Edebiyat okuru zaten bilir, bilmeyen de İhtiyarlar Risalesi’nde geçen o unutulmaz dizelerinden hatırlayacaktır Niyazî-i Mısri’yi: Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere / Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber / Dil bekası, Hak fenâsı istedi mülk-i tenim / Bir devasız derde düştüm, âh ki Lokman bihaber. Sadık Yalsızuçanlar’ın henüz yayımlanan Anka adlı anlatısı, tasavvuf edebiyatının en coşkun, en güçlü şairlerinden Mısri’nin dünyasını daha yakından tanımak için iyi bir başlangıç olabilir.
Önce şu: Anka bir tarihi roman değil. Yalsızuçanlar ayarında bir yazar, elbette, Mısri’nin hayatını düz bir romanla anlatmaya çalışmak gibi edebî bir sıradanlığa, acemiliğe düşmemiş. Anlatı üç düzlemde akıyor: Asıl adı Muhammed’den kinaye Mehmet olan Niyazî-i Mısri’nin çileli hayatı / bir akademisyen olan anlatıcı öznenin (onun da adı Mehmet) günümüz Ankara’sında yaşadıkları, karısıyla çalkantılı ilişkisi / Mantıku’t-Tayr’ın izinde, kuşların Simurg’a yolculuğu. Bu üç düzlem yer yer kesişiyor, kimi yerde öznenin düzlem değiştirdiğini fark etmek kolay olmuyor, ki bunu sağlayanın Yalsızuçanlar’ın taze ve zengin üslubu olduğunu belirtmek gerekir. Mısri’nin kalb yolculuğu Anka, Mısri’nin ve kalb gözünü açık tutarak yaşamaya çalışan bir modern zaman insanının anlatısı gibi görünse de birçok alt-katmana sahip. Güneydoğu sorunundan Osmanlı eleştirisine (“Âli-î Osman’ın yıkılışında Niyazî’ye yaptığı zulmün çok payı vardır”), İslam tarihinde yer yer ortaya çıkan medrese-tekke ikiliğinden kadın-erkek ilişkisinin acısına, şiddetine kadar, her biri başlı başına bir roman malzemesi olabilecek temalara göndermeler anlatı boyunca bir görünüp bir kayboluyor. Kitapta, bir anlamda, Mısri’nin seyr-ü sülukuna adım adım tanık oluyoruz. Yalsızuçanlar, belli ki titizce topladığı malzemeyi hoyratça değil kıvamında kullanmış. Bütün bir kalb yolculuğunu birkaç satıra sığdırıyor örneğin: “Sana, ‘Öğrenimini bitirdin mi?’ diye sordu. ‘Evet’ dedin, ‘on iki ilimden de mezun oldum.’ Ümmi Sinan ansızın kaybolmuştu. Yıllar sonra, İstanbul’da, padişahın huzurunda girdiğin sınavı başarıyla verdin. Kırk tekkeyi ziyaret ettin, kırkıncıda Ümmi Sinan’ı tekrar buldun. Tekrar kaybettin. Yedi yıl dergâhta onu bekledin. Tekrar belirdi ve ‘İlmin başı ne imiş?’ diye sordu. ‘Sabır’ dedin.”
Mısri’nin ‘Devredip geldim cihana yine bir devran ola’ dizesine çarpılıp onunla bir tür ortak yaşantı kuran anlatıcı, sonunda “Seninle ilgili tez yazmak yalanmış” deme noktasına varıyor. Yalsızuçanlar’ın neredeyse her metninde orta yerde duran, insanda Allah’ın en büyük oyunu olan nefsin en anlaşılmaz muamması “aşk”, bu anlatının da birleştirici öğesi haline geliyor. Anka’nın, Sadık Yalsızuçanlar’ın kendine en çok benzediği metinlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Güzeran’ın, Şehirleri Süsleyen Yolcu’nun, Sırlı Tuğlalar’ın yazarını tanıyan okur, Anka’nın anlatıcısına yabancı kalmayacaktır. “Viyanalı Ermiş” diye anılan Wittgenstein’dan İbn Arabi’ye, Risale-i Nur’dan Turgut Uyar’a kadar Yalsızuçanlar’ın çağrışım haritası bu anlatıda da karşımıza çıkıyor. Örneğin, “Elmalı’dan dünyaya giden gemi” cümlesiyle çok sevdiği İkinci Yeni şairlerine, “Gördüm ki, güya ben büyük bir şehirdeyim, sultana hizmet ediyorum.” gibi cümlelerle Nur’lara apaçık atıflar yapıyor Yalsızuçanlar. Bunlara yazlık sinemacı baba, Malatya, Ankara, öğrenci evi gibi anlatıyı sahihleştiren otobiyografik öğeleri de ekleyelim. Anlatının sonunda ise Mısri’yi “Viyanalı Ermiş’in durduğu yerin ötesine” koyarak durduğu yeri sağlamlaştırıyor. Enis Batur bir keresinde “Ayfer Tunç’la Sadık Yalsızuçanlar’dan başka iyi öykücü göremiyorum ben.” demişti. Cemil Kavukçu’dan Barış Bıçakçı’ya kadar bir dizi iyi öykücüyü dışarıda bırakan kör bir bakıştı bu belki ama o döneme kadar Yalsızuçanlar’ın farkında olmayanları irkiltmek için iyi bir çıkış oldu. Dilerim, Anka da yeterince ‘görülür’. Önümüzde, Mısri’yi Derrida’nın ‘göçmen’ine benzeten sıra dışı, anlatının diliyle söylersem ‘ehline açık’ bir kitap var. Anlatı bittiğinde okur da öznenin sorduğu o soruya varıyor: “Velilerin hallerinden çıkan bu sözler bizim derdimizin neresine ulaşıyor?” Kitap Zamanı Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 3705
|