JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Ne dediler? arrow Televizyon ve Kutsal
Televizyon ve Kutsal
Yazan Kübra Nur Ayar   
25.01.2012 21:13
televizyon ve kutsal sadık yalsızuçanlarGeçtiğimiz haftalarda bir gün, iki yaşındaki yeğenimle aynı odada oturuyorduk. O oyuncaklarıyla oynarken ben kitap okuyor, göz ucuyla da kendisini takip ediyordum. Televizyon açık imiş bu sırada, farkında değildim. Yeğenim arada televizyona bakıp oyuncaklarına dönüyordu ama, izleyip hele anlayabileceği hiç aklıma gelmemişti. Derken diğer odaya doğru koştu, ben de arkasından gittim. Beşiğine atlamıştı, kapıda beni görünce muzip bir edayla aynen şöyle dedi: “sen Murat’ı seviyon!

Önce yanlış duyduğumu sandım ardından televizyonda oynayan film aklıma geldi. O kısa filmde köylü bir kızın, ağanın oğlu Murat’a âşık oluşu anlatılıyordu. Kız birkaç kez arkadaşına Murat’ı seviyorum demiş idi sanırım, tam izlemediğim için ben de hatırlamıyorum. Oyuncaklarıyla meşgul sandığım yeğenim filmdeki durumu kavramış, hem gerçek sanmış hem de biraz karıştırarak teyzesi Murat’ı seviyor sanmıştı. Bunu derken ayıp bir söz söylediğinin de farkındaydı aslında, utançla karışık bir gülümseme vardı yüzünde.

Bu olaydan sonra televizyonun tertemiz dimağlara nasıl fark ettirmeden tesir ettiğini bir kez daha anladım. Ve o günlerde elime Sadık Yalsızuçanlar’ın “Televizyon ve Kutsal” adlı kitabı geçti. Daha evvel hocanın “Rüya Sineması” kitabını okuyup fazlaca etkilenmiştim, sinema ve televizyon ile alakalı diğer kitabını da okumaya kanaat getirdim böylece.

Yalsızuçanlar’ı bir şekilde okumuş olanlar irfanî gelenekleri nasıl harmanladığını, yeni nesil bir müzisyenden bahsederken aslında Allah dostlarını, bir sanatçıyı anlatırken aslında o Büyük Sanatkar’ı anlattığını bilirler. Haberlerde izlediği bir olayı yorumlarken sözü İbn Arabi’ye, Said Nursi’ye ve diğer bilgelere bağlaması doğal bir gidişattır onun yazılarında. 1997 basımı “Televizyon ve Kutsal” kitabında da yalnızca televizyonun yol açtığı ahlaki bozulmadan dem vurulacağını sanırsak yanılırız. Kitabın asıl derinleşmesi televizyonun doğası üzerinedir. Görüntünün, sesin nakli bize neler anlatır, ekran neyin hükmüne geçer, neleri simgeler derdindedir yazar daha çok.

sadık yalsızuçanlarKitabın başında aynı kıssadan üç yorum nakledilir. Belkıs’ın tahtının göz açıp kapayıncaya kadar önüne getirilmesi hakkına İbn Arabi, Elmalılı Hamdi Yazır ve Said Nursi’nin sözleri yazılıdır 3 ayrı sayfada. Tahtın bir anda göz önünde bulunması, bugünkü şekliyle görüntünün naklini ifade ediyor. İbn Arabi’nin metninde, Belkıs’ın tahtı görünce “sanki odur” deyişi ve yeri su zannedip eteklerini toplaması anlatılıyor. Bir sonraki sayfada Hamdi Yazır, İbn Arabi’nin metnini yorumlarken “bu olay, bir saniyede binlerce kilometre sürat zamanımızdaki bilimsel anlayışlara uygun meselelerdendir” diyor ve yıldırımda, telgrafta, cereyanda görülen bu hızın bir kütle’de de görülebileceğini anlatıyor. Üçüncü olarak Bediüzzaman, Hz.Yakup’un Hz.Yusuf’un kokusunu alması ve Belkıs’ın tahtını bir anda önünde bulmasının ses ve suretin nakline delalet ettiğini söylüyor.

Yalsızuçanlar’ın tüm yazılarını besleyen bilgelerden iktibas ile başlıyor bu kitabı da, devamında ise bu görüşleri yorumluyor, ekranı nasıl ibret perdesine dönüştürebiliriz’in telaşına giriyor.

Televizyonun içeriğini eleştirmek başka, bu ‘ahirzaman alameti’nin doğasını kavramak başkadır diyerek, ahlak, sinema, resim, gerçek ve güzel kavramları irdeleniyor kitapta. Görülen her şeyi çeşitli esmaların tecellisi olduğunu bilen bir insan yeni icat olunan aletlere de ibret gözüyle bakacaktır. Televizyon’un doğasını anlamak için, öncüsü olan fotoğraf cihazı ve radyo’nun ilmini nereden aldığını anımsayabiliriz ilk olarak. Fotoğraf zamanı donduran bir araçtır. Heykel, resim, ebru gibi bu deveran içinde bir mecaz ödevi görür fotoğraf da. Kitapta fotoğraftan bahsedilip “külli şey in halikün illa vechehu” kaidesini hatırlatıyor yazar. Yani, “her şey yavaş yavaş yok olarak gerçek maksut meydana çıkar.

