JA slide show
Anasayfa
Garip
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
31.08.2008 17:44
"http://www.sadikyalsizucanlar.net/eskisite/turkce/guzeran/images/garip.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.Seni gecenin, soğuğun ve kalabalığın içinde görünce dilime gelen bu oldu: Garip. Sen garipsin. Görüyorum. Şimdi bu kanepede otururken gözlerine, onlardaki gurbete bakıyorum. Gurbetin bir resmisin sen. Seni sadece bu sözcük anlatabilir. Gurbet kimi insana hal, kimisine mekan olurmuş. Senin halin garip. Garip bir mekânda duruyorsun. Sessiz, öylece, saatlerce...Gözlerini benden kaçırıyor, birkaç saniye sonra tekrar dönüyorsun. Hallerine bakıyorum günlerdir. Baktıkça görüyorum ki, içindeki derinliğe doğru kayboluyor, gizleniyorsun. Sırlanmışsın meğer gözlerimden.
Seni tanıdığımı sanıyordum, yanılmışım. Sana baktıkça temizleniyorum. İçimde, üzerimde fazla ne varsa kurtuluyorum. Gözlerine baktıkça beni gurbetine çekiyorsun. Oraya girdikçe de sessizliği, alçakgönüllülüğü, tevekkül ve sabrı öğreniyorum. Belki bir adın da edeptir. O ancak sabırla öğrenilebilir. Gerçi bunun öğrenilebilir bir şey olmadığını biliyorum. Bunu da senden öğrendim. Seninkisi sadece sessizlik. Sanki bir daire var, benim göremediğim ama hissettiğim bir oluş dairesi, onun bir yerine yerleşmişsin. Sakin. Sessiz. Hareketsiz, durgunsun ve bu haldeyken bütün alem yıkılsa dönüp bakmıyor gibisin. Bu beni büyüledi biliyor musun? İlk gördüğümde sanki bir buluta girdim, karla kaplı bir dağda doruktan aşağı yuvarlandım ve o yumuşacık karın içinde kayboldum, ruhuma öyle bir sızdın ki, yüzümün, göğsümün, parmak uçlarımın gözeneklerinden girerek bedenime, onu konuk eden canın sırlarına öylesine sirayet ettin ki, beni kuşattın, merhametle sarıp sarmaladın, yaralarımı acıtmaksızın, hafif dokunuşlarla pansuman yapar gibi onları iyileştirdin, içimdeki uğultular dinmeye başladı.
Hissettirmeden ruhuma sızarken sana yaşattığım acıları düşünüyordum. İnsan ancak kendi gönlüne sefer edebilirmiş ya, sen de benden kendine kaçmış, içini bir gurbet yapmıştın. Sana bakınca o gurbetin kuytularını gördüm. İçinde ne çok ıssız yerler vardı. Yüksek tavanlı ve sonu gelmez bir mağara gibiydi için. Girince sessizlik...kimsesizlik...gariplik...dayanılmaz bir belirsizlik...boşluk...kin, pişmanlık, merhamet, öfke herhangi bir duygunun olmadığı, sadece sessizlikti için. Gözlerin içindeki o büyük boşluğun kapısı. Bakınca kapı yavaş yavaş açılıyor, içeri alıyordun. Ne kadar masum bakıyorsun. Bu beni nasıl üzüyor bilemezsin. Birbuçuk yıl boyunca her gün benden bir haber bekleyerek sabahladığını söylerken evin kapısına gelmiştik. Kapıyı açmak için anahtarı aradım. Bulamadım. Anahtarı birkaç saat önce kabanımın sol iç cebine koymuştum. Yoktu. Dışarıda kaldık. Göğe baktın. Yıldızlar ne güzel görünüyor, dedin. Evet dedim, burada gece ışıklı değildir, gündüzden farkı belirgindir. Tahmin ediyordum, dedin. Neyi? Böyle bir yerde yaşadığını. Ama sana ağaçlardan söz etmiştim. Evet. Bak bu kara erik, hani pencereden bakınca sadece bir dalını, ondaki çiçekleri gördüğümü yazdığım...Dalı okşar gibi tuttun. Kurumuştu. Ölüyor, dedin. Sesindeki korkuya baktım. Ne kadar uzaktı. Kuruyup sararmış yapraklarındaki minik damarların arasından yıldızlara bakmaya çalıştın. Orada gözlerin tutunduğu bir şey bulabiliyor insan. Bak buradan bakınca başka türlü görünüyor. Oradan yıldızlara değil kendi yarasına bakabiliyor insan, sanki hayatın son anıymış gibi. Öyle değil midir zaten? Öyle ama insan kabullenmek istemiyor. Ben senden bir kelime, tek bir ses bekledim aylarca. Bana anlamsız da olsa bir sözcükle seslen diye bekledim. Bu umursamazlık insanı nasıl yıkıyor bilemezsin. Şimdi bilmeye başladım sanıyorum. Neden? Yanındayken seni özlüyorum. Gözlerine bakarken parmaklarını özlüyorum. Saçlarını okşarken dudaklarını özlüyorum. İnsan