Türk düşünce ve edebiyatının dünyadaki okunurluk, bilinirlik çıtası gün geçtikçe yükseliyor. Sevelim veya sevmeyelim (roman sanatının inceliklerine gayet vakıf olan) Orhan Pamuk’un aldığı Nobel ödülü, Türk edebiyat hazinelerinin dünyanın önde gelen yayın kuruluşları ve geniş okur kitleleri tarafından daha bir keşfedilmesine vesile oldu. Türkiye’nin onur konuğu olduğu Frankfurt Kitap Fuarı’nın peşine İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olmasıyla biraz daha artan ilgi rüzgarı, Devlet tarafından şekillendirilen Türk Edebiyatının dışa açılma (TEDA) projesi, bu çerçevede yüz elliden fazla sanatçı ve düşünürün dünyanın değişik dillerine çevrilmesi, edebi kaliteleri hep tartışılan Elif Şafak, Buket Uzuner gibi isimlerin dünyada daha fazla dolaşıma girmesi...
Bütün bunlar yabana atılmayacak ve gelecekte Türk edebiyatının, sanatının, düşüncesinin daha fazla gündeme geleceğini salık veren önemli işaretler. Sağdan soldan nice nice isimler, hızla dünyadaki güncel edebiyat ve düşüncenin gündemine giriyor. Yunus Emre’den, Dede Korkut Hikayelerinden, Fuzuli’den başlayarak Oğuz Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar, günümüz yazarlarından Mustafa Kutlu, Sadık Yalsızuçanlar, Hasan Ali Toptaş’a, gençlerden Sema Kaygusuz’a değin sayılamayacak nice nice isimler İran’dan, Kore’den, Rusya’dan, Almanya’ya dek çeşitli ülkelerin kitapçı raflarını süslüyor, dışarıdaki dergilerde ele alınıyor, kültür sanat sayfalarının sütunlarında zikrediliyor. Evet, Türkiye’deki kurumların da gayretiyle Türk düşünce ve irfanı yavaş yavaş dünyaya mal oluyor. Ama bütün bunlardan önce, kabul edilmeli ki bir sanat, bir edebiyat ondan beslenen ve onu besleyen insan ile vardır. Bir edebiyat, bizatihi üretilen dilin insanları tarafından okunmuyorsa dışarıda da varlığının hükmü yoktur. Özellikle mesele Avrupa’ya getirildiğinde Türk düşünce ve sanatının bu coğrafyalarda kabul görmesi, her şeyden önce burada yaşayan Türk toplumu tarafından okunmasına, sevilmesine, sahip çıkılmasına bağlıdır. Çünkü yayınevleriyle, yazarlarla veya Avrupalı okurla en sahih iletişime geçenler, gene Avrupa’daki Türk kitlesinin içindeki entelektüel bireylerdir. Has okurlar, birer akrabadır. Dünyanın hangi milletinde, hangi dilinde olursa olsun felsefi kaygıları olan, estetik zevklerle dolup taşan, iyi bir kitap karşısında heyecanlanan akraba ruhlar; farklı dillerde yetişse ve farklı dillerde okusalar bile karşılaştıklarında, bir araya geldiklerinde aralarında kesinlikle çok sağlam bir bağ oluşmaktadır. Çünkü has okurlar arasında çok önemli bir ortak payda olan dünya klasikleri bile, başlı başına sağlam bir bağ vesilesidir. Yani iyi bir Türk okurun iyi bir Alman, Fransız veya kuzeyli okurla konuşacağı, paylaşacağı mevzuların sonu gelmez. Bu açıdan Türk edebiyatını Avrupa’ya taşıyacak esas olgu, Avrupalı akraba ruhlar ile Türk akraba ruhlar arasındaki bağın artmasıdır. Dolayısıyla Türklerin içinde has bir okur kitlesinin artmasıdır önemli olan. Bu bağlamda manzaraya bakıldığında Avrupa’daki Türk kitlesinin içinde ne yazık ki okuma sevdalısı, sanata ciddi anlamda meyilli, düşünceyle dertlenen ve varoluşu problem edinen bir kitleden söz etmek, pek mümkün görünmemektedir. Okumama; zaten ortak problemimiz ama Avrupa’daki Türk kitlesinin içinde de en azından bir Türkiye’deki oranın yarısı kadar bir okur, yazar oranı oluşmalıydı. Meseleyi taşralılıkla, insanların Avrupa’ya birer iş gücü olarak gelmesiyle izah etmek çok da sahih bir gerekçe olmaz. Zira Avrupa’ya göçün yaşandığı yetmişli yıllarda Türkiye’nin de büyük bir çoğunluğu taşralıydı. Ama o taşralılar, ya kentlere gelerek ya da o taşralı özgünlüğünü daha da işleyerek eskiye nazaran dönüştü, gelişti. Bu göreceli dönüşümde devletin, yayınevlerinin, gazetelerin, çeşitli kurumların katkısı inkar edilmez tabi. Türkiye’deki o (zayıf) dönüşümde de gözlemlediğimiz üzere, toplumu yetiştiren ve dönüştüren kurumlardır. İşte Avrupa’daki Türk insanı o dönüşümü taşıyacak kurumların mahrumiyetini yaşıyor. Fakat önümüzde büyük bir saha ve ufak vesilelerle Türk irfanına açılmayı bekleyen geniş bir kitle var. Türk düşünce ve edebiyatı özellikle Türk kitlesi tarafından gelecekte daha fazla okunacaktır; bu kesin. Ancak bunun için her şeyden önce vasıtaların ve vasıta kişilerin harekete geçmesi gerekir. http://www.zamanavusturya.at/details.php?haberid=2517 Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1787
|