Çin çin çikolata hani bana limonata limonata bitti hanım kız gitti nerelere gitti İstanbul’a gitti İstanbul’da ne yapacak? Önceki gizlerinden duyduğu sesi hatırlıyor, korkuyorum, diyor. Koridorda dans eder gibi yürüyor. Perde uçuşuyor. Göğsüne çarpan sözcüğe bakıyor. Bir zamanlar herkesin yüreği bunun için çarpıyordu. Ölüm evlerine düştüğünde, üzerinde isim ve biçimden başka bir şey kalmayan yakınları güzel sözcüğü arıyor, yalnızlığa ulanınca buruşuyor. Gitmeni istemiyorum diyor annesi. İstanbul İstanbul deyip duruyorsun.
Düşündeki kitaba inanarak gidiyor. Kitap kahverengi meşin çiltli, miklaplı, üçyüzaltmışbeş sayfa, oniki çarpı otuz çapında altıncı sayfasında Alibeyköyü’ndeki lastik fabrikasının yeni minareleri yükseliyor. Başak sarısı tezhipli çerçeve içinde ela içeriğinde gözleri divitle yazılmış. Üç fasılda talik yazıyla Mesut yazıyor, kağıdı abadi gözüküyor üçüncü kattan bakınca. Sonuncu bölüm insanlara akıllarıyla orantılı söz söyleyiniz cümlesiyle gece kulübünde yırtılıyor. Bu şehrin üstünde altın talaşı gibi siyah kuma katılan taşralılar topraklanır. Doğulular kağıttan yapılmış kuru, kirli eklerle onu korumaya çalışırlar. Seninki Mahmutpaşa Çorapcılar sitesinde dükkan açmış. Kardeşlerini de yanına almış. Küçüğü çay ocağı işletiyormuş. Yazılarını kurutmakta kendisine hoş görünen bir yol tutmuş. Toprak temiz. Yapılanları toprakla koruyor. Ağaç kurdunu çekebileceği söylentisine inanmıyor. Sana dönmek istediğini herkese söylüyormuş. Çocuklar yetmezmiş gibi kardeşlerini de getirdin, beni unut, demiş. Rengini maviye dönüştüren bir katkı maddesi bulmuş. Balkona çıkınca ne görsün. Deniz. Dalgalar bahçe çitine kadar geliyormuş. Katkı maddesi acıma hissini siliyormuş. Çocuklar, anne nerede, diye sormuşlar. Seninki öldü, demiş. Kız ağlayarak uyanmış. Deniz ne zaman geldi demiş. Kadın, ben çocuklarınla uğraşamam ya ben ya onlar diye diretmiş. Öyleyse kırmızı kumla topraklayalım diye uzlaşmağa çalışmış. Kadın kabul etmemiş. Kum taneleri akıyormuş. Kız annemi istiyorum diye ağlıyormuş. Hayır hayır yapamayacağım diyerek gitmiş. Akşam işten dönünce çocuklar kadın gitti, demişler. Yayla’ya taşınmışlar. Kadının eski kocası hapisten çıkmış. Gökyüzüne bakarak annesinin hangi yıldızda yaşadığını sormuş. Seninki uyuşturucu kullananlar gibi konuşuyor diye doktora götürmüş. Doktor Eyüpsultanda Cemile’ye rastlamış. Cemile siyah toprağı eline alıp savurarak, böyle olduk abla, demiş, aynen bunun gibi darmadağın olduk. Toprak mermer zemine dağılırken su çıtırtısına karışmış. Su bulanık akıyormuş. Akın akın göçüyormuş köylüler. Köylülerin mahallelerini asfaltlayan seçimlerde usa yazısı okunuyormuş. Okur yazar oranı artıyor, cahillik çoğalıyormuş. Çoğalan faizi ödeyememiş. İcra gelmiş. Memur haczedecek bir şey bulamayınca hapse attıracağım demiş. Hapse düşünce koğuş çaycısı yapmışlar. Çayı tavşan kanıymış. Akacak kan damarda durdurulamıyormuş. Durakta beklerken beyaz atkılı rugan iskarpinli müşteri gelmiş. Kadını alıp götürmüş. Soymuş. Başucuna koymuş. Reklam afişine uydurmuş. Uyumsuz bir çocuk doğurmuş. Doğumevi hastanesindeki hemşire gülmüş. Güller açılmış. Açılan gümrüklerden yabancı sigara gelmiş. Sağlığa zararlıymış. Zarar eden kitler satılmış. Çöpe atılmış. Çöplük patlamış. Aileye katılmış. Katıksız yatılmış. Yattıkca uyuşmuş. Uyuşturucu taşımış. Taşınmaz malları toplamış. Top atsa uyanmazmış. Uyan sevgili uyan. Kokusu çok iğrenç. Afişteki kadının. Kadın yolun koynunda. Bir akrep var boynunda. Yüzü çarpık adamın. Boyun ağrılarını. Adım adım çözermiş. Duyunun çözüğünü. Duyarlık ayrışınca. Karışıklık olurmuş. Yurttaşlar karşısında, her yasa eşit olmalı. Her eşit yasal, her karşı yurttaş kalmalı. Noldu abi daldın gene? Kusura bakma Cemile napacağımı bilemiyorum. Yarın gelirim, çocuklar gözümde tütüyor. Yarın gün batınca, Cemile zaman çok kötü abi diye başlamış, içindeki korkuyu anlatmış. Onu çok seviyorum Cemile. Ağlama abi bu günler geçer önünüzde koca bir ömür var. Unutamıyorum Cemile boynuma atılışını, seni seviyorum diye ağlayışını, annem öldüğünde başını göğsüme dayayışını kına gecesi sevincini, akşam eve dönerken kapıda kendisini tutamayışını, Mesut’un, Sevilay’ın doğumundaki sevincini unutamıyorum. En zoruma giden penye diye eroin taşıyormuş. Cemile’nin gözleri iri iri açılmış. Yok yok abi gözle görmeyince inanma yalan bunlar, demiş ama...Sirkeci’de bir otele yerleşmiş seninki. Kimseyle görüşmüyormuş. İşi bırakmış. Çocukları yuvaya vermiş. Kadını ortanca kardeşiyle yakalamış. Gece uyurken kapı şiddetle sarsılmağa başlamış. Ürpermiş. İçeri bücür adamlar doluşmuş. Yavaş yavaş büyümüşler. Sopalarla saldırmışlar. Boğazı yırtılırcasına bağırıyor, sesi çıkmıyormuş. Arı gibi saldırıyorlarmış. Boğulmak üzereymiş. Kalbi duracak sanmış. Soluk alamıyormuş. Bağırarak uyanmış. Ilgımsılgım bir gece yarısı. Yaprağını dökmeyen ağaç gibi kalbinden diline o sözcük akıyor. Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1191
|