niçin özlüyor? Nasıl bişey bu? Neden bu kadar çoğalıyor, büyüyor her şey. İnsan nasıl tahammül edebiliyor? Hepimiz aynı hikayenin içinde gibiyiz. Bak bu kayısı. Bunun tomurcuklarına iyi bak. Nisanın ilk haftası açıyorlar. Kendilerini açarak bir şey söylüyorlar. Ne diyorlar? Onlarda da bir şevk var. Bir arzuyla kıvrandıkları hissediliyor. Bu elma. Önce pembeleşiyor, kırmızıya dönüşüyor sonra. Kokusu bayıltıcı. Duvarın dibindeki leylak gibi. Toprağa köklerini öylesine salıyor ki, küçük dallar fışkın vererek yerden havaya, göğe doğru bir seyre çıkıyor. Onları görebiliyorum. Üç yıl öncesine kadar şehir merkezindeki üç katlı binanın kuzey cepheli dairesinde yaşarken göremiyordum. Ağaçları, yıldızları, kayaları, toprağı, kekikleri, yaban tavşanlarını, gelincikleri, tilkileri, bazen arabamın aynasına konan baykuşu göremiyordum. Seni de görememişim. Sen ne kadar safsın. Arı durusun. Sana bakınca sanki toprağı avuçluyorum. Ne kadar zarif görünüyor dudakların. Yandan bakınca, ön üst dişlerin hafif tavşansı, onları örten üst dudağın ne kadar tatlı görünüyor. Ona bakınca içimdeki arzu büyüyor. Seni çok arzuluyorum. Gözlerin sonra. İri, ela, kaşların siyah. Onlara bakıyorum. Sana bakınca çevreden kopuyorum. Nesneler silikleşiyor, yok oluyor. Bir şey bırakmıyorsun. Beni de tutukluyor, kendine, ruhuna doğru çekiyor, yok ediyorsun. Efsunlu bir şey var gözlerinde, duman gibi, buluta benzer bir belirsizlik. Büyülüyor işte. Onlara bakınca yani gözlerine ruhunun uçlarını görüyorum. Ruhun nasıl bir şey olduğunu bilemiyor işte insan, hani sana ruhtan soruyorlar, de ki o Rabbimin bir emridir. Bunu ilk duyduğumda emr kelimesinin anlamını bilmiyordum. Buyruk sanıyordum, emretmekle ilgili bir şey. Emr'in 'iş' olduğunu söylemişti sorduğum biri. İş...bunun da bir anlamı yok ki. Ne işi? Bunun ruhla ne ilgisi olabilir? Senin benimle ne ilgin var? Ben seni seviyorum işte, bu nereden nasıl geliyor, bu ateşi içime kim, nasıl düşürüyor? Nedir bu beni sana seni bana yönelten şey? Bu meyil nasıl akıyor? Seni görmeyince neden üzülüyorum? Yanındayken seni niçin özlüyorum? Sen kimsin? Ruh nedir? Senin ruhunu nasıl bu kadar hissedebiliyorum? Beni böyle kendine nasıl bağlayabiliyorsun? Kendimi neden yitiriyorum? Bu nedir peki? O ceviz. Gerçekten mi? Evet, bodur ceviz o. Kuru yaprağı koparıp eziyor, kokluyorsun. Cevizin kokusu yüzünden yayılıyor. Bunları sen mi diktin? Evet. İlginç olmalı. Evet. Bir Amısh'in sözünü hatırlıyorum, bir filmden. Bankacı bir adamla karısı mali polisten kaçıp onlara sığınıyorlar. Adam, senin kuzeninim diye yalan söylüyor. Amısh farkında ama belli etmiyor. Ekim zamanı geliyor. Bizim bankacı mısır ekimine yardımcı oluyor. Birkaç hafta sonra zümrüt gibi parlayan mısır tarlasına bakarak kendinden geçiyor, 'inanamıyorum, bunu ben mi yaptım şimdi?' Amısh sakin, 'kuzen' diyor, 'ben de Tanrı'nın mucizelerine şaşırmaktan hiç usanmadım.' Kent dışındaki bu bahçeli eve taşınıp da domates, salatalık, biber yetiştirmeye başladığımda, yüzeydeki karı kazıyıp donmuş toprağı kazarak derinlerdeki ılık toprağa meyve fidanlarını gömdükten birkaç ay sonra çiçeklendiğini gördüğümde aynını hissetmiştim. O kaosun içindeyken de dünyanın rüya olduğunu bilirdim ama şimdi başka. Şimdi sen varsın. Senin acıların var. Çocukluğunu anlatırken söz ettiğin yalnızlık odası var. Bir kuyu gibiydi demiştin, odaya girince, derin, karanlık kuyuya inerdim sanki. Dünyanın dibine doğru...Yeraltına değil, kabuğuma çekilir, yalnızlığa dalardım. Şimdi oradan çıkmış gibisin. Cevizin yaprağını tekrar kokluyorsun. Ne düşünüyorsun, diye soruyorsun kitaplıktaki kanepede otururken. 'Masa üzerinde yarılmış bir nar gibi hissediyorum kendimi' diyorum. Gülümsüyorsun. Bunlar bitişik zamirlerdir bak, ben, sen, o...bunlar bir gün tenimizin toprağa düşeceği korkusu gibidir. Öyle bir çocukluktu işte benimkisi. Nasıldı? Yalnızdım, çok yalnız. Babamın bağırtıları, şiddeti ve öfkesi düşerdi ortalığa, evin kuytularına sızar, hepimizi bir köşeye, gizli çekmecelere, dolapları kemiren kurtların içine, annemin naftalinli çeyizlerinin arasına, içimde büyüyen o 'kahverengi dağ ölüsü'nün açık kalmış gözlerine dolardı. Keşke derdim bu kadar öfkeli olmasaydı babam. Annemi üzmeseydi. Ona sarılabilseydim. her şeyi konuşabilseydim. Akşam gelişini dört gözle bekleseydim. Ona onu sevdiğimi söyleyebilseydim....
