|
|
| İslam'ın Zihin Tarihi |
| Yazan SadıK YalsıZuçanlaR | |||||||
| 12.05.2009 15:05 | |||||||
|
Yavuz’un asli uğraşı ya da kendi menkıbesini en derin biçimde ifade ettiği dil, kuşkusuz şiirdir. Ne ki, o hem bir geleneğe uyarak veya onun sonuçlarından olmak üzere hem de doymak bilmeyen bir okuma (kelimenin bütün manalarıyla okuma!) ihtiyacı, merakı ve hırsıyla andığım o zengin zemin üzerinde yürür. Bu çabaların bir meyvesi olarak İslamın Zihin Tarihi belirmiş görünüyor. Bizim modern(leşmiş) okur yazarlarımızın katı reflekslerinin aksine Hilmi Yavuz, şiirsel-düşünsel serüveninin başından beri çok yönlü okumalarıyla, kendine özgü bir yol üzerinde, bir gei-do üzerinde yürüyerek, özellikle tasavvuf irfanından devşirdiği birikimi ve inşa ettiği duyarlığı hem şiiri hem de düzyazıları açısından temel bir alıntı/gönderme alanı haline getirmiştir. Bu, bizim düşünce yaşamımız açısından hayati öneme sahip bir çaba olarak daima dikkati, ilgiyi ve övgüyü hak eder. İslamın Zihin Tarihi, tartışmalı bir kavramlaştırma ile açılıyor: Türk Müslümanlığı… Hoca, şu temel soru ile sorun kurmaya başlıyor: ‘Türklere mahsus bir İslamiyet’ten söz edilebilir mi? Söz edilebiliyorsa eğer, nedir Türk Müslümanlığı?’ Gazalî’nin ihtişamı Siyasal düşünce alanının da en çok tartışılan sorunların biri olarak Türk Müslümanlığını üç damar üzerinden açımlıyor: “Türk Müslümanlığı, biri ‘ideolojik’, biri ‘sosyolojik’, öteki de ‘teolojik’ olmak üzere üç ayrı yorumla temellendirilmektedir.” Üç geleneği, tarihsel süreçler içinden ve temel argümanlarını göz önüne alarak tartışan bu oylumlu yazıdan da anlıyoruz ki, Yavuz’un kitabı, bu alanların kılcal uçlarına değin sızan bir tecessüsün ürünü. Özellikle sondaki Gazali yorumu dikkat çekici. Hoca şöyle diyor: “Gazalî, İslam’ın entelektüel tarihinde olduğu kadar, kalb tarihinde de gerçekten müstesna bir kimliktir; - bir ihtişam, bir kemâldir o! Kelam’ı, felsefeyi ve tasavvufu bu kadar tamamlanmış, bu kadar benzersiz ve billûrdan bir teksifle Müslüman akla ve nefse emanet eden bir başka örnek yoktur! Gazalî’yi, İslam’da bilim ve felsefe düşüncesinin yolunu kapatmakla itham etmek, olsa olsa, o ihtişamın açtığı yolu, onun ışığının göz kamaştırıcılığından dolayı görememek demektir.” Hoca’nın yorumuna bir şey eklemek haddim değil, lakin bu güzelim yoruma kısa bir haşiye düşmek isterim. Gazali, esas itibarıyla bir halden ibaret olan, dilinin sembol ve sükut olduğu tasavvuf açısından da bir dönüm noktasıdır. Tirmizi ve Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinden sonra, onlardan daha kapsamlı ve sistematik biçimde nazari sufizmin kurucu adı olarak son derece önemlidir. Hoca’nın isabetle vurguladığı üzere, bizim ‘kalp tarihimizin’ temel uğraklarından, asli tabiriyle menzillerinden biri ve en değerlisidir. Kitap, Gazali’ye ilişkin tartışmaları konu alan yazılarla devam ediyor: “Gazali felsefenin yolunu kapadı mı?” Bu yaygın ve kışkırtıcı soruyla önümüze getirilen mesele, İslam irfan ve tefekkür geleneğinin sorunsallarından birine de yataklık eder. Hoca sonda söyleyeceğini zaten başta söyleyerek soruna yaklaşırken nerede durduğunu açıklıyor: “Hemen belirteyim: Gazalî, felsefe ve bilim düşüncesine değil, felsefenin içinden bir ‘muattıla’ (ateizm) söylemi üretilmesine karşı çıkmıştır.” Sonrasında Gazali ve Felasife geliyor. Bu, Hoca’nın bir meseleyi dert edindiğini ve onun izini sürdüğünü gösteriyor. Doğruluk-hakikat ayrımına vurgu yapıyor yazısının girişinde. Heidegger’in de zaman zaman gündemine almış olduğu bu meseleyi, birçok Heidegger çevirmeninin yeterince kavrayamamış olduğu göz önüne alınacak olursa, Hoca’nın ne denli önemli alanlarda dolaştığı daha aşikar hale gelecektir. “Wittgenstein, Rorty ve Gazalî” başlıklı yazıyı özellikle felsefe ve ilahiyat hocalarına öneririm. İbn