|
|
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
16.05.2009 13:53 |
Bahçe istasyonunda durunca, elindeki tepside içköfte, vagonlara üşüşen satıcıların bağırtılarını ve genzime çarpan soğan, yanmış yağ kokusunu hatırlıyorum. Midem bulanırdı zaten ne zaman tirene binsem. ‘Araba çarptığı’ için, o uzun, yorucu yolculuğu zaman zaman çileye çeviren bulantıyı kışkırttığı için Bahçe istasyonuna gelmesin isterdim. Bu bir yana, hayatımın en güzel anlarını, Malatya’dan Adana’ya, oradan aktarmayla Dörtyol’a ulaştığımız o tiren yolculuklarında geçirdim. Şimdi, bu satırları yazarken, Sabahat Akkiraz’ın o mükemmel yorumundan, o ciğerdelen Arguvan türküsünü dinliyorum : ‘Gara tiren de yol alıyı Cürek’ten…’ Yorumlar (5) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1752 | Devamını oku... |
| |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 17:53 |
 Sen elifsin. Çünkü otuzüç yıl önce doğdun ve birsin. Ben he'yim. Kırkdört yıl önce öldüm ve ikiyim. İkimiz bir olunca aşıklar ah çeker. Ah bir iklimdir, orada sadece benzersizler oturur. Kendine benzemeyen ancak kendine benzemeyenlerce görülebilir. Gören de görülen de bir olur. Ben birlik için geldim bu deme. Gördüğüm demi hoş gören bir Settar var bilirim. Yorumlar (1) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1141 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 17:51 |
 Buradan bakınca şu dağlar ağır ağır yaklaşıyor. Bir vaktin dönmesi gibi. Yavaş yavaş büyüyor bakınca bu pencereden. Bu batıya bakan penceresi evin. Evin ikinci katında, batıya bakan iki odadan biri. Burada geçiyor ömrümün yarısı. Buradan, batıya bakan bu küçük, ahşap pencerenin pervazını açıp o gıcırtıyı duyduktan sonra, karşıya bakınca, tek tük evler görünüyor. İlkin onlar görünüyor. Sonra göz, bu evlerde yaşayanları arıyor. Arıyor ama onlar da kendilerini çok aratıyorlar. Gizleniyorlar. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 929 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 17:49 |
Hak bir görül verdi bana Ha demeden hayran olur Bir dem gelir şadi kılar Bir dem gelir giryan olur H, h l. bugünkü Türk alfabesinin onuncu harfi. Osmanlı alfabesindeki ha he hı'ya karşılık kullanılmaktadır. He diye okunur. 2. müz. si notasını ifade için kullanılır. Yorumlar (1) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1132 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 17:44 |
 Seni gecenin, soğuğun ve kalabalığın içinde görünce dilime gelen bu oldu: Garip. Sen garipsin. Görüyorum. Şimdi bu kanepede otururken gözlerine, onlardaki gurbete bakıyorum. Gurbetin bir resmisin sen. Seni sadece bu sözcük anlatabilir. Gurbet kimi insana hal, kimisine mekan olurmuş. Senin halin garip. Garip bir mekânda duruyorsun. Sessiz, öylece, saatlerce...Gözlerini benden kaçırıyor, birkaç saniye sonra tekrar dönüyorsun. Hallerine bakıyorum günlerdir. Baktıkça görüyorum ki, içindeki derinliğe doğru kayboluyor, gizleniyorsun. Sırlanmışsın meğer gözlerimden. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1740 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
31.08.2008 17:40 |
 Ondan ala çiçek yoktu, halamın çiçekler ilahisindeki çiğdemden. Halamın boynu lale gibi eğriydi. Al baharlı mavi dağlar derken ela gözlerindeki hüzün koyulaşırdı. Sümbül der ki boyum uzun yapraklarım düzüm düzüm...derken yüzü bahçesindeki o ulu ceviz ağacının yapraklarına benzerdi. Halam dedemlerin ilk çocuğu. Babam üçüncüsü. Yunus ilahileri söylerken ağlar, gözlerini bervaniğiyle silerdi. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1081 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
28.08.2008 18:22 |
  Bunu senin otuzikinci doğum gününün akşamı yazıyorum. Bil ki Allah alemin bir yerini başka bir yerine bağlamıştır. Burası bir dairedir. Dairenin bir noktası başka bir noktasına bağlıdır. Bu bağa biz aşk diyoruz. Aşk bu dairenin merkezinden başlayarak çevresini ve içini dolaşıp tekrar merkezine dönüyor ve otuzikinci doğum yılının akşamındaki gibi o denizden çıkıp geliyor seni bana yeniden bağlıyor Oradan yani senin yeşil gözlerindeki billurdan taşıyor benim kahverengi gözlerimdeki sarı lekenin içine eğiliyor Bu seninle benim aramdaki uzaklığı yakınlığa, yakınlığı uzaklığa sonra uzaklık ve yakınlığın olmadığı tenhalığa yönelmiş bir vaktin feleğidir Sen toprağın zerrelerindeyken ve o kırmızı toprak celal ve cemal elleriyle beşyüz yıl yoğrulmuş, güneşe bırakılmış orada beşyüz yıl bekleyip kurumuş ondan tok bir ses çıkmış sonra içine can üflenerek hareketlenmiş ve büyük meleklerin selam secdesi ettiği bir mekanete dönüşmüşken ben de bir başka balçığa üflenmiş bir can idim. Yorumlar (1) | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1658 | Devamını oku... |
|
|
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR
|
|
28.08.2008 14:52 |
 "Dün akşam yolda gördüm/ Seni yıllardan sonra" çalıyordu radyoda. Dükkândan dışarı taşan sese zaman zaman şişko kebapçının çırağı eşlik ediyordu alüminyum tepside üzeri tabakla kapalı kebap servisini taşırken. Şükran Ay söylüyordu şarkıyı. Bayram yine içiyordu. Tekel bayiiydi. Kışlalar Caddesi'nde büyükçe bir dükkânı vardı. Üstten kesilmiş inci bıyığı, siyah geriye taralı, briyantinli saçı, yumurta topuklu rugan iskarpinleri, çizgili lacivert takım elbisesi ve yüzünden eksik olmayan gülümseyişiyle; rakı, votka, şarap ve bira şişelerinin, fındık, ayçiçeği, leblebi, fıstık ve rengârenk fasulye şekerlerinin dolu olduğu tezgâhın gerisinde ellerini ovuşturur, "peşin satan veresiye satan" levhasının yanındaki Dörtyol'un kurtuluşunun otuzdördüncü yıldönüm törenlerine katılan İsmet İnönü'nün elini öperken çekilmiş fotoğrafına bakar, tezgâhın altına gizlediği kadehten bir yudum alır, dudaklarından düşürmediği Yenice sigarasından derin derin emerdi. İşler yolundaydı. Bu yazıya ilk yorumu yazın | Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1715 | Devamını oku... |
|
|