
'Edebiyat ve İktidar' için 'iktidar'ın tanımına, iktidarın tanımı içinse Guenon'a ihtiyacımız var. Eğer 'bu dünya'dan söz ediyorsak o zaman 'Alemin Hükümdar'ına başkaldıran bir iktidar bizi bekliyor demektir. Yok eğer 'dünya'dan bahsediyorsak, o zaman Alemin Hükümdar'ına giden yolun üzerindeki engelleri ortadan kaldıran bir edebiyatı niçin/nasıl yitirdiğimiz sorusu karşılayacak bizi. Arapçada 'dünya' için el-alem, 'bu dünya' için ed-dünya sözcüğü kullanılıyor. Dünya-yı deniyye ise 'dünya'nın 'bu dünya'ya dönüşmüş halini ifade ediyor. Alemin Hükümdarı, tüm kutsal geleneklerde Tanrı'nın bir niteliği, bir adı olarak kullanılagelmiştir. Guenon bunu bizi hatırlattığında modernler tedirgin olmuşlardı. İlk elden İncil'de geçen Princeps hujus mundi ile bir ilgi kurdular. Gerçi Üstad onlara, 'Dünyanın Hükümdarı'nın İbranice ve Arapça'da (kadim zamanlarda) Allah için kullanıldığını anlattı ama 'gelenek' kavramında olduğu gibi bir zihin karışıklığı kaçınılmazdı. Efendim gelenek sorunlu, bulanık bir kelime imiş. Gelenek derken dünyevi geleneği mi folklorik geleneği mi (vs vs) kastediyoruz karışıyormuş. Üstad bunu da İnisyasyona Toplu Bakışlar'da çözmüştü. Gelenek kökeninde kutsaldır zaten başka bir gelenekten söz edilemez. Bu modern zamanlarda düçar olunan bir zihin karışıklığıdır. Ladini bir alan mı vardı kökende? Neyse dağıtmayayım, 'iktidar' denilince de bende bir tedirginlik hasıl oldu. Zira sadece İbn Arabi, Bediüzzaman, Guenon ve Schuon okuyorum hayli zamandır ve Kızılderili, Eskimo ve Samuray filmleri izliyorum nicedir. Kral denilince Tanrı'yı anlıyorum kökendekiler gibi. Yani olgun insanı ve Tanrı'nın 'el-alem'deki temsilcisini. Olgun insan için (insan-ı kamil) arifler, Allah'ın maddi ve manevi alemlerdeki nizamını korumakla yükümlü kimse diyorlar. Veted tabiri de kullanılıyor onlar için, sütun. Yani alemin nizamını yüklenmiş kişi. Varlığı tutan sütun. İnsan odur zaten. İnsan kelimesi onlar için kullanılıyor. Hz. İnsan. Samuraylar Kral'ı böyle gördükleri için onlara secde ediyorlar, kılıçları sadece onları koruyor. Çünkü alemdeki nizamı onlar koruyor. Onlar adalet ve barışı gerçekleştiriyorlar. Guenon bize Şekina'yı hatırlatıyor: Şekine Sefirot'un sentezidir. Sefirot ağacında 'sağdaki sütun', Rahmet tarafını temsil ederken; soldaki sütun, Gazap yönünü temsil eder. Bu her iki belirlenimi Şekina'da buluruz. Hemen belirtelim ki, bu ifadeleri açmak için Gazap'ın adaletle, Rahmet'inse barışla ilgisinden söz etmek gerekir. Şayet insan asli doğasına ihanet ederse ve Şekina'dan uzaklaşırsa Gazap'a bağlı güçlerin egemenliği altına girer. İşte o zaman Şekine Gazap Eli olarak adlandırılır ki bu bize çok bilinen bir sembol olan 'adalet eli' ifadesini hatırlatır. Şayet insan Şekina'ya yaklaşırsa kendesini azat eder ve Şekine bu durumda Allah'ın 'sağ eli'dir. (İbn Arabi'nin Kuran'da söz edilen Allah'ın iki elinden kastın Allah'ın sağ eli olduğunu belirtir. Yani Allah sonsuz adildir ve her zaman adil olarak tecelli eder.) Adalet eli bu durumda 'kutsama eli' olur.' Guenon, bu durumda Adalet Evi'nin (Beyt-Din) sırlarının söz konusu olduğunu söyler, bu ise manevi merkezin bir başka ifadesidir. Guenon zihnimize yeni yollar açar ve Kabbala ile Şekina arasındaki ilişkiden söz eder: 'Kabbala, Şekina'ya kendisi ile aynı isimleri ve bu nedenle de aynı özellikleri taşıyan bir eş vermektedir; tabiatıyla Şekina'ya göre birçok farklı özelliği de vardır. Onun adı Metatron'dur. Bu adın sayısal değeri, 'Herşeye Gücü Yeten' anlamındaki Şadday ile aynıdır. (Bu adın İbrahim'in Tanrı'sına ait olduğu söylenmektedir.) Metatron kelimesinin etimolojisi kesin olarak bilinmiyor. Bu konuda ileri sürülen çeşitli hipotezler arasında en ilginç olanı, Kildanice'deki Mitra'dan türemiş olduğu. Ne ki kök itibariyle nur kelimesiyle de bir ilişkisi var. Hayat Ağacı ile Nur arasındaki ilişkiye dikkat çekilmeden olmaz. Kelimenin bir başka köken anlamı ise Yağmur. Yağmur bir simge olarak 'manevi etkilerin Gök'ten Yer'e inmesi'ni içerdiğinden Metatron'da, 'İşleri Gökten tedbir eden Tanrı' anlamı da içkin. Kavramın anlam dünyasında başka neler var? Bekçi, efendi, resul ve aracı...yani 'hissedilirn alemdeki tecellilerin faili' ve aynı zamanda 'Alemin Prensi(Hükümdarı)'Geunon nihayet sadede gelir: 'Nasıl ki inisiyatik hiyerarşinin başkanı, 'Yeryüzü Kutbu' ise, Metatron da, 'Semavi Kutup'tur. Bunun diğerinde bir yansıması vardır ve 'Alemin Mihveri' uyarınca onunla doğrudan ilişki içerisindedir.'