Ağlıyorsun. Sessizce ağlıyorsun şimdi. İçim yanıyor sana bakarken, o iri, ela gözlerinden sızan yaş kızgın bir kurşun eriyiği gibi göğsüme akıyor, yakarak yarıp geçiyor.
Yarılmış bir nar gibiyim karşındaki bambu koltukta...saat beşi geçiyor...kulaklarım çınlıyor, uykusuz ve yorgunum. Tanelerim saçılıyor. Parmaklarına bakıyorum şimdi. Nasıl'ı ve niçin'i olmayan bir lütuf gibiler. Yanına sokuluyor, onlara dokunuyorum. Parmakuçlarımız birbirine dokunuyor usulca. Öpüşür gibi. Sende Kuddüs isminin tecellisi görünüyor. Tecelli cilvedir biliyorsun, cilve gerdek gecesi gelinin duvağını açmasıdır. Sana baktıkça, nesneler yok olup ruhun belirdikçe, bedeninin kıvrımları dağılıp kırıldıkça perdeler açılıyor, ruhunun gizleri saçılıyor birer birer. Şimdi bir sırrına bakıyorum. Onu kokluyorum. Seni her an farklı bir gözle görüyorum. Her an yeni bir yüzüne bakıyorum. Kesintisiz bir tecelli var yüzünde. Halin değişiyor, o sükunet ve edebin değişmiyor. O yorucu güzelliğine bakıyorum. İyi ki geldin. Gülümsüyorsun yine. Kelimelerin beni okşuyor sanki. Ne söylediğimin farkında değilim. Gerçekten mi? Evet. Hissediyorum. Gözlerin gülümseyince karaeriğin çiçeklenişini hatırlıyorum. Susuyoruz.
Susunca ince bir şeyin içinden geçiyoruz.
Öncekiler ve sonrakiler, sözün gelişi, lafın geçişidir.
Buradasın ya, bu bana yetiyor. Benim için tek gerçek bu. Buradasın. Yanımda. Karşımdasın. Sana dokunabiliyorum. İçimdesin ya hayali bile cihana değer bir sırrın içindeyiz işte. İyi ki geldin. Seni bekliyordum, yıllardır seni gözlüyordum. Geldin sonunda.
Şafak söküyor.
Yorgunsun, uyumak ister misin?
Hayır, oturmak istiyorum.
Hep böyle kal e mi. Yanımda ol. Beni bırakma nolur. Seni bırakmayacağım söz. Beni terk etme. Sensiz yaşayamam. Şiişşşşt...suss lütfen...biraz sessizlik. Gözbebeklerine bakıyorum, senden başka bir şey yok artık, her şey sensin. Hepimiz sendeniz. Sen nursun, keşifsin sen. Seni keşfediyorum, sana baktıkça bir yönünü açıyorsun bana.
Bakıyor, bir gülünü deriyorum. Bakıyor, bir kokunu alıyorum. Bakıyor, bir sesini duyuyorum. Bakıyor, bir sözünü görüyorum.
Bir acın diniyor. Bir yaran iyileşiyor. Parmakuçlarını öpüyorum, usulca çekiyorsun.
Dokunma lütfen... Sakin ol lütfen, ağlama nolursun, dayanamıyorum yapma bunu. Bak buradayım. Bu dünyanın dışındayım, senin koynundayım. Suretin ve gerçeğin bir değil görüyorum.
Hadi Kurosawa'nın Düşler'ini seyredelim.
Peki.
Böyle yap evet, bana hep peki de, bak iç ve dış bir olunca alemin manası beliriyor. Alem uzlet demektir. Şimdi, bu odada, güneşin camlardan yerdeki kilimlere düştüğü alemde ikimiz uzletteyiz. İki değiliz, biriz. Bir'leyiz, birbirimizi birliyoruz.
Nolur öyle bakma. Utanıyorsun. Sen edepsin, edebin kendisisin. Nasıl böyle zarif olabiliyorsun? Sana bakınca nur görüyorum. Sen keşfediyor, keşfettiriyorsun.
Sen benim dileğimsin, ama tuhaf değil mi benden kaçmıyorsun?
Düşler'in en güzelini, su değirmeni düşünü seyrediyoruz.
Çark dönüyor, su akıyor, yaşlı kadın ölüyor, sevgilisi onu neşe içinde uğurluyor, sen karşımda oturuyorsun, sana sürekli bakıyorum, ben baktıkça sen yenileniyor, büyüyorsun; içinin parıltısı artıyor, bir fanus gibi görünüyorsun, için yanıyor, yandıkça beni yakıyor, bize bir kez bakmış olmalı, bizi yaratıp bırakmamış, bize nazar etmiş olmalı ki bizi perdeliyor.
Perdeyi açsana. Gün ışıyor.
Hadi uyuyalım artık.

Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1741

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

Facebook

Son yorumlar

Kürt Dilinde Tasavvuf
MOLLA İ CEZERİNİN KÜRTÇE DİVAN NI KİTAP OLARAK ALMAK İSTİYOR...
25/01/12 21:17 Dahası...
@ GÜLŞİN

Sadık Yalsızuçanlar ile...
özdeş ruhlar
Değerli Kalemşah ekibi, Handan Güler ve Sadık Hocam... Özdeş...
05/01/12 21:37 Dahası...
@ süheyla yıldırım

Hiç yayınlandı
kitap çok guzel.. Yazarımız Sadık YALSIZUÇANLAR'ın ellerine ...
02/01/12 16:00 Dahası...
@ feyza

Sadık Yalsızuçanlar ve "Anka...
haticenesibe
çok güzel :grin :grin :grin :grin
02/01/12 16:00 Dahası...
@ hacer

Aşkı bilmek isteyen Mevlâna ol...
Müstefid
Allah razı olsun müstefid oldum. Muhabbetle üstadım...
09/12/11 22:19 Dahası...
@ kadir

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


Son Okuduklarım

Arama motorları akla zarar mı?
18.07.2011 20:06
Aşağıdaki satırlarda okuyacağınız makalede vermeye çalıştığım mesajla bilgisayar başında yaşadığım durum çelişiyor olsa da,... Devamını oku...
Imam 'Ali in der islamischen Gnosis - Teil 4 | Über die Liebe und Gefolgschaft
29.04.2011 17:35
Verehrte Leser, lange haben wir unseren Blog nicht angefasst. Es waren äussere Umstände die unsere lange Abstinenz veranlasst haben.... Devamını oku...
Anadolu Nefesi
29.04.2011 17:27
Ondörtbin yıl gezdim pervanelikteSıtkı ismin duydum divanelikteİçtim şarabını mestanelikteKırkların cem'inde dara düş... Devamını oku...
Haktır Allahım Muhammed mahım
29.04.2011 17:24
Haktır Allahım Muhammed mahım Ali'dir şahım efendim Allah eyvallah Fatıma Zehra Hatice Kübra Nuri kibriya efendim Allah eyvallah ... Devamını oku...
Devriyye
29.04.2011 17:21
(18) Âşık, gel, cân kulağıyla bu sözleri duy. Gel, insanın aslı nedir anla. Sırları ulu orta yerde anlatma.... Devamını oku...
Denizlili Mehmet Emin Efendi
05.04.2011 21:54
Hakk’ın insâna gelinceye kadar girmediği hiçbir şekil ve bir sûret ve bir renk kalmamıştır. Çünki bir ağacın... Devamını oku...
Su Uğultusu
02.03.2011 22:12
Öğleyi hızla geçerek bir ayrılık ikindisine uğruyor zaman. Yaşlı ve yorgun ruhum vedalaşıp uzaklaşıyor gölge ve ışıktan ... Devamını oku...

YENİ ALBÜM

Haberdar ol

E-Bülten'e abone ol

ÜYE GİRİŞİ






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şuanda 25 konuk çevrimiçi

Konan, göçen

mod_vvisit_counterBugün69
mod_vvisit_counterDün118
mod_vvisit_counterBu hafta1418
mod_vvisit_counterBu ay766
mod_vvisit_counter[07.08.08'den]358300

BİRLİK