JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Söyleşiler arrow "Anka, şiirle masal arasında bir durak"
"Anka, şiirle masal arasında bir durak"
Yazan Soner Can   
12.10.2008 21:24
 GÖNÜL halvetle dolar, sohbetle boşalır’ diyen Niyazi Mısri’yi son romanı Anka’ya kahraman eyleyen Sadık Yalsızuçanlar, med-cezirli bir yolculuğa davet ediyor okurunu. Bir yandan bugünden geçmişe irfanın ve hakikatin peşine düşmüş ve bu uğurda gününü viran eylemiş bir Mehmet, öte yandan yüzyıllar önce çilesi, ömrü, söylediği kadar işmar ettikleri ile Anadolu müslümanının bilinçaltında yer tutmuş, ilmi ve hikmeti bugüne doğru bir seyyare misali gezinen ve ışınan Niyazi Mısri. Bir hakikat ışığına kanat çırpan Anka için ‘Şiirle masal arası bir durak’ diyen Yalsızuçanlar ile konuştuk.

 Söyleşi Soner Can

Edebiyatın farklı türlerinde eserleriniz var. Romanlarınız sizden özel anlar bekliyor mu?

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından bu yana türler arasındaki sınırlar aşındı, hatta yıkıldı. Malum yakın türler arasında da sığ geçişkenlikler vardır daima.

ANLATI GELENEĞİMİZDİR 

Mesela anlatı böyle bir şey değil mi?


Anlatı bizim geleneğimizde de olan bir şey. Ortaçağ batı geleneğinde de vardı. Biz ona yeni bir tabir olarak anlatı desek de, sözlü geleneğimizde büyük yer tutan ve yazı ya da geçirilen menkıbeler böyledir mesela. Onlara ne roman, ne de hikaye diyebiliriz. Kutsal kitaplardaki hikayelere ne denilebilir? Belki kıssa denilebilir ama onlar da ‘bir hakikatin örneği’ olarak ele alınabilen ara bir tür. Çocukluğumun büyük kısmı, babamın işlettiği sinemada zamanlı zamansız izlediğim yüzlerce filmle geçtiği için, bende o batının akılcı roman geleneğinde hiç olmayan bir melodram damarı da oluştu. Mesela ilk romanım Yakaza, daha çok anılarla yazılmış bir roman. Ancak anılarla roman yazılmaz, çünkü yetmez. Ama Anka’da iç içe daha katmanlı bir hikaye var. Yaptığım şey şu: Çılgınca okumalar yapıp bir süre, öyle pek kurmadan oturup bir çırpıda yazıyorum. Oysa akılcı romancı ve özellikle postmodern romancı bir mimar gibi kurar eserini. Romancı deyince bir içine doğandan bir de kuran gelenekten söz edebiliriz. Ben ilkindenim.

ÖTEKİNİN HİKAYESİ

Anka’da bir zamanımız kahramanı, bunaltılarının kilidini açacak bir anahtar arayan Mehmet, bir de gerçek bir tarihi kişilik Niyazi Mısri var. Hikayeleri eşzamanlı ve artan bir gerilimle sürerken romanın odağını hangisi oluşturuyor?

Jacques Derrida ‘İnsan ötekinin hikayesini yazamaz’ diyor. Çünkü anlattığı kendi hikayesidir. Ama bir yandan da insan kendi ölümünü anlatamaz. ‘Ölümü anlattığı zaman bu ötekinin ölümüdür’ diyor Derrida. Bu yüzden Anka’da hikayenin sahibi, günümüzde yaşayan Mehmet’tir. Mısri, onun gözünde ve gönlünde vardır sadece.

Niyazi Mısri, Muhammed İkbal, Mehmet Akif gibi 70’li yıllara kadar çokca bilinip sevilen, ancak günümüzde pek yad edilmeyen isimler. Mısri’yi bir romanınıza konuk etmeniz bir risk değil mi?

Edebiyatımız da, düşünce geleneğimiz de, irfan ve bilgeliğimiz de birkaç damardan akar. Mısri, devrini yerden yere vururken ‘Şeriat göğe çekildi’ der. Demek istediğim, her devirde şikayet edilecek bir şeyler varmış. Ama Mısri, gettolarda, kapalı bir tarikat kültürünü yaşatan cemaatler tarafından yaşatılmıyor. O daha çok Muhyiddin-i Arabi geleneğinden gelen nazari tasavvuf ehli bir zat ve onun söyledikleri Anadolu kültüründe bir biçimde yerini almış. Sözlere, tabirlere, davranış biçimlerine yerleşmiş.

ANADOLU’NUN HAFIZASI 

Anadolu’nun hafızasında eskinin eskimezleri bir biçimde sürüyor demek ki...

Belgesel çektiğim için Anadolu’nun farklı köşelerinde bulunuyorum sık sık. Mesela oralarda bir kahvehaneye oturup ‘Nasılsınız?’ diye hatır sorduğunuzda ‘Emaneti gezdiriyoruz’ diye bir cevap alabilirsiniz. Geçende Tokatlı bir tanışımın halini sorduğumda ‘Keyfimi kamyonlar taşıyamıyor’ demişti. Bunlar içten içe süren o geleneğin ve irfanın minik kanıtlarıdır. Bu dervişane bakış hayatın neşesidir ve derviş ehlinde bolca bulunur.

