|
|
Bilişmeler
Söyleşiler
Sadık Yalsızuçanlar: "Diasporadaki Kürtler sürece dahil edilmeli" | Sadık Yalsızuçanlar: "Diasporadaki Kürtler sürece dahil edilmeli" |
| Yazan Hasan Hüseyin Kemal | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| 19.10.2009 18:22 | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Kürt sorunu büyük oranda siyasi bir sorun. İktisadi ve siyasi olmakla birlikte etnik bir sorun. Biraz daha genişletirsek aynı zamanda demokrasi ve insan hakları sorunu… Sonuçları itibariyle büyük oranda insani bir sorun ve aynı zamanda ahlaki bir sorun… Ahlak bu sorunun neresinde? Son tartışmalarda savaşın bitmesini isteyenlerle istemeyenler gibi bir ayrışma yaşandı. CHP ve MHP savaş bitmesin, askerler ve dağdaki insanlar ölsün diyor. Bunu altında, sorunun askeri yöntemler dışında barışçı yollarla çözülmesi ülkeyi böler mantığı var. Savaş ülkeyi bölmüyor da barış ülkeyi bölüyor gibi. Bu bir ahlak ve vicdan sorunudur. Çocukların ve gençlerin öldüğü bir süreci devam ettirmeyi istemek ahlaki bir sorun içerir. “Dağdaki insanlar ölsün” demek bir empati eksikliğinin mi göstergesi? Sorunun hâlâ tartışılamamasının sebebi bu. Türk milliyetçileri PKK’yı ve DTP’yı bir pislik gibi görüyorlar. Kürt milliyetçileri de Türk milliyetçilerini öyle algılıyorlar. Bu sorunun çözümü için iki tarafın da çok özgürce tartışabilmeleri gerekiyor. Bazı Kürt siyasetçilerin federasyon istemesi Türk milliyetçilerini çıldırtıyor. Bu konuda iki tarafın da bazı şeyleri tolere etmesi, daha fazla empatik davranması ve bazı isteklerinden vazgeçmesi gerekecek. Bu da sağlıklı bir tartışma sürecinden geçmeden olmaz. Sizce şu anda sağlıklı bir tartışma için zemin var mı? Bu sürecin sağlıklı ilerlemesi için Türk tarafı ve ordunun meseleyi nesnel ve sağlıklı bir şekilde algılaması şart. Bunun yanında Kürt meselesinde kırılma noktası olan Lozan Anlaşması’nın iyi irdelenmesi gerekiyor. Seküler bir etnisite üzerine inşa edilen ulus-devletin dünyadaki diğer ulus-devletlerde olduğu gibi restore ve rehabilite edilmesi şart. PKK’nın Kürt sorununun bir sonucu olduğunu ve konuşma imkanının olmadığı bir ortamda ortaya çıktığını bilmemiz gerekiyor. Bu tamamen patolojik bir durum. Bu kırılma özellikle Diyarbakır Cezaevi’nde gerçekleşti. İnsanlar evlerine gitmeden dağa çıktılar. Bu dönemde Kürt diasporası oluştu. Bunlar arasında Mehdi Zana gibi belediye başkanlığı yapmış insanlar, parti başkanları, önemli Kürt entelektüeller, yakında kaybettiğimiz Mehmet Uzun gibi edebiyatçılar var. Önyargılarla hareket edip “Önce silahı bırakacaklar, yoksa oturup konuşmayız” diyerek bu işin içinden çıkmak mümkün değil. İnsanların bu sorunu çözme konusunda yeterince samimi olmadığını söyleyenler var… AK Parti’nin bu sorunu çözmesi için Anayasa’yı değiştirmesi şart, ancak bunu başaramadığını geçtiğimiz dönemde gördük. Dile getirilen kuşkular hâlâ giderilmiş değil. AK Parti bu anlamda Özal gibi reformist davranmıyor. Az önce Kürt diasporasından bahsettiniz. Kürt meselesinde diasporanın ne gibi etkisi olabilir? Kürt diasporasından biri Başbakan’a mektup yazdı. Kürt diasporasında önemli aydınlar var. Mutlaka bu insanların sürece dahil edilmesi gerekir. Diasporadaki Kürtlerin vatandaşlık sorunlarının çözülmesi, iade edilmesi gerekir. Bu insanların Türkiye’ye gelmesi için ciddi adımlar atılmalı.