Ennihayet Üstad, 'Alemin Hükümdarı'nı netleştirir: (...) İşte gerçekten bilmeden ve belki de sadece cehaletle bu karıştırmayı yapanlar (ki sadece bir özürdür, yoksa bu yapılanı meşrulaştırmaz) 'Alemin Hükümdarı' ifadesinde aşağı aleme ait (infernale) bir anlam bulduklarını sanmaktadırlar.'
Bugün 'Alemin Hükümdarı' söz grubunun ilk elden çağrışımı Bush'tur. Bizde, 'kimse kendisini devletten üstün görmesin!' diye gerine şişine ölüm orucu yapan gençlere tehditler savuran 'İslamcı' adalet bakanıdır. 'Alem buysa kral benim' diyen 'el-alem'den, insanın çürüdüğü bataklığı, 'Kral'dansa lüks otomobili, gösterişli yalıyı ve 'çıtır kızlar'ı anlamaktadır. İktidar Nıetzsche'nin keşfinden yüzyıllar yüzyıllar önce 'Alemin Hükümdar'ına başkaldırının cürüm ortamı haline gelmişti. Ne diyordu: Devlet ağır ağır herkesin kendi canına kıydığı yerdir. Veya : Bütün soğuk canavarların en büyüğüne devlet denir. İktidar adalet ve barış elinin tecelli ettiği bir esenlik dünyasından, insana kıyıldığı, manevi düzeneğin altüst edildiği bir cürüm ortamına dönüşmüştür. İkditarı omuzunda taşıyan avam ise, 'benim bu işten manfaatım nolacak?' derdindedir. Devlet toplumsal nef-i emmarenin tecelli mahallidir. Milliyetçilik bunun taşıyıcı gücüdür. Tüm bu altüst oluş ortamında, iktidar 'bu dünya' en nefsani, en daemonic boyutlarının kıyasıya birbirinin kanına girdiği bir zulüm kavgasına dönüşünce edep kökünden gelen edebiyatın onunla nasıl bir ilişkisi olur? Edebiyat öznelciliğin ve egosantrik hayalciliğin pençesine tutulalı bizatihi kendisi bir iktidar ortamına dönüşmemiş midir? Dil iktidarsa, edebiyat, 'Dünya Küresi' söz grubunun, imparatorluk gücü veya evrensel Hükümdarlığı temsil ettiği ve genellikle Mesih'in eline yerleştirildiği; yani hem manevi otoritenin hem de maddi iktidarın bir amblemi anlamına geldiği zamanlarda kalmıştır. Bugünkü muhalifler iktidarın bir parçasıdır. Onların kelimeleri ise güçsüz ve çaresizdir. Diriltici olmayan bu söz en dışsal form olarak sadece 'bu dünya'nın çaresiz bir iktidar aracıdır. Yazan/söyleyen için mikro, diğerleri için makro bir iktidar alanının Mephisto'su.Dile dönüşmeyen hakikatin olmadığı söylenir. Oysa söz mülk aleminin anahtarıdır. Alem-i melekuttan inen, inmeye ve dile dönüşmeye elverişli olmayan bir 'dünya'nın bu kirli iktidar oyunu da dahil insanı tehdit eden her şeye karşı bir esenlik ve adalet çağrısı olduğu, içinde hakiki huzurun sonsuz imkanlarını sakladığı söylenmelidir.
Onlar bu dünya'nın yerlisi, dünya'nın yabancısıdırlar. |