|
Yazan Etyen Mahçupyan
|
|
07.09.2008 15:33 |
Galiba bundan sonrası bilinçli bir ahmaklığa ne denli razı olduğumuzla ilgili... Çünkü AKP’yi iktidardan indirmek, AB sürecini durdurmak ve vesayet rejimini tahkim etmek için yapılanlar o denli açık seçik ki, bu durumu görmezden gelmek mümkün değil. Bu durumda da söz konusu darbeyi desteklemenin tek yolu ahmaklığı ‘bilinçli olarak’ tercih etmeyi gerektiriyor. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra bunu bir ‘hukuk devrimi’ olarak niteleyen, ya da “Anayasal rejimin temel ilkeleriyle oynanamayacağı ortaya çıkmıştır” türünden ifadeler kullanan malum köşe yazarları oldu. Söz konusu kişiler cahil olamayacak kadar deneyimliler.
Ama belki de bu tür deneyim, yani devlete kapılanmışlığın ima ettiği ruhsal ihtiyaçlar kişiyi cahilleştiriyor. Aksi halde bu yazarların tutumunu psikolojik açıdan yorumlamak ve ‘kapıkulu sendromu’ yaşadıklarını söylemek durumundayız. Kişiliğini devlet illiyeti içinde arayanların, devletin yaptığı haksızlıkları aklama konusunda gayet cevval olduklarını tarih bize göstermekte. Bu tutumu sürdürürken kendi gözünde aşağılanmamanın yolu ise cehaletin bilinçli olarak taşınması... Böylece söz konusu ‘bilinç’ eksik olan kişiliği bir nebze tamamlıyor herhalde.
Eğer böyle bir ruhsal gereksinim içinde değilseniz, mesele neredeyse yavan olacak kadar açık: AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte Jandarma Komutanı’nın başkanlığı altında Cumhuriyet Çalışma Grubu diye bir faaliyet başlatılmış. Diğer taraftan Jandarma Genel Komutanlığı Planlama, Koordinasyon ve Güvenlik Dairesi’nin yönlendirilmesiyle ‘Ulusal Birlik Hareketi Sivil Toplum Kuruluşu Platformu’ diye bir ‘sözde sivil’ örgüt oluşturulmuş. Darbe günlüklerinde ortaya çıkan girişimlerin asker içinde anlaşma sağlanamaması sonucu akim kalmasıyla birlikte, CHP’yi, baroları, üniversiteleri ve yargıyı kuşatan bir eylem programı izlenmeye başlanmış. Bu arada rektör atamalarına müdahale edilmeye çalışıldığını, makbul rektörlerin de o Jandarma Komutanı’na gidip şikâyetlerde bulunduklarını, ilköğretime el atılmasını tavsiye ettiklerini, Genelkurmay’ı ve bizzat Jandarma’yı ‘göreve’ çağırmayı da ihmal etmediklerini, ortaya çıkan toplantı notlarından biliyoruz. Derken CHP üzerinden ulusal medyaya el atıldığı, aynı zamanda da‘cumhuriyet mitinglerinin’ düzenlendiği 2007 yılına geliyoruz. O dönemde söz konusu Jandarma Komutanı emekli olup Ergenekon çetesinin baş tarafına geçmiş bile... Böylece özellikle gayrimüslimleri hedef alan bir dizi cinayet üzerinden kargaşa yaratma ‘stratejisine’ girişiliyor. Ancak bütün bunlara rağmen seçimler yapılıp AKP bir daha iktidar olunca 2008 yılı başında yeni bir eylem planının ortaya çıktığı anlaşılıyor. Nitekim şubat ayında Ergenekon çetesiyle yakın bağları olan bir ‘Cumhuriyet’ yazarı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na Anayasa Mahkemesi’ne dava açması ve AKP’nin kapatılmasını sağlaması için çağrıda bulunuyordu. Bundan yaklaşık on gün sonra bir toplantıda hareketin bütün ‘büyük başlarının’ hazır bulunduğu ortamda bir konuşmacı “Hukukun dışına çıkılacağı günler geliyor... Bazı durumlarda hukukun askıya alınmasında bir zarar yoktur” diye konuşuyor ve hararetle alkışlanıyordu... Nihayet bütün bu darbe hareketliliği süresince ilişki içinde olunduğu raporlardan anlaşılan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bilinen davayı açtı ve Anayasa Mahkemesi’nin bilinen 9 üyesinin bilinen tavrı veri alındığında –toplumun müdahalesi dışında- AKP’nin kapatılmasını engelleyecek hiçbir şey kalmadı...
Bu süreç asker ve yargı bürokrasisinin vesayet rejimini sürdürme kararlılığını ortaya koyarken, Türkiye’de devletin demokrasiye ‘karşı’ olduğunu da gösteriyor. Söz konusu ideolojik güç odağının faşizme yatkın kişiler için bir çekim merkezi oluşturacağı ise açık... Nitekim bugün üniversite rektörlerinden hukukçulara, oradan köşe yazarlarına ve muhtemelen mafyatik teşkilatlara kadar uzanan ‘bilinçli’ bir darbe destekçiliği mevcut. Bu ‘balık’ ağının ortasında ise sırf laik oldukları için bunu desteklemek durumunda olduğunu ve böylece ‘siyasi’ bir tavır sergilediğini sanan birtakım ‘alık’ kimlikdaşlarımız yer alıyor.
Bu tabloyu görmek için artık gayret gerekmiyor. Her şey önümüzde... Her şey gözümüze sokarcasına yapılıyor... Müdanasızlık ahlakı ayaklar altına almaya hazır olduğunda, o bataklıktan çıkmak ancak insanlık onuruna dayanarak olabilir. Dolayısıyla soru, kaç insanın insanlık onuruna sahip çıkacağıdır.
Taraf, 15.06.2008 Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 451
|