Öyle ama…Diasporada belli bir siyasi ve toplumsal güç oluştu. Paslanmış olan Kürtçeyi diasporadaki yazarlar yeniden inşa ettiler. Kürtçe Mezopotamya’nın kadim dillerinden biri; ciddi bir literatürü, geleneği ve grameri var. Ahmed-i Hani’nin, Mele Cezeri’nin daha önce yaptığı Kürt dilini yeniden inşayı bugün diasporadaki sanatçılar yapıyor. Tabii daha seküler bir dille…Bunun yanında Roj Tv’de kullanılan dil son derece abartılı seküler bir Kürtçedir. Yani siz Kürtçenin güçsüz bir dil olmadığını söylüyorsunuz… İttihat Terakki döneminde yayınlanan genelgeler, yönetmeliklerle sadece Kürtçe değil, Lazca, Gürcüce, Ermenice, Arapça, Süryanice gibi dillerin kullanımları yasaklanmış, daha o dönemde bazı yer adları değiştirilmiş. Daha sonra özgürlük talepleri Cumhuriyet döneminde sosyologların tabiriyle kıyıcı ve son derece asimilasyoncu bir şekilde bastırılmış. Kürt’ün dili gayrımeşru sayılmış. İnsanlar Kürtçe yazıp çizmekten korkar olmuşlar ve dil paslanmış. Halbuki Kürtçe zengin bir dildir. Bunun yanında Kürtçe dünyanın en politize olmuş dilidir. Bu yüzden sadece Kürtçe bir şey söylemek bile bir anlam ifade eder. Geçenlerde Sayın Arınç’ın Kürtçe birkaç kelam etmesi bile günlerce basının gündeminde kaldı. TRT Şeş politize olmuş Kürtçenin gerilimini boşaltmak için insani ve toplumsal temalara yöneldi. Ahmed-i Hani’nin Kürtçe üzerinde büyük önemi olduğunu söylediniz. Bugün eserleri okutulmuyor mu? Kürt medreselerinde Arapça ve Kürtçe eğitim yapılıyor. Kürt edebiyatının tekke ve tasavvuf geleneğini, geleneksel edebiyatı besleyen, büyük oranda odur. Doğu medreselerinde hâlâ büyük oranda Ahmed-i Hani okutulur. Medreseler Kürt dilinin korunmasında nasıl bir etki yapmıştır? Kürt medreselerinde biliyorsunuz Bediüzzaman’ın da öngördüğü bir şekilde birkaç dilde öğretim yapılıyordu. Tabi ana dil olarak Kürtçe başta geliyordu. İlim dili olarak Arapça ve Farsça ile Türkçe. Bu çok dilli öğretim, İmparatorluğun bütün coğrafyasında hâkimdi. Kürt medreseleri bir anlamda Cumhuriyet’in homojenleştirici etkisine rağmen, yasaklara rağmen sürdü ve Kürtçenin tümüyle paslanmasını engelledi. Cumhuriyetin kapattığı medreseler, bir anlamda Kürt dilini yaşattı. Medrese demişken, siz de İslami camia içerisinden birisiniz; sizce İslami camianın Kürt meselesindeki açmazları neler? Demokrasi ve insan hakları meselesinde İslami camia içerisinde son 20 yılda güçlenen bir damar var. Yaygın olarak baktığımızda kendilerine yönelik antidemokratik uygulamalara karşı tepki veren insanların ilkeli davranma konusunda zihinlerinin biraz problemli olduğunu görebiliriz. En yakın hatırladığımız, Erbakan’ın Meclis’te derdest edilen Kürt milletvekilleri karşısında en küçük bir açıklama yapmaması, namlu kendine döndüğünde ise feryada başlamasıdır. Otoriter devlet yapısının yol açtığı zulüm karşısında, mazluma sahip çıkma konusunda sicilimizin bozuk olduğunu söyleyebiliriz. Bu da demokrasi konusunda inandırıcılığımızı kaybetmemize yol açtı. Sinan Çetin’in “ Sağcı aydınlar insan hakları konusunda daha duyarlı” lafına katılmıyorum. Milliyetçi, İslamcı, muhafazakâr kesimde Cetin’in söylediği insanlar tek tük aydınlar. Diyarbakır’da tutuklanan bir çocuk karşısında ses çıkaran, Diyarbakır Cezaevi konusunda kitap yazan insan tek tük…Bu da vicdan ve ahlak sorunu…Muhafazakârlar içinde her kime olursa olsun zumla karşı durmayı gerektiren ahlaki duruş yeni yeni güçlenmeye başladı. Ben Nur dershanelerinde kalırken kimseye “Kürt müsün?” diye soramıyordum, o