JA slide show
Anasayfa
Mazhar Alanson : "Türkiye'deki iktidarlar yüzünden 'Sufi' projemizi rafa kaldırdık"
Yazan Güliz Vural   
31.01.2010 20:00

 Mazhar Alanson, 2002'de Çıkardığı "Türk Lokumuyla Tatlı Rüyalar" Albümüyle Müziğe Damga Vurmakla Kalmayıp, MFÖ'den Bağımsız Olarak Algılanan Bir "Müzik Bilgesini" De Ortaya Çıkardı. Aradan Sekiz Yıl Geçtikten Sonra, Ondan Yeni Solo Albüm Bekleyenler, Bambaşka Bir Sürprizle Karşılaştı. Yıllar İçinde Biriktirdiği Notlarını, Fotoğraf Ve Çizimlerini İçeren "Mazhar Olmak" Kitabıyla Çıkageldi Alanson. Ev Ortamında Kaydettiği 14 Eski Şarkısını İçeren Albümü De Bu Kitapla Hediye Etti. 60 Yaşındaki Alanson, Yeniköy'deki Evinde, Hayatta Kendince Nelere Mazhar Olup Olamadığını Yeni Aktüel'e Anlattı.


MFÖ'nün M'si ile Mazhar Alanson arasında nasıl bir fark var?

Bana sinir olanlar, 'Mazhar Alanson' diye bir şey yaptığımda bile onu küçültmek için 'MFÖ'nün M'si' diye kullandılar. O üç harf, bir şirketi ifade ediyor. Ayrı kişilikleri, karakterleri, yetenekleri olan üç kişinin birleşiminden oluşuyor. Mazhar Alanson, MFÖ'de anlatamadıklarını ya da anlatması imkansız olan şeyleri kendi başına anlatandır. 'MFÖ'den ayrılayım da tek başıma bir kariyer yapayım' diye düşünmüyorum. 25 yaşında olsan, hadi ayrıl, kendine bir kariyer yap. Şimdi gerek yok...

Bir 'ev albümü' yapabilme cesareti için illa ki 'Mazhar Olmak' mı gerekiyor?

Evet, tabii ki! Bu albüm biraz, o özgüvenle yapıldı. Artık kaybedecek bir şeyin yok. Senin ne olduğun, nasıl söylediğin, gitarda virtüöz olmadığın biliniyor. Olduğu gibi, kendi kendine kaldığında çalınan, bir kerede söylenmiş, düzeltilmemiş, samimi, denenmemiş... Kitap da öyle... İçine üşenmeden koyduğum, yıllarca biriktirdiğim o küçük resimciklerden oluşuyor.

Bu kadar detayı bir kitaba ne kadar zamanda sığdırdınız?

10 sene önce, 'küçük kağıtlara şarkılar hakkında aklıma geleni yazacağım' fikrini oturttum. Onların notlarını almaya başladım... Fakat 78 yılında yaptığım bir resmi bile sakladım. Onu da Fransa'da öğrendim. Orada küçük bir resimcik yaptığım vakit, öbür hafta arkadaşlarıma gittiğimde bakıyordum, onu kenarda saklamışlar. Sanatçının yaptığı şeye değer veriyorlar. Burada bir gün arkadaşlarla otururken, öyle bir şey çiziktirdim, üstüne fındık fıstık kabukları soyup, çöpe attılar (gülüyor). Sonra mesela Morocco'ya tatile gidiyorduk, bu sefer elimde teyple okumaya başladım. Kimsenin kağıda çekeceği yok, kendim çekmeye başladım. Sonra kızım Eda'ya daktilo ettirdim. Bazılarını etmedi, "Hadi bari ben yazayım" dedim. Bazı master'lar üzerindedir, orijinaline bak... Olay budur!

Bir yandan dünyaya, bir yandan içinize seyahat...

İçimdeki alem her zaman doğruya gitmiyor. Bazen yolundan şaşıyor. Sonra tekrar "Ne yapıyorsun ya?" diyorum. Kalp kırıyorum, sonra çok üzülüyorum. Ama çok azalttım yani.

Alanson'un en büyük sınavı diliyle mi?


E, dil önemlidir (gülüyor). Ağzına geleni tuttuğun vakit, seyrü süluk'ta (tasavvuf öğretisinde mertebeler) bir yerlere gelmiş sayarsın kendini. Hala tutamıyorum ben.