Romanlarınızın öncelikli derdi gelenekle yeni bir bağ kurma çabası mıdır?

Yeni bir bağdan ziyade, Kemal Tahir, Oğuz Atay ve İdris Küçükomer’in işaret ettiği devşirme sınıfların, devlet imkanlarını hortumlayarak Türkiye’de bir burjuva sınıfı oluşturma çabalarının güçsüz düşürdüğü geleneğe sahip çıkmak belki de...

Yazmak yalnızlaştırır

Sıkça yazan biri olarak, yazmak sizde neleri var ediyor?

Yazdığım sürece kendimi daha iyi hissettiriyor. Yazdıkça benzer dertleri, acıları yaşayanları anlayabiliyorum. Empati kurabiliyorum, insanlığımı hissetmeye başlıyorum. Yazmak, hakikatle bir ilişki kurma umudu ve çabasıdır.

Yalnızlığı kıran bir şey midir yazmak?

Tam tersine, yazdıkça yalnızlaşıyorsunuz. İnsan gerçekten yazdıkça ve konuştukça yalnızlaşıyor. Yazmak hiçbir şey yapmıyorsa bir ruh göçü yaşatıyor insana.

Roman çoğu zaman hakikati ıskalayan ve ıskalatan bir şey ise, niye kendinizi romanla ifade ediyorsunuz?

Yazdıklarımı klasik anlamda bir roman olarak görmüyorum aslına bakarsanız. Edisyon aşamasında kitapların üzerine roman yazılsa da, okuyucu öyle algılasa da... Romana dair ciddi bir teorik bilgim var, binlerce de roman okumuşumdur ama roman yazdığımı düşünerek kaleme almadım, roman denilen metinlerimi. Bunu Anka örneğinden yola çıkarak anlatacak olursak... Ben öteden beri Niyazi Mısri’ye dair bir metin yazmak istiyordum. Aslında bu çok da zor bir uğraştı çünkü Mısri ateş gibidir, dokunanı yakar, kavurur. Mesela, yüzyıllar öncesinden, ‘Sessizlik bir üst dildir’ diyen Wittgenstein’i bile aşmış. Niyazi Mısri’nin o sessizliği de aştığını ‘Biz ne elfazız ne suret cümle mana olmuşuz’ sözünden anlıyoruz. Ve elbette daha sonra kitabıma ilham veren şu beyti de fısıldıyor hep:

‘Ten gözüyle Mısri’yi surette görsem deme kim/ Zira biz ol Kaf u suret içre Anka olmuşuz...’


Anlam ülkesini oluşturan dildir

Romancının söylemini oluşturan, onu gelenekçi veya modern yapan nedir?

‘Lafz u suret u cism ile anlamak isterler bizi / Biz ne elfazız ne suret cümle mana olmuşuz’ diyor Mısri. Romancının anlam coğrafyasını oluşturan marifeti dilidir. Geleneğin çevresinde dönüp duruyoruz ama o da sorunlu bir kavram. Gelenek ilk insanla başlayan, o günden bugüne akan bir şey. Bunu Elliot ‘Bugün, dünü de kapsar, geleceği de’ sözüyle çok iyi anlatır. Gelenekseli, zamanımızdan sıyrıldığımızda anlarız.

YAŞAMAYAN YAZAMAZ

Geleneği asırlarca taşıyan şey şiir midir? Yoksa bu görevi daha çok okunan ve izlenen roman mı devraldı?

Şiir görevini bırakmış filan değil. Heidegger’in söylediği bir şey hala yanlışlanmadı, ‘Felsefe yoluyla düşünmenin imkanları kapandı’ diyordu. Ama bu tıkanma halen şiirle aşılabilir.

Bilgeliğe ve hikmete dair söz etmek, kişinin o kavramlara yakın iklimlerde yaşamasını gerektirmez mi? Sözler, evrenine yakınlaştırır mı kişiyi?

Pek değil aslında ama umulur. Yalnız şu tecrübemi paylaşmalıyım... Anka’da bir zikir sahnesi yazdım. Yaşadığım bir şeydi. Anka’da nispeten yaşadığım, canımı yakan, beni heyecanlandıran şeyleri yazdım. Yazdıktan sonra fark ettim ki, o yaşanmadan yazılamazdı. Zaten hikmete dair konuşulmaz, o haldir, bir oluştur. Çünkü bilgeler bir logos’tur, onların hayatları konuşur.

Soluk soluğa yazıyorum

‘Anılarla roman yazılmaz, çünkü yetmez. Ama Anka’da iç içe daha katmanlı bir hikaye var. Yaptığım şey şu: Çılgınca okumalar yapıp bir süre, öyle pek kurmadan oturup bir çırpıda yazıyorum.’

Söyleşinin sayfasını görmek için... 

Star Gazetesi


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1128

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


YENİ ALBÜM