
İnsan bi yaştan sonra artık roman okuyamıyor (mu?) Yoksa, ilkgençlik yıllarında zihnini binlerce öykü ve roman kişisiyle doldurmanın getirdiği bıkkınlık mı? Yaşlılık belirtisi bir zihin (ruh) yorgunluğu mu? Yine de Mine Artu, Pembe Cadillac adlarını görünce bi merakla uzandım kitaba. Timaş yayınlarınca yayımlanmış olan kitabın kapağı pembeli morlu kızıl bir bulut kaplamış gibi ortalığı. Mine Artu kim? Bilmiyorum. İlk kez duyuyorum bu adı. Ama Pembe Cadillac adındaki bu (ilk roman mı?) kitabın kapağını aralayıp da bir 'yazar kimdir?'le de karşılaşmayınca artık okumak kaçınılmaz olmuştu. Peride Celal mi biraz, yoksa Peyami Safa mı? Değil değil. Biraz Tarık Buğra'nın Oğlumuz adlı o nefis öyküsü. O'nun dili biraz. Ama burada konuşan birinci tekil kişisi yaşlı ve yorgun bir 'tip'. Tipi tırnağa aldım çünkü Mine Artu (hele bu ilk romanıysa) 'tip' konusuna epeyce kafayormuş olmalı. Dipdiri bir insan karşımızda. Yorgun ve melankolik. 'Melali anlamayan nesle aşina değiliz' dercesine okuru alıp yetimane bir melalin kucağına bırakıveriyor. Ben artık dayanamıyorum bu hüzne bu melale. (Sanırım bunda gittikçe artan ve atakları sıklaşan migrenimin, gündelik yaşamımı güçleştiren bu müzmin hastalığın da payı var. Ne demişti doktor? Zihninizi yormayın. Teşekkür ederim, yormıycam) Mine Artu'nun 'türkçe'sinde zaman zaman bir sorun beliriveriyor da olsa, anlatım, 'tip'in özellikleri dikkate alınırsa hayli 'başarı'lı. Kimi sözcüklerin argo çağrışımlarını kaale almıyor sözgelimi. Kişi zamirlerini sık kullanıyor vs. Ama, bir metnin roman olabilmesi için olmazsa olmazlardan (ne demekse bunlar, bu zorunlu koşullar, nitelikler?) birkaçını bulabiliyoruz metninde. Bir özyaşamöyküsü, tabi 'tip'inki, yazarın değil. Ama hangi yazar kendi deneyimlerinden katmaz ki? Madame Bovary kimdir, diye sorulduğunda ne demişti Flaubert? 'Benim'. Bence de Mine Artu'nun yanında yöresinde olup bitenlerin, kendi yaşamında tattıklarının hayli etkisi var gibi. Bunu biraz şundan kestiriyorum : Bize anlattıkları, hem iyi bir gözlemci olduğunu gösteriyor hem de yoğun deneyimlerin sahibi bulunduğunu ima ediyor. Ama metne bakmalı. Metne bakınca, bir romancı, yeni bir romancıyla karşı karşıya kaldığımızı düşünüyorum. Anlatım akıp gidiyor su gibi ve her cümle, her bölüm, bizde bıraktığı o hüzün tortusunun üzerine çıkan ve içimizde bir yere yerleşen hüznü derinleştiriyor. O resmi tamamlıyor, o 'tip' daha belirgin kılıyor. İlginç ayrıntılar, gülümseten anılar, mutsuz ve düşkırıklığı yaşamış çehreler...Yaşamının muhasebesini yapmada insanın elinden tutan şey... Pembe Cadillac'ın son cümlesiyle sizi başbaşa bırakıyorum : 'Elinizde doğru dürüst yaşayabildiğiniz bir hayatınız yoksa, geriye başka ne bırakabileceğinizi sanıyorsunuz ki?' |