JA slide show
Anasayfa arrow Sırlı tuğlalar arrow Okumalar arrow Elmalı'dan Limni'ye bir irfan yolu
Elmalı'dan Limni'ye bir irfan yolu
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
31.08.2008 18:50
http://www.ussaki.net/resimler/2005yaz/M%FDsridergahi-a1.jpgBukağı, bir ağır ceza yükümlüsünün kaçıp kurtulmasını engellemek için ayağına vurulmuş pranganın ucundaki demir halka da olabilir, yırtıcı bir kuşun evcilleşmesi için ayaklarına bağlanmış ipeksi bir mendil de.
İslam şiir tarihinin en parlak yıldızı Niyazi Mısri, üçyüzyıl sonra, iki öykücü-romancıya küçük bir himmet vererek onlara iki ayrı hikaye yazdırmış : Tomris Uyar’a, Yürekte Bukağı, Emine Işınsu’ya, Bukağı.
Işınsu, dayanılması güç fiziksel ağrılar içinde, romanı dört ayda yazdığını belirtiyor, ‘Bir yıldan fazla araştırma yaptım ve okudum, sonra dört ayda maddî ve mânevî ıstırap içinde yazdım. Maddîsi, bel rahatsızlığımdı, çok fazla acı çekiyordum. Mânevisine gelince; Mısrî ile özdeşleşmek çok zor oldu, çünkü mübarek zat pek öfkeli biriymiş, ben de pek az öfkeliyimdir, mizaçlarımız hiç uyuşmuyordu yani, ‘yazamayacağım’ korkusu yaşıyordum. Bu arada sanki, Mısrî’nin gönlümdeki manevî varlığı, habire “Haydi yaz, durma” diye beni zorluyordu. İşte bu karmaşanın içinde, herhalde Allah yardım etti ki, dört ayda bitirdim.’

Bu ‘yardım’ın taşınmasında Mısri’nin himmeti var.
Böyledir, Anka’nın tüyü bir insanın veya şehrin üzerine düşerse, orada beş duyuyu, kişisel algıları ve şahsi çabaları aşan bir tecelli gerçekleşir.
Uyar’ın Yürekte Bukağı’sında ise, ‘bir sıkıyönetim döneminde yaşamın her alanında yüreklerine bukağı vurulmuş kişiler’in öyküsü anlatılır.
Yüreğine bukağı vurulmuşlar için Mısri bir kurtuluş denizidir.

Ahmed Arif’in,
“bak nilüfer dizisi zinciri.
bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,
cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,
ve ilk gerillası spartakus’un.
susuyor yeşil” dizelerinde susan yeşil, Mısri’de, bukağılarına rağmen sürekli konuşur.

Mehmet Kıyat, bir şiirinde şöyle der :
‘derinliğini bilmediğin kuyunun
rengini düşünme hiç
göz gözün doğasına gökkuşağı
us usun evrenine barış
kötülüğün ayağına bukağıdır.’
Buradaki ‘us’u, ‘kalbi akıl’ olarak okumak isterim.
Pascal’ın, ‘kalbin aklın anlamadığı akılları vardır’ dediği akıl. Buna, Ortaçağ Batı düşüncesinde, ‘intellectus’ derlerdi.
Rasyonalizmin ‘ratio’su değil, kalbin bir işlevi olarak akıl.
Kuran’da, eylem halinde anılan akıl. Çünkü akletme, insanın hakikati kavrama çabasıdır.
Kuru akıl ise, ‘karanlıkta göremeyen göz’e benzer.
Niyazi Mısri gibi ‘bukağı’ya vurulamayan özgürleşmiş ruhlar, aklı öteleyen, onu aşan ve kuşatan Külli Akl’ın konuşturduğu ruhlardır. Şiir, bu anlamda, ruhsal özgürleşme yoludur. Dili aciz bırakma çabasıdır. Dili aciz bırakamayan bir şiir, bizatihi şairini bukağıya vurur.
‘Mantıku’t-Tayr’ın lugat-ı mutlakından söyleriz/Herkes anlamaz bizi bizler muamma olmuşuz
Lafz u suret u cism içre anlamak isterler bizi/Biz ne elfazız ne suret cümle mana olmuşuz’
Diyerek, bizi, dilin eşiğinden geçirip içine salan, orada da bırakmayıp ‘sessizlik’e sürükleyen, Wıttgensteın’ın söz ettiği, ‘sessizliğin ötesi’ne taşıyan ve oradan konuşan Niyazi Mısri’nin, ehlince bilinen yaşamına kısaca bakalım :
II. Osman devrinde, hicri 1027, miladi 1617 yılında Malatya’da doğmuştur. Babasının ( Ali Çelebi) bir Nakşibendi tarikatı mensubu olmasına rağmen, henüz 21 yaşında genç bir vaiz iken Halvetî Tarikatı şeyhi Malatyalı Hüseyin Efendi’ye intisab etmiş, kadiri bir mutasavvıftan istifade etmiş olan bu şair sufi nin kabiliyetlerini geliştirebilecek kişileri bulabildiği söylenebilir.

Diyarbakır ve Mardin de mantık ve kelam okudu, o zamanlar hocası yalnız Mısır’da bulunan “Miftah-ı Ulumi’l-Gayb” (Gayb ilimleri anahtarı) ilmini öğrenmek üzere Mısır’a gidip Ezher Camii civarında Kadiri bir bilgeye bağlanır. Bir gün şeyhi ona “zahir ilim talebinden tümüyle vazgeçmedikçe batın ilmi sana açılmaz” dediğinde niyaz ile Allah’a yalvardığını, rüyasında Abdülkadir-i Geylani Hazretlerinin nasibinin bu şehirde olmadığını ve “Senin şeyhin bu şehirde değildir” diye Anadolu tarafını işaret ettiğini Mevaidü’l-İrfan (İrfan Sofraları) adlı eserinde anlatmaktadır.
Bunun üzerine şeyhinden ısrarla izin ister, rüyasını duyan şeyhi, kendisine hilafet vermeyi teklif eder ise de o gitmede ısrar eder ve izin alıp Mısır’dan ayrılır Anadolu yoluyla İstanbul’a gelir. Sokullu Mehmet Paşa Medresesi’nde bir hücrede irşada başlar (1646).
İstanbul’dan Bursa’ya gidip orada Veled-i Enbiya Camii kayyimi Ali Dede’nin evinde ve Ulu Cami yakınındaki medresede oturan Niyazi-i Mısri, yine bir rüya üzerine Uşak’a giderek Halvetiyyenin Elmalı’lı Yiğitbaşı Ahmet Efendi kolundan ve Ümmi Sinan Halifelerinden Şeyh Mehmed’e bağlanır. “Akıbet Şeyhim, göz bebeğim, kalbimin devası” olarak ifade ettiği Şeyh Ümmi Sinan Elmalı (k.s) ile Elmalı’ya giderek şeyhinin dergahında imamlık, hatiplik ve şeyhinin oğluna öğretmenlikte bulunur. Kırk yaşına ulaştığında Mısri Ümmi Sinan’dan hilafetini alarak irşada başlar. İşte onun mücadele hayatı bundan sonra başlar. Uşak, Çal, ve Kütahya’da bulunmuş; Bursa, Edirne’den sonra bir müddet İstanbul’a yerleşmiştir. Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri ile komşu olmuştur.
1669 tarihinde Bursa’ya gelmiş, Ulu Camii civarında bir hücrede irşat, camide vaazlara devam etmiş; bir yandan da geçimini sağlayıp yoksullara da yardım etmek üzere mum yapıp satmıştır. Abdal Çelebi adlı bir tüccar Niyazi’ye bir dergah yaptırır. Ulu Cami’nin kıble yönünde şu anda postanenin bulunduğu köşede, dergah 1080 (1669-1670) tarihinde merasimle açılmıştır. Bursa’da tekkesini kurduğu yıllar tekke – medrese tartışmalarının en yoğun olduğu yıllara rastlar; sesli zikir meclisleri yasaklanmıştır. Mısri bu karara uymamış ve açıkça mücadele etmiştir. Hacı Mustafa adlı birinin kızı ile evlenir. Bir kız çocuğu olur.
Sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa’nın daveti üzerine Edirne’ye giden Niyazi, cifre dayanarak bazı sözler söylediğinden 1087 (1673)’te Rodos’a sürülür. Dokuz ay sonra bağışlanır, Bursa’ya döner. Bursa’da çalışmaya devam etmiş, 1677’de Rusya seferi için halkı cihada davet etmek amacıyla üçyüz kişilik bir derviş grubuyla Edirne’ye geçmiş, Selimiye Camii’ndeki bir hutbesinden dolayı bu kez Limni Adası’na sürgün edilmiştir. İki sene sonra affedilmesine rağmen dönmez ve Limni’ de Mısri dergahı kurar. On beş yıl sonra tekrar Bursa’ya gelir. II.Ahmed’in, şeyhe mahsus bir koçu araba, dervişler için de para gönderdiği bilinmekte olup, Niyazi’yi çok saydığı anlaşılmaktadır. Niyazi-i Mısri’nin padişaha, görevde bulunan hainleri keramet ile birer birer haber vereceği söylentisi, devlet adamları arasında telaş uyandırır. Sadrazam Bozok’lu Mustafa Paşa, Mısri Efendi’nin duasını almak isteyen ve sonra sefere çıkılmasını uygun gören II. Ahmed’i, bu zat geldiği takdirde büyük bir fitne çıkacağı yolundaki telkinleriyle fikrinden vazgeçirdi. Niyazi, 26 Şevval, 1104 (30 Haziran 1693) Salı günü Edirne’ye gelip va’zetmek üzere Selimiye Camiine indiği zaman, halk caminin etrafını almış, kalabalıktan içeriye girilemez olmuştu. Bu durum karşısında Sadrazam, Niyazi-i Mısri’nin derhal sürgün edilmezse büyük bir karışıklık çıkacağını padişaha telkin ederek, Limni’ye sürülmesi konusunda bir ferman alır. Tekrar Limni’ye sürülür (1693). Orada, bir müddet sonra 20 Recep 1105 (16 Mart 1694)’te, 78 yaşında Cemal’e yürür.
 

Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1517

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

YENİ ALBÜM