Bu, kabına sığamamak mı?


Yok, artık o eski şeyim kalmadı. Kabımdan artık memnunum (Gülüyor). Her yeni günden bir sürü şey bekliyorsun. Çok lüzumsuz. Bu, son zamanlardaki en büyük tecrübem. Bir de her yeni gün sana bir şeylerle geliyor. Ama 'Benim Hâlâ Umudum Var' şarkısındaki gibi şöyle oh ne rahat, bırakamadım kendimi.

KABE İŞKEMBENİ TERS YÜZ EDER

Bu topraklarla bağınızı kurarken, tasavvufla ilgilenmenizi çevreniz yadırgadı mı?

Hayır. Kendi ülkenin geçmişine, tarihine bir seyahat de lazım. 'Hadi Batı'ya bir şeyler yapalım da yırtalım' diye bir düşüncem hiç olmadı. Edirne'den Ardahan'a kadar bir şeyler yaptık ve çok memnunum ondan. Batı'ya karşı da 'one minute' olması lazım Türkiye'nin. Çünkü çok değerli! Bizim hayatımız karmaşa içinde geçti. Ama o karmaşa sırasında politik olaylara bulaşmak yerine, -demek bir yerde aşk durumu olmuş, kalpler kırılmış- müziğe geçtik biz. Turgut Özal geldiğinde, aileler ilk defa çocuklarının dışarı çıkmasına müsaade ettiler. Bizim şansımız o oldu. Birden genç bir seyirciyle karşılaştık. 35'imize gelmiştik, saçlar dökülüyordu falan... Meşhur olduk.

Kabul edilmeniz, toplumun beklentisini ve zamanı okumakla da ilgili olabilir mi?

Zamanı okumadık, zaman tesadüfen orayla birleşti. 'Güllerin İçinden'i 1971 yılında bestelemişken, 1984'te meşhur olmuş gibi düşün! Gecikmiş... Hep bu politik, siyasi olaylar yüzünden; insanların dikkatlerini verememeleri yüzünden. Sıkıntılı dönemlerden çok çektik... Herkesi memnun edemezsin yeğenim (Gülüyor)... Bugünlerde ortalık bilge kaynıyor ya!

Mekanla bağını en iyi kuran sanatçılardansınız. Bazı mekanlarda daha fazla 'ilham' geldiğini söylüyorsunuz.

Melekelerin açıksa, gittiğin yerde bir şey yapabilirsin. Medine'yi de sevmişsen, ara sıra gitmek istersin. Hindistan'a da bir daha gitmek istemem açıkçası.

Medine ve Mekke'nin sizde nasıl bir duygu farkı var?


Ben Medine'yi daha çok seviyorum. Bir haftalıksa seyahat, dört gün orada kalırım. Mekke çok başkadır. Kabe, insanın işkembesini ters yüz eder. İçinde ne kadar pislik varsa çıkar orada.

O pislik çıkarken, ruhunu da acıtır mı?

Kavga edersin yanındakiyle. Celalli şehirdir Mekke. En sakin, sessiz adam deliye döner. En deli zannettiğin, lokum gibi adam olur. Neye sinir oluyorsan, o gelir seni bulur. Orası tuhaftır. Çünkü fiziksel olarak da, 24 saat dönülen bir yer. Orada da benim izah edemediğim bir enerji oluyor.

Sadık Yalsızuçanlar, sizin için şu saptamayı yapıyor: "Kabe'nin rengi siyahtır ve tüm renkleri kapsar. Mazhar Alanson ihtimal ki, tüm renklerin aurası olan beyazdan da öte ve aşkın renge, siyaha baktığında, onun Yüce İlke'yi simgelediğini görmüş, bu görüşle gönlündeki ateşi fark etmiş ve 'yandım!' diye bağırmıştır."

Evet! Yandım diye bağırmışımdır. Çok doğru. Ama o şarkıya kadın metaforunu koymam lazımdı, yoksa çok başka bir şey olarak anlaşılırdı. Şarkının bazı satırları da, yıllar önce yazdığım bir şeylerden geliyor. Ben ilk gün, "Yandım Yandım" dedim, Medine'de. İkinci gün ise "Ah ki ne yandım" dedim. O kadar yavaş gider...

KÜTÜK BİLE AĞLAMIŞ HALİNE BAK!


Medine'de kendinize 'Gözyaşlarımızı Bitti mi Sandın?' sorusunu da sormuşsunuz...