Rüşd’ün özgünlüğünü tartışan yazı, bendenize, İbn Arabi’nin ona ilişkin Fütuhat’taki değinilerini anımsattı. İbn Arabi, özellikle cenaze töreninden söz ederken, yüksek bir yerden kalabalık içinde bir bineğin sırtındaki tabutuna bakarak şöyle der: “Bineğin üzerinde, bir tarafta kitaplarının bulunduğu bir sanduka, diğer tarafta tabutu yer alıyordu. Yanımdaki şair dostuma dedim: Görüyorsun, insanlar eserleri ile tartılıyor. İbn Rüşd’ün mesleği, insanı nihai yakine ulaştıramayan kelamcılarınkine benzer.” İslamın Zihin Tarihi, değini düzeyinde de olsa bu yazının sınırlarını aşan bir kitap. Birkaç başlığı sunuyorum : “İslam’da İnsan Özgürlüğü Üzerine Bir Felsefi Deneme”, “İslam Ahlakı Üzerine Düşünceler”, “Rasyonalite ve Din”, “İslam ve Pragmatizm”, “İslam Terakkiye Mani midir?” “İslam, ‘Gösterişçi Tüketim’ ve ‘Meta-ı Gurur’”, “İslam Medeniyetine Nasıl Sahip Çıkılacak?”, “İslamiyet Düşmanı ‘Edebi Muhafazakârlar’”… Başlıklardan da anlaşılacağı üzere, Yavuz’un zihni, tarihsel ve güncel sorunlar arasında mütecessis biçimde dolaşıyor. Şiir ve hakikat “Kitab’ın Sözü”nde şöyle diyor Yavuz: “İşte tastamam bu gerekçeyle, Kur’an-ı Kerim’de, Söz’ün tükenmezliğine ilişkin ayetler, Menocal’ın deyişiyle, O’nun ‘sonsuza kadar temsil edilebilir, yorumlanabilir veya sorgulanabilir’ olduğu anlamına gelmezler. Kehf Suresi’nin 109. ve Lokman Suresi’nin 27. ayetlerindeki ‘Söz’ün tükenmezliği’, Söz’ün Yazı’ya dönüşmesi ile O’nun anlamının herhangi bir şeyle (söz gelimi, yorumlarla) sınırlandırılmasının mümkün olamayacağını dile getirir, diye düşünüyorum.” Hoca, kutsal ‘metin’lerin sembolik, çokkatmanlı ve zamana dayanıklı dilinden söz ederken İbn Arabi’nin, andığı ayete ilişkin yorumunu hatırlıyorum. “Denizler mürekkep ağaçlar kalem olsa Rabbi’nin sözleri yazmakla tükenmez”: Bu ayeti yorumlarken Şeyh-i Ekber, bu dilin doğasına gönderme yapar. Buna bağlı olarak Hoca özellikle Heidegger eksenli şiir-hakikat ilişkilerini konu edinen birkaç yazı yazmıştı. Burada da şiirin bir düşünme yolu oluşuna değiniyor: “Örtük olan’ın ifşası ya da hakikat, Heidegger’e göre, şiir yoluyla dile gelir: Heidegger gibi söylersem, Şiir varlık’ın ifşasının (açığa çıkarılmasının; hakikat’in) dile getirilişidir. Tasavvuf düşüncesi de, hakikat’in mecazlarla örtülmüş olduğunu söyler.” Yine İbn Arabi’ye gönderme yapma durumundayız ki, Hoca da öyle yapıyor. Fütuhat’taki bapların başına koyduğu şiirlere ilişkin yorumunda dile getirdiği gibi, şiir, bir sanatçının söylediği üzere, “İnsanı hakikate götüren en büyük yalandır.” Bu, onun ikonik doğasına ilişkin bir göndermedir. Hilmi Yavuz’un kitabı, umulur ki okurdan, özellikle ilgili olduğu kesimden hak ettiği alakayı devşirir ve kıymetli düşünceler adresine ulaşır.
http://kitapzamani.zaman.com.tr/?bl=8&hn=1726
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 983
Yorum yaz
|
|||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |
| Denizlili Mehmet Emin Efendi |
|
Can kardeşim Engin yüreklere dolan böylesi hakikat böylesi hakikati yansı... |
| 09/05/12 16:24 Dahası... |
| @ NİLGÜN AYTAMAN |
| Hiç yayınlandı |
|
hiç kitap çok güzel 20 nisan da okulumuza geldiğinizde de söyliy... |
| 09/05/12 16:24 Dahası... |
| @ cafer mert |
| Niyazî-i Mısri'nin izinde |
|
ANKA amaki hayaldeki anka ile misrinin ankasini birlestirmeye cal... |
| 09/05/12 16:24 Dahası... |
| @ baise |
| Modern zaman dervişi Sadık Yal... |
| RABBİM BENİ AFFETSE DE, diğerine dilim varmıyor. Onu sevmek ... |
| 09/05/12 16:27 Dahası... |
| @ Sefa güveloğlu |
| Cumhuriyetin Gözü Yaşlı Çocukl... |
|
tek adam tek adami enaz 60 yil hep sag görüslü parti yönetti tek ada... |
| 21/03/12 15:12 Dahası... |
| @ kemal |
![]() | Bugün | 127 |
![]() | Dün | 208 |
![]() | Bu hafta | 335 |
![]() | Bu ay | 4185 |
![]() | [07.08.08'den] | 377355 |