kişi de Kürt olduğunu söyleyemiyor, Kürtçe konuşamıyordu. Bediüzzaman gibi Kürtçe eğitimini yapılabileceğini söyleyen bir zatın medresesinde yaşanıyordu bunlar. Bu tür davranışlar, aldığımız eğitim ve resmi telkinlerin bir neticesidir. Geçen gün bir cami duvarında gördüm; “En büyük ibadet haksızlığa karşı gelmektir” yazıyordu. Bu kadar Müslüman’ın olduğu bir ülkede bu zulümler nasıl yapıldı diye sormadan edemiyor insan… Ahlak insanın birincil olarak ötekiyle ilişkisinde beliren bir şey. Bizim özgürlük algımızda ahlaki bir sorun var. Bu sadece dindarların sorunu değil. Bu iklimde, bu devletin telkinlerine maruz kalmış bütün kesimler, kurgular farklı olsa da aynı sözlüğü kullanıyorlar. Siz Kürt sorununun Mevlana kriterleriyle çözülebileceğini söylediniz. Biraz bunu açar mısınız? Ben onu bir metafor olarak kullandım. Milli birlik ve beraberlik projesi olarak adlandırılan süreçte milli birlik ve beraberlik, doğası gereği imkânsızdır. İnsanların etnik temelde kenedi özgürlüklerini koruyarak ötekinin özgürlüğüne saygı göstererek bir arada yaşaması imkânsızlık alanıdır. Benim önerim: “Cümle varlığın birliği ve kardeşliği ilkesidir”. Burada insanların yan yana gelmesinden bahsetmiyorum. Yaratıcı, her insanda her an farklı bir şekilde tecelli eder. Bir nehirde iki kere yıkanılmaz. Dillerimizin, renklerimizin farklılığı Allah’ın tezahürüyle ilgilidir. Peygamberimiz döneminde Habeşliler ikinci sınıf vatandaştı. Habeşli olan Hz. Bilal’i müezzini yapmıştı. Zaten ahlaki olan buydu. Aslında bu sınıfsız toplum ütopyasına yakındır. Burada çoklukta birliğin ilkesi işler. Dolayısıyla çoklukta birlik ilkesi sayesinde bu topraklarda da birçok medeniyet bir arada yaşamıştır. Bu sayede varlıklarımız birbirimizin teminatı haline geliyor. Ben bunu “ milli birlik ve beraberlik” değil “cümle varlığın birliği ve kardeşliği” olarak algılıyorum. Bunu taşıyıcı değerleri Mevlana’dır, Yunus Emre’dir. Yunus Emre “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan şer ile (şeriata göre) evliya ise de, hakikatte asidir” diyor. Ben tartışmayı daha zengin bir zemine çekmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Büyük roller oynadı, oynuyor da; Mehmed Uzun’un romanlarını Kürtçe yazması tek başına bir katkıdır. Edebiyat hayatın şiddet içeren sorunlarını bile insani bir bağlama çekerek kullanışlı çözüm yolları geliştirebilir. Bunun için, terörize olmuş bir sorunu başka alanlara yaymak gerekiyor. Sizin Kürt meselesiyle ilgili projeniz var mı? Kürt sorunu üzerine çalışmalarım oldu. “Kürtlerin Ateşle İmtihanı” adlı bir kitabım var. Bunu dışında Kürt klasiklerini yayımlanması için raporlar hazırladım. Bunları değişik yer ve zamanlarda yayınevlerine ve resmi makamlara sundum. Şu an bunun için çaba gösteriyorum. Resmi makam derken? Kültür Bakanlığı…Üç-beş yıldır bunu takip ediyorum. Açılım sürecinde bunların mutlaka yayımlanması gerekiyor. Muhtemelen okurlar bu Kürt klasiklerinin nerede olduğunu merak edecektir… Hasan Ali Yücel döneminde dünya klasiklerini barındıran bir kütüphane oluşturuldu. Kürtlerin de klasikleri var. Ben bunların içinden 100 klasiğin yayımlanmasını istiyorum. Selim Temo, Şeref Han gibi bu konuda çalışan uzmanlar var. Kürt edebiyatının tekke, tasavvuf, halk edebiyatı, anonim, geleneksel, modern ürünlerinde oluşan gürbüz bir geleneği var.
Yeni Aktüel, Sayı 202, 15-28 Ekim 2009
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 996
Yorum yaz
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |