JA slide show
Anasayfa arrow Sırlı tuğlalar arrow 'Şehadet Parmağıdır Göğe Doğru Minare'
'Şehadet Parmağıdır Göğe Doğru Minare'
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
09.12.2009 16:42
 Minare, kandil, menar, alamet, işaret, kulak yeri, ezan yeri… Aralarında kısmi fark olmasına rağmen aynı anlamı ima eden sözcüklerin özeti olarak minare kelimesi, Fars dilinde ‘ateş yeri’ demektir. Birlik ve aşk ateşinin tutuştuğu yer. Bir gönül yüceliği…Göklere doğru bir tırmanış…Bir yücelme...Bir aşkınlaşma boyutu. İslam dininde ibadet yerleri olan camilerde namaza çağrıyı bildirmek ve sala okumak için inşa edilmiş ana yapıdan yüksek tasarlanan yapı. Camilerde minare ihtiyacı teknolojinin henüz olmadığı İslamiyetin ilk dönemlerinden 20. yy.'ın ilk yarısına kadar, ezanın uzak yerlerden duyulmasına imkân sağlamak için yapılmıştır. Eski devirde müezzin, caminin balkonuna yani şerefeye çıkar, istinare denilen şekilde dönerek ezan okurdu, modern zamanlarda çoğunlukla minareye çıkmadan cami içindeki mikrofondan okumaktadır. Bunun kural bozmayan istisnaları bulunmakla birlikte, merdivenlerinde Hz. Bilal’in ayak seslerinin yankıdığı minareler, şairin ifadesiyle, ‘göğe doğru şehadet parmaklarıdır.’
Şehadet, hakikate tanıklık etmektir ve gerçeğin dikey boyutunu ihtiva eder.

Kelime-i Şehadet ve besmele, varlığın yatay ve dikey boyutlarını kuşatır.
Kaynaklar bize, ilk minarenin  “Mısır'ın başkenti Fustat/Yeni Kahire'deki Amr İbn Al As camisinde inşa edilmiş olduğunu” söyler : “Minare ana parçaya Emevi Meliki I. Muaviye zamanında vali Meslem bin Muhalled tarafından 678 yılında eklenmiştir.
Arap, İran, Hint, Türk, Mısır minare şekilleri farklıdır. Minare sanatının büyük ustası Mimar Sinan bu yapı öğesine geometrik ve zarif şeklini vermiştir. İnce çubuk ve kabartma süslü minarenin benzersiz örneği Şehzade Camii minareleridir. Selimiye Camii'nde uyguladığı teknikte minarenin üç şerefesine ayrı merdivenlerden çıkılmakta ve her merdivenden çıkan diğerini görmemektedir. Osmanlı minareleri ve şerefeleri süsleme sanatlıdır. Boyları 10 ila 40 m.dir. Camiye bitişik veya ayrı hatta biraz uzaktaki minarenin yapımında taş, tuğla ve Horasan harcı kullanılmıştır. Bayezid Camii minaresinde renkli süsleme tekniği hakimdir. Hırka-ı Şerif , Ortaköy ve Dolmabahçe Camii minarelerinde tezyinat özellikle vurgulanmıştır. Klasik, rokoko dışında gotik, korint tarzlarında minareler dahi vardır, Bahçekapı Hacı Küçük Camii, Ali Paşa Mescidi ve Suadiye Camii minareleri gibi.
Büyükçekmece Sokollu Camii minaresinin merdiveni dışardadır. Tahtakale Timurtaş Mescidi ile Topkapı Sarayı Beşir Ağa Mescidi'nin minareleri merdivensiz, dışarı taşan asma cumbalardır. Cavid Ağa Mescidi, Yağkapanı Mescidi, Karabaş Mescidi, Eminönü Arpacılar Camii, Köprülü Camii ile Arpacı Hayreddin Mescidi'nin minareleri ahşaptır. Karabaş Mescidi minaresi ise, çinko kaplamadır. Mimar Sinan'ın kendi adına yaptığı Yenibahçe'deki Mimar Sinan Mescidi minaresi çokköşeli, baca gibi, en üstü süslü pencerelidir.
Yapısı
Selçuklu minareleri kalın, güdük, petek kısmı bedene göre kısadır. Genellikle tuğladır ve taçkapının yanlarında ikizdir (Çifte Minare-Sivas). Osmanlılarda ise 6 adede kadar minare vardır.Tek minareler geleneksel olarak caminin sağında yapılır (Sokollu Camii ile Firuz Ağa Camii'nde soldadır). İki minareli camilerde minareler caminin iç avlu köşelerindedir. Dört minarelilerde iç avlunun köşelerindedir. Altı minareli Sultanahmet Camii'nde ise mihrab duvarına göre üç minare sağda üç minare soldadır. En uzun minare 70.89 m. ile Selimiye Camii minaresidir. En büyük minare Samerra Camii'nin spiral minaresidir. En kalın olanı 5.08 m. ile Üç Şerefeli Cami (Edirne)'dir. Şehzade Camii'nde 41.54, Ayasofya Camii'nde 50.37, Süleymaniye Camii'nde 63.80 m.dir.
Minarenin taş veya tuğla gövdesi genellikle çokgendir, bazen karedir. Gövde burmalı ve yivlidir. Kabartmalar ve motiflerle süslüdür. Şerefe bindirmelikleri mukarnaslıdır. Şerefe korkulukları taştan ve oymalıdır. Minareler arasına kandil ve Ramazan ayında mahya asılır. Mimar Sinan minarede her şerefeye birbirini görmeden çıkan ayrı ayrı merdivenler yapmıştır.
Minarenin bölümleri kaide, gövde, şerefe, petek, külah, alem ve paratonerdir. En üstteki külah, minarenin çatısıdır ve kurşun kaplamadır. Külahın ucunda çoğunlukla bir hilal olan alem bulunur. Külahla şerefe arasına petek denir. Şerefenin altındaki kısım gövde, bunun üzerine oturduğu kısma pabuç ve minarenin oturduğu yere kaide veya kürsü denilir. Minarenin kapısı içtedir ve merdivenle şerefeye çıkılır.
Şairin deyişindeki ‘şehadet’, Allah’ın sonsuz ve mutlak isimlerinin tecellilerine en üstün idrak düzeyinde tanıklık etmektir.
Allan’ın Zat’ıyla tecelli ettiği Kamil İnsan -ki Efendimiz (sav), diğer nebiler, resuller ve onların hikmetlerinin, irfanlarının, muhabbetlerinin ve ilimlerinin varisi olan bilgelerdir- bu şehadetin en büyük şahididir.
Şahitliğinin en kapsamlı kulluk belirtisi ise namazdır.
Salat, münacat ve zikir kelimelerinin de müteradif biçimde ifadesini sağladığı namaz, diğer kulluk formlarını da içerir ve yeryüzünün bütün temiz noktalarında kılınabilir. Yeryüzü bir mescittir.
Fakat namaza mahsus mekan olarak mescid, sonradan cami, bizatihi secde mahallidir.
Cami, cem’eden, toplayan, birleyen, birleştiren anlamında ve işlevinde olarak, Allah’ın el-Cami adından ilhamını alır.
Prof. Hüseyin Nasr’ın belirlemesiyle, “arz, İlahi Emir aracılığıyla Müslümanların ibadet yeri kılınmıştır.” Aynı İlahi Emir sayesinde, İslam’ın kutsal mimarisi, insan tarafından yapılandırılan çevre içerisinde Allah tarafından yaratıldığı şekliyle doğanın bir uzantısı olur. Nasr’ı izleyelim : “İslam’ın kutsal mimarisi, şehir ve kasaba çevresinin içinde bile doğanın birliği, karşılıklı ilişkisi, uyumu ve huzuru tarafından kuşatılmıştır ve bunlar da pay sahibidir. Gerçekte İslam’ın kutsal mimarisi, bu niteliklerin şehir çevresine yayıldığı bir merkez olur. Geleneksel İslam kasabalarının ve şehirlerinin mekanları ve biçimleri bir anlamda, caminin bir uzantısıdır, ona organik olarak bağlıdır ve topyekün şehirlerin ve kasabaların, Kur’an’ın tilavetinden ve caminin minaresinden yayılan namaza çağrıdan (el-ezan) ortaya çıkan kutsallıkta söz sahibi olmasına benzer bir yolla onun kutsallaştırıcı ve birleştirici karakterinde de söz sahibidir. Camiyi asli doğanın bir uzantısı kılarak, İslam bizzat insanın asli doğasını vurgular. Bu, insanın gaflet uykusundan uyandırarak, Tevhid’in yani Mutlak olanın gerçekliği hakkında insanın içinde bir şuur inşa ederek diriltmeyi ve yeniden ilan etmeyi amaçlayan bir doğadır, tevhidin kurduğu bu idrak düzeyi, asli insanın salt özünü ve insan varlığının varlık nedenini oluşturur.
Cami kelimesi, lafzi olarak sücud ya da kapanma yeri anlamına gelen Arapçadaki mescid sözcüğünden türemiştir ki sücud, bir aracı olmaksızın, bizzat kendi dindarlığıyla, Allah’a yönelen bir insanın namazların başlangıcında doğrudan önünde durduğu Allah’a teslim olmuş ve boyun eğiş eyleminde alnını yere değdirdiği namazın (es-salat) üçüncü kaidesidir. Bakir doğa mekanının tekrarlanması ve uzantısı olarak, cami mekanı bu nedenle camide ifa edilen en önemli ritüelin, yani namazın doğasına uygun bir şekilde oluşturulmuştur. Bu namazlar kozmik varlığın dikey ekseninde duran ve Allah için namaz kılmaya ve doğrudan ona dua etmeye muktedir olan, kovulmuş olarak değil Allah’ın yeryüzünde halifesi olarak, insan tarafından ifa edilebilirler.
Ancak, önemli olan yalnızca içinde Allah için inançlı kimselerin namaz kıldığı cami mekanı değildir. Aynı zamanda, onların secdeye kapandıkları zemin de can alıcı bir öneme sahiptir. İslam’ın ilk camisi Hz Peygamber’in eviydi. Ve bu ilk resmi caminin, yani Hz Peygamber’in Medine’deki evinin uzantısı olan bir evdi. Allah’ın yarattıklarının en mükemmelinin, Allah’ın hakkında “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım” buyurduğu Kamil İnsan’ın alnıydı ki namazda gösterişsiz odanın zeminine değerdi, ki bu odanın içerisinde, caminin zeminini kutsayarak ve yaratılmanın şafağında asli dünya olarak bu zemini bozulamaz saflığına döndürerek, Hz Peygamber’in sücud eylemi tarafından yerin bu kutsaması ile zemine ve onun üstüne serilen halıya yeni bir anlam bahşetti. İster daha basit, beyaz renklerden isterse de süslerden oluşsun, halı Sema’yı yansıtır ve evinde zamanın çoğunu halı üzerinde geçiren geleneksel Müslümanın, saflaşmış olarak oturduğu ve namaz kıldığı caminin zemininin karakterine benzeyen bir zemin yaşamasını mümkün kılar.
Burada karşımıza, secde edilen mekanların, özellikle de en gelişmiş mimari formu olan camiin unsurlarının manevi sembolizmi çıkar.
İslam, estetik alanlarda, oldukça derin ve kapsamlı bir soyutlama ve sembolizm alanı inşa etmiştir. Edebiyattan musikiye, görsel sanatlardan mimariye bunun en görkemli örneklerini tarih boyunca izlemek mümkündür. Bugün Müslümanların yaşadığı ülkelerde semaya birer şehadet parmağı olarak yükselen minarelerin yani aşkın olanı sembolize eden unsurların, şehirlerin silüetinde nasıl bir metafiziksel hale oluşturduğunu bizzat görmekteyiz.
Doğunun en Batısı ve Batının En Doğusu olan ve Bursevi’nin belirlemesiyle el-Cami ism-i şerifinin baskın olduğu İstanbul’un silüeti ilk hatırlanması gerekenidir. Seyrine doyum olmaz bir çevde dekoru ve fiziksel güzelliğin maverasında, hep o sembolizme ve formlara ruh veren maneviyat, irfan ve hikmet yatar.
Göğü sembolize eden kubbeleri, batıni gerçeği ve kalbe yönelişi simgeleyen kemerleri, aşkın olanı, göğe yükselmeyi, yerle göğü birleştirmeyi, semavi olanla temas kurmayı soyutlayan minareleriyle Osmanlı camileri, bakir doğanın fıtri dekorunu da bozmaksızın en güzel şehir silüetini oluşturmakla kalmaz, tevhit sırlarını, insanlığın medeniyet ufkuna nakşeder.
Bir Mimar Sinan yapısı olan Süleymaniye Camiindeki büyük kubbenin yerden aleme kadar yüksekliği ile avlunun köşelerinde yer alan minarelerin boyları, pek çok başka eserde olduğu gibi 66 arşındır. Bu, Lafza-yı Celal’in sayısal değeridir. Lale nasıl görsel olarak Celal’in imgesi ise, 66 da sayısal olarak O’nun göstergesidir. Zira cami, hele hele Sinan yapısı görkemli ibadet yapılarında Cemal’i de içeren Celal tecellileri vardır. Hakikat’in en üst düzeyde idrak edildiği ve insanın manevi bir hale ile kuşatıldığı bu mekanların her bir unsurunda böylesi bir sembolizm söz konusudur. Lale de böyledir, kubbe de, hatlar da, minareler de… Minare aynı zamanda İslam’ın şeairindendir. Ucundaki ‘alem’ gibi, bizatihi caminin bir boyutu olarak kendisi de bir ima, bir alem, bir işarettir. Her şey O’ndan gelmiştir ve O’na dönücüdür. Her şey O’nunla varlık ve anlam kazanır. Her şey O’nu söyler, O’ndan söz eder, O’na doğru yönelir ve O’nun sonsuz ve mutlak varlığına katılarak ebediyen dirilir. Minarelerin biçimlerinin ve sayılarının da özel anlamları vardır.
Toplumsal vicdanı terennüm ettikleri gibi, İslam’ın iman ve itikat esaslarını da ima edebilirler. Örneğin, Sultan Ahmet Camiinin minareleri iman esaslarına, Süleymaniye Camiinin minareleri ise dört halifeye veya dört büyük meleğe işaret eder.
Nasr’ın belirlemesiyle, “cami mimarisinin bir çok formu vardır. Bu olgu, İslam sanatıyla ilgili birçok bilim adamı tarafından İslam mimarisinin basit tarihi tesadüfler sonucu olduğunun kanıtı olarak ileri sürülür. Fakat ister kubbenin merkezinin Allah’ı ve daha düşük bir düzeyde de ruhu temsil ederken, kubbenin dayandığı genellikle sekizgen olan kemer melekut makamını ve dörtgen temel de yeryüzünü ya da madde alemini temsil ettiği klasik kubbeli cami olsun, isterse de İslam’ın manevi aleminin tüm öğelerinin görsel olarak sembolize edilmediği daha önceki dönem camilerinde olsun, İslam mimarisi ile İslam kozmolojisi ve melekbilimi arasında batıni bir ilişki vardır. İslami kozmos, tüm varlıkların Tek Köken’i olarak Allah üzerindeki vurguya, Allah’a dayanan ve O’nun emriyle düzenlenen varoluş hiyerarşisine, maddeyi öz dünyaya, öz dünyayı melekut alemine, melekut alemini baş meleğe ait aleme, başmeleğe ait alemi Ruh ya da er-Ruh alemine ve Ruh alemini de Allah’ın yaratıcı edimiyle ilişkilendiren varoluş düzeylerine dayanır. Bu kozmos, Bir’in kesrette doğrudan tezahürünün sonucundan daha fazla bir şey olan düzen olan uyuma dayanır.”
Belki de bu yüzden İslam’ın modern zamanlardaki aziz şairi Mehmed Akif’in Safahat’ı, Fatih Camii şiiriyle başlar. Cami, bir esenlik, huzur, barış ve sükun ortamı olarak, toplumun kalbinde oluşmaya başlayan düzensizliğe karşı bir sığınaktır, başvurulması gereken yerdir.
Akif’in bunu özellikle tercih ettiği söylenir. O’nun toplumsal tahayyülünde cami, toplumsal yaşamın kalbidir ve medeniyetin merkez ögesidir. İstanbul’un iki önemli merkezinden biri olan Fatih ve camii bir semboldür. Fatih camiinin minareleri sembol içinde semboldür.
Birliğin, dirliğin, düzenliğin, kardeşliğin, esenliğin, huzurun ve barışın sembolüdür. Tevhidin sembolüdür. Allah’ın mutlak birliğinin ve tekliğinin sembolüdür. Gökle teması kesilen insana yeniden göksel mesajı hatırlatan bir semboldür. İnsana insanlığını kazandıran öğretinin sembolüdür. Bizatihi insanın, kollarını iki yana açmış insanın, dallarıyla birlikte çınarın, kutup işaretinin, kutbun, manevi çekim kutbunun, manevi çekim merkezinin, İlahi Hakikatin Merkezi’nin sembolüdür. Varlığın kalbinin sembolüdür.
Akif, camiye bir kişilik izafe eder. Bir yorumcunun ifadesiyle, “cami, salt varlık hâliyle ilahi meclisi kucaklamaktadır. Minareler cüretkâr bir ümitli gibi, kollarını ilahî meclise doğru uzatmaktadır. “Menâr” kelimesi sözlüklerde minare ve deniz feneri anlamlarına gelir. Buna göre minareler, hem yol gösteren bir feneri hem de insanın açılmış kollarını temsil eder. Şair, camiye oldukça fazla bir manevî anlam yüklüyor. Öylesine manevî bir anlam yüklüyor ki, bu ruh ancak onda tütüyor, bir güzellik ve incelik âbidesi hâline geliyor. Bu, insanı çeken ve ruhunu aydınlatan bir yapıdır. Cami harekete geçmiş bir insanın nazlı yürüyüşünü andırıyor.”
Nasr’a bakılacak olursa, harici formları Batıni anlamla ve mimari kullanabilirliği manevi önemle ilişkilendiren İslami mimariyle bütünleşmiş çeşitli geometrik formların özgül sembolizminden de bahsedilmelidir. Sıcaktan ve soğuktan koruyan bir tavan oluşturan kubbe, aynı zamanda da semavatın sembolüdür ve onun merkezi de kozmik varoluşun her düzeyini Allah ile ilişkilendiren axis mundi’dir. Kubbenin sekizgen temeli, Arş’ı ve Esas’ı ve aynı zamanda melekut alemini, kare ya da dikdörtgen temeli ise yeryüzündeki cismani dünyayı sembolize eder. Stalaktit ya da mukarnas yapılan, semavi arketiplerin aşağıya yansımasını, semavi mekanın yeryüzüne doğru inişini ve semavi özlerin billurlaşmasını ya da arzi formlarda esirliği temsil eder. Kubbenin harici formu ilahi güzellik ya da Cemal yönünü ve dikey minare de İlahi Haşmet’i ya da Celal’i sembolize eder. İran kemeri Sema’ya ve Aşkın olana doğru bir bayrak gibi uzanırken, Mağribi kemer de içkinliği nedeniyle aynı prensibi sembolize eden kalbe doğru içsel olarak hareket eder. Geleneksel İslam mimarisinin tüm tiplerinde gerekli bir biçimde uygulananların hepsinin değil, bu formların sembolik yönünün mülahaza edilmesi, muhakkak ki bu mimarinin manevi öneminin anlaşılması için elzemdir, çünkü bunlar dünyevi alanın ötesindeki hakikatleri göstermeye çalışan dünyevi formlar yoluyla kutsal bir nitelik oluşturmak için, Tevhid’in mimari formlarının dünyasına nüfuz etmesinin araçlarıdır. Kur’an, “Allah göklerin ve yerin nurudur” demekte ve Hz. Peygamber’in hadisi de “Allah’ın ilk yarattığı varlık nurdur” buyurarak bu ayete kozmogenik ve kozmolojik bir boyut eklemektedir. İslam evreninin bu önemli hakikati, yalnızca klasik İslami mimarinin geliştiği İslam dünyasının ana yurdunun çoğu bölümünü karakterize eden nurlu göklerde ve aşikar ışıkta değil, aynı zamanda bu mimaride de tezahür eder. İslam mimarisinin şaheserleri, İslam mimarisinin mekanlarının ışık tarafından tanımlandığı yerlerde, berrak ve açık, aydınlatan ve aydınlatılan ışığın billurlaşması gibidir.
Bu billurlaşmanın en etkili boyutunu minareler ve oralardan okunan ezan oluşturur.
Ezan sadece namaza çağrı işlevi görmez aynı zamanda tevhidin ve hakikate tanıklığın da ilanıdır. Barışa da bir çağrıdır. Huzura ve esenliğe de bir davettir.
Ezan okuyanların piri, Efendimiz’in sevdiklerinden Hz. Bilal’dir.
Başlangıçta Cumhoğullarının yanında, Ümeyye b. Halef'in kölesi olarak bulunuyordu. İslamiyeti kabul ettiği için çok işkence görüyordu. Sahibi Ümeyye b. Halef, kölesi olan Hz. Bilal'i her gün cehennemi çöl sıcağında, kumların üstüne yüz üstü yatırır, sırtına büyükçe bir kaya parçası koyar, ikrarından dönmesini, Efendimiz’den (sav) yüz çevirmesini isterdi. Hz. Ebubekir onu satın alarak bu eziyetten kurtardı, Peygamberimiz de kendisini azad etti.
Mekke'nin fethinde Kâbe-i Muazzama'nın damına çıkarak okuduğu ezan, insanlık tarihinin belleğinde yerini aldı. Ve sesi, yüzyıllar boyunca milyonlarca müezzinin kalbinde, dilinde yankıdı.
Minareler aynı zamanda Hz. Bilal’in makamıdır.
Söze bir başka şairle, ‘İstanbul’un Orta Yeri Minare’ diyen Nurettin Durman’la son verelim :