Zamanı donduran, ‘an’ı ölümsüz kılan bir alet’e zamanın o kare için ortadan kalktığı gibi her şey yok olacaktır fikriyatıyla bakmak… Bugün dijital fotoğraf makineleri ve telefonlar ile binlerce resim çekiliyor. Gittikçe fotoğraf sayısı artıyor ama görüntü sayısında azalma var. İmkânlar arttıkça rahatlık baş gösteriyor ve artık basite inmiş, eskiden icat olmuş bir aleti kullanırken hiç düşünmüyoruz. Doğasını anlamaya çalışmıyor, neyin işaretinin sonucu icat olunduğunu ve neye işaret ettiğini bilmiyoruz; düşünmeyi bilmiyoruz belki. Kolay ve hızlı hayatlar arasında gözümüzün önündeki hikmetler yok olup gidiyor. İşte böyle bir zamanda O’ndan böylesine uzaklaştığımız günlerde hemen çevremizdeki eşyaların O’nu fısıldadığını anlatıyor Yalsızuçanlar’ın bu kitabı.

Televizyonun öncüsü olan diğer alet ise radyo. Bediüzzaman’ın Emirdağ Çiçeği’nde radyoya dair söyledikleri anılıyor yine. Havadaki esir maddesine sesi nakletme yetkisi veren Yaratıcı’ya bu nimetin şükrü olarak radyo mikrofonunda Esma zikri yapılmasını, O’nun tesbih edilmesi öneriyor Said Nursi.

Televizyon hem radyo hem fotoğraf özelliği taşıdığından bu fikirlerin ekrandan zihnimize yansımasını bekleyebiliriz lakin televizyonda bozuk aile düzenleri, çarpıtılmış haberler izleriz genelde. Televizyonun içeriğinde doğasına ters düşen bir şeyler vardır. Yazar televizyonun işaret ettiklerinden bahsederken, bir kanalda esma zikri dinlediğini ve görüntünün burada gerçek gizlerini kuşandığını şöyle ifade ediyor:

  • Gizlerini açığa vurur gibi yapınca zaman kristalize oluyor. Bast ve tayy’a benzer bir halle seyirci zikretmeğe başlıyor. Allah’ın isimlerini zikrediyor beyaz camın zerreleri.

Yine bir başka kanalda tabiatı seyir ettiren yayını izlediğinde sanki Bediüzzaman’ın Ayetül Kübra’sını okumuş gibi olduğunu söylüyor yazar. Kamera, görüntü nakli ve aynı anda herkes tarafından izlenmesi bize bir ibret perdesi ya da ibadet havası oluşturabilir. Ve ekliyor:

  • Bir yapım bize sürekli ölümü hatırlatabilir.

Bu bakış açısının dışında, bu yayınların ve aletin yapısı üzerine düşünmenin çok uzağında, “yapay ve yalancı bir imajinasyonla ekranda insanların oyalanması üzüntü vericidir.” Televizyonun karşısında geçen aylak saatler diye tanımlar bunu Passolini. Farklı kanallardan haber izledikçe, nakledilecek bir olayın halden hale getirildiğini görünce de “araç, mesajdır” sözü üzerine düşünmüş yazılarında Yalsızuçanlar.

Noktasız h ile okunduğunda haber sözcüğünün “çürüme” anlamına geldiğini öğreniyorum kitaptan. Haber spikerinin aynı yüz edasıyla acı-tatlı haberleri sunuyor olması rahatsız ediyor yazarı. Haber’e, haberi ileten söz’e egemen olan resimleme tekniğinin televizyon diliyle örtüşmediği ve içeriği soyutlaştırdığı ifade ediliyor. Haberlerin bu yapmacıklığına benzer bir eleştiri de İslami yayın yapan kanallara gelmiş. Şöyle diyor yazar:

  • Kutlu doğumdan söz edilirken İslam peygamberinin model olduğu anlatılıyor, sunucu, ‘hep maneviyattan söz ettik ama dinimiz maddiyata da önem verir, şimdi reklamlar’ diyor; moment jeans reklamı yapan kadının görüntüsü beliriyor.

sadık yalsızuçanlar açık deniz ülke tvReklamlar, diziler ve kurma hayatların izlendiği bir ortamda “televizyon az bir farkla önde giden ayna imiş” deniliyor. Bu sözün üzerine televizyonu açıp bir müddet sonraki halimizi görürsek içimiz acıyacaktır, içimizde bir güzellik kaldı ise. Maalesef yıllardır çocuklar televizyon eğitimde yetişiyor, yazının başında anlattığım olay ile bu gerçek yüzüme vurmuştu benim de. İnsanlar bugün, her zamankinden daha çok dış şeylerle ilgileniyor ve iç gerekliliği bilmiyor. Televizyonun tuşuna basma ihtiyacı bu yüzden.

Her kitabında olduğu gibi “Televizyon ve Kutsal” metinlerinde de gözlerimizi açıyor Sadık Yalsızuçanlar. Okuyanlara izleyici olma kalitesi de katıyor yazıları. Bu görüntü ve ses nakleden alete neyi gösteriyor’dan çok nasıl oluyor da gösteriyor ve neleri simgeliyor sorgulamasıyla bakarsak, bizler de televizyonun doğasına eğilmiş olacağız. Dindar kesimlerce de yerilen televizyonu alıp ibret nazarıyla bir bakabilsek “o ebedi gerçekliğin bizzat nefsimizde yaşanmasına imkan verecek bir medya ortamının sevdalısı” olacağız belki de.

Yazarın bugün özel bir kanalda program yapıyor olmasını televizyon dilinin dönüşebileceğine dair müjde olarak görüyorum. Kalbimizden ekrana yansıyan ışığın gözümüze vurması temennisiyle…

 

http://www.sinemazingo.com/televizyon-ve-kutsal-sadik-yalsizucanlar

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 683

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

YENİ ALBÜM