Sinemaya farklı bir pencereden bakan biraz mistik, biraz rüya, biraz gerçek üstücü bir düşünceyle değerlendiren ve sinemanın uyanıkken düş görmek olduğunu söyleyen bir isim Sadık Yalsızuçanlar. Kitabın içerisinde her şeyden ve herkesten biraz biraz var. Kimler yok ki kitapta : Tarkovski den Fellini ye oradan Bunuel’e ve Bergman tabi daha kimler kimler…Tabi kitap sinemaya başta da söylediğim gibi mistik bir dünyadan bakıyor farklı bir düşünce anlayışı ile yaklaşıyor yani kitabı ilk okumaya başladığımızda eleştirel bir gözle değil de daha çok farklı bir düşünce yapısını keşfeder gibi okumalıyız.
Kitaptan küçük bir bölümü şimdi buraya yazmak istiyorum belki o zaman söylemek istediğim şey daha net anlaşılır. Renoir’ın Küçük Kibritçi Kız’ındaki düşleri…Çok güçlü ışık kaynaklarıyla yaptığı aydınlatma. Abartılı siyah-beyaz zıtlıklar ve tuhaf gölgeler. Welles’in başarılı Kafka uyarlaması, Dava’daki d’Orsay garının dev mekanına istiflenmiş dolaplar,sırlar,dosyalar ve daha bir yığın nesne arasında kayan kamera…Kafka’nın metaforlarını,mazmunlarını yeniden şifrelendiren,gizemli düşsel dünyasını yeniden kurgulayan görüntüler…Çağdaş masallar. Kökleri çocukluğumuzda, düşlerimizde olan masallar. Şaşkınlığımız hayal gücümüz,çocukca sorulan metafizik sorularımız…Tüm bunlar, sinemanın rüya içinde rüyayı öykülediğini gösteriyor. Umudunu yitiren yoksul kızın düşlerini görselleştiren Küçük Kibritçi Kız’da bindirmeler, netliği bozulmuş görüntüler aracılığı ile oyuncakçının vitrininde ağır ve karanlık bir hava oluşturulur. Oyuncaklar kızı ürkütür, ölümün elinden kaçan kız ve oyuncak asker birlikte bulutlara yükselirler. Uçuş, kızın düşündeki ölümüyle sona erer. Gövdesi üzerine dökülen çiçek yaprakları, zincirlemeyle kar tanelerine dönüşür. Gerçekte kız bir kar yığını altında yatmaktadır. Kalan izler birkaç kibrit kutusudur, çevreye dağılmıştır… Metaforik anlatımın egemen olduğu Puslu Manzaralar’da da Theo Angelopoulos bir peri masalı anlatmıştır. Peri masallarında bir çocuk neden diye sormaz.” Lanetlenmiş bir orman neden lanetlenmiş?” diye sormaz.” Niye meyveler mavidir?” diye çocuk sormaz. Bu, peri masallarının kendi iç mantığıdır. Zaten peri masalları sürrealizm ve metaforla doludur. Düşlerimizde öyle değil mi ? Clair,rüyasında bir masal dünyasına yolculuk yaptığı bir genci anlattığı Düşsel Yolculuk’ta benzer bir masalı perdeye taşır. Seyirciyi doğal algıya yaklaştıran öğeleri öne çıkaran gerçeklikler mimesis kuramından ayrılamıyorlar. Gerçeklik gözün gördüğü ile sınırlı olsaydı, gerçekçi, yeni -gerçekçi ve şiirsel gerçekçiler tümüyle haklı olurlardı. Bir İslam aliminin sözlerini kullanırsak,her şeyin biri mülk diğeri melekut olmak üzere iki boyutu vardır. Fellini bunu şöyle ifade ediyor: Gerçek gördüğümüzden çok daha fazladır. Herhangi bir görünümü alın,bir görülebilir,yüzeysel yanı vardır; birde gizli gizemli görüntüsel yanı. Benim ilgilendiğim şey nesnelerin arkasındakini göstermektir yalnızca, görünen şeyler üzerine açıklama yapmak değil. Sık sık bunun içinde eleştiriyorlar beni,gerçekleri bozdurulmuş ve düşsel biçimde görüyormuşum. Ben öyle sanıyorum ki herkes çevresindeki yaşamı yüzeydekinden çok daha başka görür. Filmlerde nesnel olmanın anlamı ne? Fiziksel yönden bile olanaklı olduğunu sanmam. …İşte böyle akıp gidiyor kitabımız. Farklı bir dil, farklı bir bakış açısı,farklı bir uslup… ben kitabı okurken büyük bir keyifle okudum ve çok farklı tatlar hissettim. Mistik olaylarla ilgilenmiyorsanız hatta inanmıyor olsanız bile bence bu kitabı okumalısınız; çünkü hem yeni keşifler yapıyorsunuz hem de okurken farklı dünyalara kayıyorsunuz. Ama önyargısız ve tamamen akışına bırakarak okumalısınız kitabı bitirdikten sonra istediğiniz kadar yargılayabilirsiniz. Tavsiye ederim okuyun bence… http://beyazperde.mynet.com/mesaj/592458 Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1059
|