Mescid-i Nebevi'de, Peygamber Efendimiz'in üzerine çıkıp dayandığı kütük bile ağlamış. Ben gittiğimde bakıyorum, bende hiç öyle bir şey yok. "Ulan" dedim içimden, "Kütük bile ağlamış, Mazhar şu haline bak!"

Sizin aşka yüklediğiniz anlamı derinleştiren belki de o tasavvufi bakış açısı...

Tasavvuftan beslenmeye başladıktan sonra, değişiyor görüşün. Bir de aşk şarkısı yazacaksan, genel bir aşk kavramın olması lazım. "Şu kıza bir şarkı yazayım"la olsaydı, biz de kadın manyağı olurduk (gülüyor). Halbuki iki evliliğim vardır ve arada da bir şeyim yoktur. Tek eşliyimdir ben. Bir şarkıyı bir yere, bir kadına ithaf edemem.

MFÖ neredeyse her albümüne bir ilahi koydu. Bunun özel bir sebebi var mı?


Bunu kültür hizmeti olarak yaptık. 100 yıl öncenin bir ilahisini tutup da İslam'ı yaymak için koymadık. Genç bir seyircimiz var, onlara "Bunun farkına varın" dedik. Misyon değil; ama adet edindik bunu. Albümlerde ilahilerin yer alması hep bir tarafa çekildi. Bizim MFÖ olarak bir Sufi projemiz vardı. Fakat öyle iktidarlar geliyordu ki, yapamıyorduk. Bir tarafa çekilecek, bir taraf tutuyoruz gibi gözükecek... Ecevit döneminde yapalım dedik, "Daha entelektüel bakar, Sufi bir proje" diye düşündük; ama yapamadık bir türlü. Artık geçti...
Barış, çok büyük bir karakterdir


Türkiye'ye country müziği sevdiren kişinin Barış Manço olduğunu söylüyorsunuz. Bir dergiye verdiğiniz röportajda da Manço'nun parayı sevdiğini; bunu orkestra üyelerine karşı da kullandığını söylemiştiniz...

Şakasını yapmak istemişimdir. Hiçbir zaman para mevzu olmadı Barış'la aramızda. Çok büyük bir karakterdir Barış. Belçika'da 'Barış Manço' dedin mi, gümrükçü bile tanıyordu. İngiltere'de de tanınıyordu. Adam bir kişilik, karakter yani...

Barış Manço'yla önemli benzerlikleriniz var. Bazı şarkılarınızın sözleri yüklendiği anlamlarla kelama dönüyor. Ki bu nedenle sizi 'müziğin yaşayan bilgesi' sayan çok...


(Ayağa kalkıp bir semazen gibi dönüyor) Uffff... Yapma yani! Şeyh uçmazmış, müridi onu uçururmuş! İnşallah çıkmaz; ama ağzımdan öyle bir laf çıkabilir ki, bilge dediğin adamdan duyduğuna inanamazsın. Ne bilgeler var... Ben o topa hiç girmem.

Kitabınızda önemli bir itiraf var: "Bu işi bu kadar süre yapacağım aklıma gelmezdi...

" Evet, 40'ta bu iş biter diye bakıyorduk. 35'inde meşhur olunca, "Ulan bunu biraz yükseltelim" diyorsun (gülüyor). İnsanın o dönem hızlı bir hayatı oluyor.

 

Yeni Aktüel, 21 Ocak-03 Şubat 2010

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 840

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

Facebook

Dumanüstü haber

Kurmaca/Yaratıcı Metin Yazarlığı Kursları Başladı

Senaryo

Sinopsis

Tretman

Diyalog

Radyo Oyunu

Tiyatro Metni

Öykü

Roman

Masal

Ve diğer yaratıcı yazı alanlarına ilişkin uygulamalı kurslar için başvurularınızı bekliyoruz.

Başvuru İçin :

Devamını oku...
 

