü Coşkun ise sıfatına yakışır biçimde avlanırken birazcık küstahlaşır.
Giyim konusunda Nuri Alço, pembe ipeği ve İtalya'dan aldığı şık elbiseleri tercih eder. Tecavüzcü Coşkun ise hippilik döneminden kalma alışkanlıkla jean giyer.
Nuri Alço filmdeki hanımlar için kısa süre de olsa etkileyicidir. Tecavüzcü Coşkun'un filmdeki kadınlar üzerinde bıraktığı etki ise asla unutulamaz.
Nuri Alço tecavüzden sonra olay mahalini terk etmez, aksine röbdoşambr giyip şarap ve puro içer. Tecavüzcü Coşkun ise eğer yakalanmamışsa yarı çıplak vaziyette olay mahalinden koşarak uzaklaşır.
Nuri Alço'nun daha bir ağır havası vardır, işi sessiz ve derinden götürür. Genelde yatak kullanır. Ama Coşkun beş parasızdır ve genelde, "İşimi ayaküstü hallediyim çekip gideyim" tarzında bir havası vardır. Ve tecavüz sırasında iyi adam rolündeki kişiye (Genelde bu Cüneyt Arkın, Tarık Akan ya da Kadir İnanaır olur) en çabuk o yakalanır ve filmde Nuri Alço'ya göre daha erken ölür.
Nuri Alço, işi tekbaşına yapar. Coşkun ise genellikle yalnız değildir. Mutlaka arkadaşları da sebeplenirler.
Nuri Alço kentsoylu patron bir tecavüzcüdür. Coşkun ise proleter.
Nuri Alço, salon tecavüzcülerinin en iyisi Önder Somer'in devamıdır. Coşkun ise filmlerin kır tecavüzcüsü Süheyl Eğriboz'un devamıdır.
Alço, stratejisttir. Coşkun ise avamdır.
|