JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Söyleşiler arrow "Bilgelerin Hayatı Hikmettir"
"Bilgelerin Hayatı Hikmettir"
Bilişmeler - Söyleşiler
Yazan Suavi Kemal Yazgıç   
10.11.2008 18:57
 Anka'yı modern bir menakıpname olarak tanımlayabilir miyiz? "Şey", "Gezgin" ve "Cam ve Elmas"tan sonra "Anka" nasıl bir yerde duruyor? Onlar için de "kendisi gitti haberleri kaldı" diyebilir miyiz?
Modern olunca menakıp olmaz. Ama bir tür menkıbe, açık uçlu olmakla beraber bir veli hikâyesi olarak okunabilir. Onlar gitti, haberleri kaldı tabii ki. Aslolan bu haberler bizim için ne anlama geliyor, bize neler yapıyor... Bilgelerin hayatı hikmettir. Onlar bizatihi kelam olduklarından, her halleri ve sözleri bizim elimizden tutar, bizi düştüğümüz yerden tutup kaldırır.
Cam ve Elmas'tan sonra Anka, bu anlatı geleneğinin benim açımdan bir devamı, belki biraz daha ileri götürülmesi idi. Tabii burada modern zamanlarda, bu topraklarda, büyük şehirde yaşayan ve doktora yapan bir insanın hikâyesi içinden anlatılması söz konusu. Bu, Niyazi Mısri gibi bilgelerin hayatının ve sözlerinin bizim için bir eski zaman hikâyesi, bir masal olmasının ötesine geçmek anlamına geliyor. Aslında bu, benim kendi hikâyem.

Sence velilerin hallerinden çıkan bu sözler bizim derdimizin neresine ulaşıyor?
Şifa vericidir, diyebiliriz. Velilerin sözleri ve halleri, bizi daima iyileştirir. Bizi besler. Bu çoraklaşan dünyada bizim göğümüze yağmur gibi iner. Bizi, ruhumuzdan kavrar, sorularımıza doğru cevaplar bulmamız yönünde bize imkânlar açar. Schuon, modern insan bütün anahtarları yapabilen ama onlarla herhangi bir kapıyı açamayan kişidir, der. Oysa velilerin sözleri ve halleri, bizi daima hakikatin kapısına doğru yöneltir, o kapıylı açmamız için bize anahtarlar sunar. Ve onun nasıl açılacağını gösterir.

Ne de olsa "yazar" hep kendi hikâyesini anlatırmış. Şehirleri Süsleyen Yolcu'nun anlatıcısı ile Anka'nın anlatıcısı arasındaki ortak paydadan bahseder misin bize?
Öyledir, insan, hep kendi hikâyesini anlatır. Kimi veya neyi anlatırsa anlatsın, o, hep kendi öyküsüdür. Hayat, kendi hayatından, âleminden ibarettir. Bu yüzden insan ölünce bütün dünya yıkılır.
Aslında ötekini anlatırken de asıl anlattığı kendisidir. ‘Madam Bovary benim' diyor ya.
Şehirleri Süsleyen Yolcu, benim ilk gençlik yıllarımdaki tanıklıklarımdı. O zaman gözümü ışıl ışıl bir dünyaya açmıştım. Risaleleri yeni okumaya başlamıştım. O öykülerdeki bütün mazmunlar, imgeler, benim Risaleleri okurken tattığım güzelliklerden gelir. Anka'da ise, çeyrek yüzyıl sonra, bu yaşımda, bu yorgun, acılarla ve anılarla dolu bir zamanımda, yeniden, bir bilgenin eşiğine doğru sığındığım sırada belirdi. Onu, başka birinin anılarından yola çıkarak yazmaya başlamıştım, yazdıkça gördüm ki, yine kendimi anlatıyorum.

Anka ile ilgili olarak sorulan "Kitabınız son cümlesi, hikâyenin "hiç bir şeye" vardığını söylüyor. Bundan kasıt nedir? Bir başa dönüş mü, her şey mi?" sorusuna "inanın bilmiyorum" cevabını vermişin. Modern bir yazardan beklenmeyecek bir cevap bu? Modern yazar "kitabıyla ilgili olarak her şeyi bilirim" iddiası taşır. Senin farkın ne?
Gerçekte böyle değil mi, Karakoç diyor ya, ‘bütün çabamız bir ölüye çıkmak içindir...' Burada, Allah'ın Zat ismiyle tecelli edince insanın mahvolması, yok olması da ima ediliyor. Kahhar tecellisi böyledir. İnsanı kendinde yok eder, Zatında ebediyen diri kılar. Bir de anlattıkça, yazdıkça, konuştukça yalnızlaşmaya, sessizleşmeye, giderek hiçbir şeyin kalmamasına da bir gönderme var.
Bendeniz yazar olmayı, edebiyatı, yazmayı bir üstünlük, bir ayrıcalık olarak görmedim hiçbir zaman. O bir şeyi bildirmedikçe insan bir şeyi bilemez. Bizim bilgilerimiz kitaplardan, şurdan buradan. Ona irfan denir mi? Sadece kalbimizin sezdiği şeylerin bir değeri var. Onlar belki başkaları için bir anlam ifade edebiliyor. O da kalbimizi bozmaz isek.

Wittgenstein'in Tractatus'u "Üzerine konuşulamayan konusunda susmalı." İhtarıyla biter. Anka'nın sonu da suskunluk galiba desek ayıp etmiş olur muyuz?
Hikmetin dilinin sembol ve sükût olduğu söylenir. Sessiz, sadece söylenmeyeni içermez, söylenemeyeni de kuşatır. Belki bizler bu sözlerimizle, yazdıklarımızla, aslında sessizliği tatmamış bahtsızlar olarak, konuşulamayan hakkında susmanın değerini fark etmemişler olarak çaresiz, güç durumdayız, bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Sırada ne var?
Yeni öyküler yazıyorum. Üstad adındaki romanın notlarını alıyorum.

 

Gerçek Hayat 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 3063

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 18-05-2009 10:37 - Misafir
 
 
hiçbirşey
yol hayli çetin rah... yolcu tepeden tırnağa günahkar.. yolculuk baştan sona inşirah..susadınsa bardağa bakma SU iç. sureta nefsin bakır başını biç.. der Sultan Veled Ne can yakıcı cilve değilmi İSA AS. " Elohi Elohi ! Lema Sabakteni ? " " Rabbim Rabbim beni niçin terkettin " derken Yar' inin koynundaydı ama farkında bile değildi . Hakikaten insanın iradesi CÜZ'İ Sanki HİÇBİRŞEY
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


YENİ ALBÜM