|
Yazan Kübra&Büşra Sönmezışık
|
|
05.12.2011 15:36 |
|
Aşk... İlahi de olsa beşeri de olsa farketmiyor... Hangi zamanda olursak olalım, zamandan azade, Aşk bir tane ama yaşattığı hal, yıllardır birçok hikayeye konu oluyor. İlahi aşk denilince onu ifade ediş şekliyle bizi adeta büyüleyen isim hiç kuşkusuz Hz. Mevlana... Herkes onun duyduğu o büyük aşktan bahsediyor, fakat biz bu anlatılanlardan ne anlıyoruz? Her yıl Mevlana ölüm yıl dönümü olarak bilinen Şebi Arus'a yaklaştığımız şu günlerde "Aşkı" anlamak için yola koyulduk ve sorularımızı edebiyatçı Sadık Yalsızuçanlar'a yönelttik...
Yorumlar (2) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 975 | Devamını oku... |
|
|
Yazan Tayyibe ŞeBnem ErasLan
|
|
16.05.2011 21:38 |
|
Sadık Yalsızuçanlar'la söyleşi... Konuşturan: T. Şebnem Eraslan
Lise yıllarında sizi çok etkileyen, yazmaya teşvik eden bir anınız var mı? Belirli bir anıdan çok, ortaokuldaki Türkçe öğretmenimin özendirici ve kışkırtıcı rolünü anmak isterim. Bize sürekli müfredat dışı kitaplar ve yazılar okurdu. O zamanlar Cumhuriyet gazetesi oldukça etkin bir gazeteydi. Öğretmenimiz Oktay Akbal, Mehmet Kemal gibi yazarların gazetedeki yazılarını hep okurdu. Onun önerdiği kitapları mutlaka okurdum. Bulamadığımız kitapları kendisi verirdi. Ondan önce, ilk okuduğum romanın, “Çöplük’ün” bende bıraktığı etkiyi de hatırlıyorum. Bir yazar olmamasına rağmen, yaşadığı sıkıntıları anlatan, sıradan bir insan olan Çöplük’ün yazarındaki içtenlikli anlatım beni etkilemiş, ‘keşke ben de böyle yazabilsem’ demiştim. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 782 | Devamını oku... |
|
|
Yazan M. Said Aydın
|
|
12.05.2011 21:51 |
|
Sadık Yalsızuçanlar’la son romanı Vefa Apartmanı üzerine bir söyleşi… Bergen’in yüzüne atılan kezzabı hatırlayan kaldı mı bilmiyorum ama “cinaslı hoyrat”ı da hatırlayan kalmadı sanırım. Bergen üzerine yazdığınız yazıyı, 80 sonrası kuşaktan biri olarak, büyük bir acıyla okudum. Bilhassa sonunu. Ece Ayhan’a selamla sorsam, “Bergen sahiden yaşadı mı patron?” Baudrillard’ın bahsettiği bir şey var “hipergerçeklik” diye. Gerçeğin katmerleştiği zaman beliren bir şey. Tabi Baudrillard onu bağlam olarak kitlesel iletişim ortamlarına, dev iletişim terminallerine giren enformasyon için daha çok kullanır, bilgi ve olgu için kullanır. Ama bir tür Bergen gibilerin yaşamı bir hipergerçeklik üreten bir şey. Bergen’le ilgili ben yazıyı yazarken, Hölderlin’in “Bağışlanma Dileği” başlıklı şiiri bende hep çağrışmıştı, hep zihnimde geziniyordu: “Hayatın daha gizli, daha derin acılarını/Benden öğrendin sen/ah bağışla beni, bağışla” diye diyor. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 798 | Devamını oku... |
|
|
Yazan YUSUF ÇOPUR
|
|
14.04.2011 21:43 |
|
Sadık Yalsızuçanlar’ın 1960 darbesinin ardından Kayseri cezaevinde hayatını kaybeden Tevfik İleri’nin hayatını anlattığı Vefa Apartmanı çıktı. Yazarla kitabı ve vefayı konuştuk...
BİR apartman. Adı Vefa. Kocatepe camiinin cenaze merasimlerinin yapıldığı kısmına bakan, üç katlı, eski bir yapı. Üç dönem bakanlık yapmış, darbeyle hayatı kararmış Yassıada’da idamla yargılanıp müebbet hapse mahkûm edilmiş bir insan. Sadık Yalsızuçanlar, Kayseri cezaevinde yatarken hastalanan ve ahrete göçen Tevfik İleri’nin hayat öyküsünü Vefa Apartmanı anı romanda yazdı. - Vefa Apartmanı ömrü çileyle yoğrulmuş bir şahsın hayatından kareler sunuyor okura. Böyle bir kitap yazma gereğini niçin hissetiniz? Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 610 | Devamını oku... |
|
|
Yazan Sky Life
|
|
01.09.2010 15:09 |
|
Hikâye ve romanları sevilerek okunan yazar Sadık Yalsızuçanlar, doğup, büyüdüğü Malatya’yı Skylife okurlarına anlattı.
Malatya denince aklınıza ilk ne geliyor? Mağripli bilge İbn Arabi, öğrencisi Konevi, geleneksel şiirimizin yıldızlarından Niyazi Mısri, Malatyalı Fahri ve tabii ki iri iri şireli kayısılar, üzüm pestilleri, simit pilavı, tarhana, içli köfte, Çarmuzu mahallesi, kocaman lahanalar, mısır tarlaları, Pınar, İstanbul ve Melekbaba sinemaları, ‘Mezarımı Taştan Oyun’ filmindeki Topal Abdo ağıtı, Battal Gazi, Ahmet Turan, Cüneyt Arkın, babam ve dayım… Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 786 | Devamını oku... |
|
|
Yazan Mustafa Şahin
|
|
20.08.2010 13:52 |
|
Mustafa ŞAHİN: Yazmaya ne zaman başladınız? Sadık YALSIZUÇANLAR: 1980 yılının kış ayında, mevsimin ilk karı yağarken. Mustafa ŞAHİN: Genellikle hangi türde yazılar yazarsınız? Sadık YALSIZUÇANLAR: Öykü, roman, deneme… Mustafa ŞAHİN: Yazmanızda etkili olan birileri oldu mu? Sadık YALSIZUÇANLAR: Ortaokul Türkçe öğretmenim. Lisede tanıdığım bir almanca öğretmeni. Üniversitedeki hocalarım… Mustafa ŞAHİN: İlk yazınızı hatırlıyor musunuz, bu yazıdan bize biraz söz edebilir misiniz? Sadık YALSIZUÇANLAR: “Ana” başlıklı bir öykü idi. Hacettepe Üniversitesi’nin kampüsünde, ana giriş kapısında tanık olduğum bir olay etkili olmuştu. Taşralı bir öğrenci, annesine bağırıp çağırıyordu. Kadıncağız ağlıyordu. Geçenler dönüp dönüp bakıyordu. Yorumlar (1) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1325 | Devamını oku... |
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>
|
| Sonuçlar 1 - 10 / 38 |