“Bataklık genişledikçe
ayaklarımıza çarpan sular çekip gitti
kim aldı kim götürdü
yani artık ben böyle sularla
büyük büyük lafların ardına sığınayım.

Haydi levni cemaat kapılardan
yüzlerine çarpacak su arayanlar
çünkü halk bir ezgiyi başlatabilir
çünkü korkunun iğneleri
füze başlıkları gibi böğrümüzdedir
gemiler geçebilir
sessiz kımıldamalarla ince zarif dalgalarla
halk kendini olmaklara kuşanıyorken
ay çıkabilir.

Sahilleri yokladım, çarşıları, pazarları
kahkahaları vitrinlemişler baktım
minarelerden füzeleri çalmışlar gökyüzüne
gökyüzüne baktım
toprağa boğdum kendimi
ne zaman mustazaf bir namazgâha uğradım
Kâfirûn suresi akmıştır surlardan içeri
Ve Ali en güzel çift ağızlı Zülfikârla Ali’dir.

Çünkü daha
Fatih’in Ayasofyadaki ilk namazında
Irmakları incecik çizgilerle işaretlemek gibi
Mührüne minareler kazılmıştır İstanbul’un.”

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 4408

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. Yazan erol çelik 09-03-2010 15:41 - Misafir
 
 
ŞEHADET
İSLAMIN SEMBOLÜ MİNARELERİMİZ.KÖUÜMÜZÜN.İLÇEMİZİN.İLLERİMİZİN SÜSÜ.ELİF ALLAH BİRDİR .
 
2. Yazan çerkezz 07-02-2010 21:21 - Misafir
 
 
ŞEHADET
ve aklın elleridir minareler....
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

YENİ ALBÜM