Son yorumlar

Atacaksan tokadı böyle atacaks...
yavuz selim
değerli yazar , yavuz sultan selin hanın şairliğini bilyoru...
31/08/10 13:13 Dahası...
@ sezai yıldırım

Bu kez bir aşk hikâyesi yazdı
hikaye kadar güzel bir anlatım:) alacağım ilk kitaplar arası...
14/08/10 23:31 Dahası...
@ cennet

Bu kez bir aşk hikâyesi yazdı
ustalara teşekkür
başımızda hala üstad sezai karakoç gibi, rasim özdenören, mu...
10/08/10 09:36 Dahası...
@ aziz kağan Güneş

Bu kez bir aşk hikâyesi yazdı
söyleşiyi okuyabileceğiniz adres işte bu
sadık yalsızuçanlar söyleşisi http://kalemsah.blogspot.com/...
07/08/10 23:31 Dahası...
@ handan

Sadık Yalsızuçanlar Açık Deniz...
cd
Ahmet Bey ve Nuket Hanima aynen istirak ediyorum. Bu program...
21/07/10 17:23 Dahası...
@ Sahir CARILLI

BİRLİK


Osman Can Açık Deniz'de

 Son zamanlarda yaptığı demokratik çıkışlarla tanıdığımız Osman Can, 4 eylül 2010 Cumartesi gecesi, Ülke Tv’de…Köhnemiş yargı sistemi içerisinden yükselen yeni, taze bir ses…Akademisyen kimliğinin yanı sıra bürokratik bir deneyime de sahip olan Osman Can, referandum sürecini, sağlıklı bir yargı sistemine kavuşmanın yollarını anlatacak…Açık Deniz’de, ayrıca Tebrizli şair Şehriyar’ın Haydar Baba Şiiri ve Muhyiddin şekur’la söyleşi var…

 Açık Deniz

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

Okuma notları

Gezgin Boşnakça'da
01.09.2010 15:16
Gezgin Saraybosna’da Yayımlandı Sadık Yalsızuçanlar’ın, Almanya, Bulgaristan ve Fransa’da okurla buluşan Gezgin adlı... Devamını oku...
Atacaksan tokadı böyle atacaksın
29.08.2010 22:57
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur Sâdıkâne belki... Devamını oku...
"sekiz otuz sekize yirmi kala"
06.08.2010 20:43
‘Şarkıları da değiştiriyorum, ‘Hiçbir neden yokken ya da ben bilmezken, söylenip yok yere sitem etmişimdir. Havaya doğru iki... Devamını oku...
Biricik Sevgili
06.08.2010 20:39
Birlik ve aşk sırrı ezel ve ebedi kaplamış Zatında O sonsuzdur ve birdir O’nda asla nicelik ve sayısallık yoktur Zamansızlıkta ezel... Devamını oku...
Aşkın Sıcaklığı
06.08.2010 20:38
Bugün bayramdır. Güzelliğini görmekten Herkesin bayramı kutlu olmuş Yalnız ben o güzelliği görmekten Mahrumum. Yüz... Devamını oku...
Mustafa Tatcı: Yunus Bir Doğan İdi, Kondu Taptuk Koluna
06.08.2010 20:36
“Bu bir acaip haldir bu hale kimse ermez Alimle davi kılar, veli değme göz görmez İlm ile hikmet ile kimse ermez bu sırra Bu bir... Devamını oku...
Gökteki Tavaf
06.08.2010 20:30
Senin raks ve semaya kalkışının Sevinç ve neşesi ne güzel bir Felek bağlamış Her burçta boğalar, oğlaklar Elleri üzerinden... Devamını oku...
Kürtlerin (En) Hüzünlü Kahramanı : Şeyh Said
04.07.2010 10:13
29 Haziran, Şeyh Said Efendi’nin idamının seksenbeşinci yıldönümü… Bu satırları yazarken ne denli ‘tarafsız’... Devamını oku...
"Dağı Delen Irmak" akmaya devam ediyor
26.06.2010 20:39
Kemal Karpat hocanın basımı hayli olaylı bir geçmişe sahip kitabı bu kez Timaş’ça okura sunuldu : Dağı Delen Irmak. Öteden... Devamını oku...

YENİ ALBÜM

album4

Haberdar ol

E-Bülten'e abone ol

Not: Teknik bir yenilenme sebebiyle bülten aboneliklerinin yeniden yapılması gerekmektedir. Lütfen bülten kayıtlarınızı yenileyiniz.  

ÇİZMECE

ÜYE GİRİŞİ






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şuanda 2 konuk çevrimiçi

Konan, göçen

mod_vvisit_counterBugün301
mod_vvisit_counterDün478
mod_vvisit_counterBu hafta2738
mod_vvisit_counterBu ay1754
mod_vvisit_counter[07.08.08'den]198707