|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
09.12.2009 14:42 |
Minare, kandil, menar, alamet, işaret, kulak yeri, ezan yeri… Aralarında kısmi fark olmasına rağmen aynı anlamı ima eden sözcüklerin özeti olarak minare kelimesi, Fars dilinde ‘ateş yeri’ demektir. Birlik ve aşk ateşinin tutuştuğu yer. Bir gönül yüceliği…Göklere doğru bir tırmanış…Bir yücelme...Bir aşkınlaşma boyutu. İslam dininde ibadet yerleri olan camilerde namaza çağrıyı bildirmek ve sala okumak için inşa edilmiş ana yapıdan yüksek tasarlanan yapı. Camilerde minare ihtiyacı teknolojinin henüz olmadığı İslamiyetin ilk dönemlerinden 20. yy.'ın ilk yarısına kadar, ezanın uzak yerlerden duyulmasına imkân sağlamak için yapılmıştır. Eski devirde müezzin, caminin balkonuna yani şerefeye çıkar, istinare denilen şekilde dönerek ezan okurdu, modern zamanlarda çoğunlukla minareye çıkmadan cami içindeki mikrofondan okumaktadır. Bunun kural bozmayan istisnaları bulunmakla birlikte, merdivenlerinde Hz. Bilal’in ayak seslerinin yankıdığı minareler, şairin ifadesiyle, ‘göğe doğru şehadet parmaklarıdır.’ Şehadet, hakikate tanıklık etmektir ve gerçeğin dikey boyutunu ihtiva eder. Yorumlar (2) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1996 | Devamını oku... |
|
|
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
07.09.2008 00:50 |
|
Sıcak yaz göklerinde önde uzanan ovada birden bir ışık sağdan bir ışık soldan çıkar ve bunlar şimşek hızıyla birbirine ulaşırlar bunu halk adak için uğur sayar derler : Leyla ile mecnun buluştular bu göz açıp kapama anında ne varsa dile muradında mutlak yerine gelir arzun yerde kavuşmayanlar gökte kavuşurlar ve bir uğurlu anda kavuşmak isteyenleri kavuştururlar. Sezai Karakoç Yorumlar (2) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1003 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
07.09.2008 00:48 |
Risale-i Nur'un ıstılah dağarcığında yer alan ve sıklıkla kullanılan bir başka kavram ise, 'vakıa'dır. Vakıa, tasavvuf irfanında, hakikatin bir boyutunun müşahade edilmesidir. İlahi bir bağışla, kamil velilere hakikatin bir vechesi gösterilir. Vizyon sözcüğüyle Batı dillerinde karşılanan bu kavramı, Bediüzzaman, hayal ile birlikte, 'vakıa-yı hayaliyye' biçiminde kullanır. Bu, selefilerin asla kabul etmediği, buna mazhar olduğunu iddia edenleri ise, vehim ve kuruntuyla; hatta daha da ileri giderek gaflet, şirk ve küfürle suçladıkları bir ikram-ı Rabbani'nin adıdır. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1120 | Devamını oku... |
|
|