|
|
Bilişmeler
Suyun içi hem de dışı bir roman! | Suyun içi hem de dışı bir roman! |
| Yazan Cahit Saçak | ||||||
| 10.08.2009 11:40 | ||||||
|
Hayatı kapı aralığından gözetleyip onu en biçare halinde sorular yumağı altında yakalayarak ele geçirdiklerini ifşâ etmekten zevk alanların ekmek kapılarından olan roman, kimi zaman da modern zamanların boğucu durgunluğundan asıl olanın can üfleyen derinliğine akan bir nehir olup hakikat denizine varır yazarın kaleminde. İnsan suyun başındadır. Kimi zaman derenin dibinde tenini ıslatmaktan korkar kimi zaman bir denizden geriye kalanı saklar bir ömürlük yangının içinde. Zamanın duvarlarını yıkıp mekânın perdesini mesafelerin üstünden çeken insan artık her yöne akan bir suyun gidiş gelişlerini taşıyan damlasıdır.
Yakaza, suyun aynı anda hem içinde hem dışında olan insanın romanı. Zamanın zahirî ve batınî her köşesine not düşen Sadık Yalsızuçanlar’ın bu ilk romanı, her sayfasıyla okuyanın yürürken ardındaki tufanı asla belleğinden çıkaramadığı bir uzak yolculuğunun güncesi gibi. Kitap üzerime devrildi! Ben bu romanı ilk elime aldığımda kitabın üzerime devrildiğini hissettim. Sayfalar ilerledikçe enkazın altında bambaşka bir zirvenin hatırası geçiyordu gözlerimin önünden. Bir romanı okurken kendimi bulunduğum zaman ve mekandan ayrı bir yerde yola koyulmuş bulduğum çok azdır. Ya Zarifoğlu dizesinin çağrısına uyup gözlerimi içime gömmüşümdür ya da kalemiyle hikmet diyarının ahengi kaleminden kağıda sirayet eden bir güzel adam beni uyur uyanık halde yola koyulmaya davet ediyordur.
Yakaza romanını bu zaman geldiğinde elime alınca gördüm ve bildim ki insan ne zaman tufanla karşılaşırsa beşerliğinden sıyrılıp aslına varıyor. Ve ne zaman o tufandan geriye kalanla hayatın içinde kalması gerektiğini kavrarsa suyun başına geliyor. Kopuk ve dağınık mı?! Yakaza’yı verdiğim bir arkadaşım hemen ertesi gün romanı bana iade etti. Sebebini de bir sayfasında altını çizdiği yerin arka sayfada tamamen silinip uçması olarak gösterdi. Romanın üslûbunu kopuk ve dağınık olarak nitelendiriyordu. Oysa Sadık Yalsızuçanlar’ın romanı okuyucudan da romana isim veren hale dalmasını taleb ediyordu. Ancak o zaman olay örgüsünün düğümleri birer birer hayat bağı olarak zihnimize nakşolacak, üslûb tüm savruk perdelerini göz üzerinden kaldırarak ona bütünlüğü büyüleyecek bir ân sunacaktı. Hikmeti kalemiyle sayfalara işlemiş bir derviş Sadık Yalsızuçanlar. Hikmet oyalarını kördüğüm bilenler için onun kimi roman ve hikâyeleri anlaşılması zor ve mübalağalı cümlelerle dolu. Oysa Sadık Yalsızuçanlar’ın bulunduğu yerden söylediği her kelime, kağıda bıraktığı her nokta modernizmin neonlarından gayrı ışık bilmeyen göz çukurlarını nûruyla tutuşturup okunanı anlamsızlaştırıyor. Kuş Uykusu da biraz böyleydi. Altı çizilmeye çalışılırken akıntısına yetişilememe korkusu duyulan kelimeler, mânâyı anlam kelimesiyle karşılamaya çalışırken yitirilen öz… Hiçbir zaman bir eseri nasıl bulduğum sorusuna “Güzel veya Çirkin” cevabını vermedim. Bunu yetersiz, garib ve boş buldum. Bu kitap benim için adıyla müsemmadır ve özeti de ardında tufanla suyun başında durmaktır.
http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=1494
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 425
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |