|
|
Bilişmeler
Ne dediler?
Klişeler hakikat iken | Klişeler hakikat iken |
| Yazan Elif Tunca | ||||||
| 10.03.2011 16:19 | ||||||
|
Bir varmış bir yokmuş… Senin annen bir melekken, sevgi her güçlüğü yenerken, ben değil de biz denirken “Size şerefli, namuslu, erkek bir ad bırakabildim. Hiçbir zaman başınız yere bakmayacaktır. Bununla müteselliyim, siz de bununla iftihar edeceksiniz” diyen bir adam varmış. İşte bu, o adamın hikayesidir... O adam, yaşı pek de yetmeyen ben gibilere çok da tanıdık gelmeyecek bir isim; Tevfik İleri. Adnan Menderes’le beraber Yassıada’ya düşenlerden, eski Milli Eğitim Bakanı diye tanıtmaya kalksam –yine ben gibi- ‘apolitik nesil’ denenler için hemen iç kıyıcı çağrışımları olacak ve ilgi düzeyini yüksekte tutmayı başaramayacak; biliyorum. Karısına ve çocuklarına büyük bir aşkla bağlı olan ve bu aşkı ancak insanlığa hizmet aşkıyla ‘tamam’ gören, en umutsuz anlarda bile kendinden emin olmanın verdiği güvenle başını dik tutan bir adam… Mağduriyetleriyle vakarı arasında öyle bir uçurum var ki işte trajedi de oradan doğuyor. ‘ÖLÜM BELKİ DE KURTULUŞTUR’ Tevfik İleri’yi tanımak için en güzel yol belki de mektupları. (Ki Sadık Yalsızuçanlar da bu kitapta kendisini olabildiğince geride tutmuş, adeta bir belgesel kamerası gibi sadece İleri’nin eşi ve çocuklarıyla yaptığı görüşmeyi ve mektupları aktarmayı tercih etmiş. Biz de öyle yapalım.) Kendisi gibi Hemşinli olan –o zamanlar- müstakbel eşi Vasfiye hanıma ‘Hemşin kızı’ diye hitap ettiği ve ‘Hemşinli Tevfik’ diye imzaladığı mektuplardan başlamalı. Daha o zamanlardan sıcak bir yuvayı, huzurlu bir memleketle eş tutan bu idealist insan şöyle seslenmiş sevdiceğine: “İki köy çocuğu, aile için bir örnek olacağız. Görenler haset ve gıpta etmiyecekler. Bizi sevecek ve bizim mesut olmamızı istiyecekler. Her gittiğimiz yerde hürmet ve sevgi bulacağız. İyi insanlar olacağız. İyi işler yapmak için çalışacağız. Sen elimin bayrağı olacaksın. Ben nasıl her fırsat bulduğum zaman ve yerde köy insanının hakkında, mahrumiyetlerinden bahsedeceksem, sen de köy kızlarının temiz, tertemiz ve dertli köy kızlarının konuşan dilleri olacaksın. Her gittiğimiz yere sevgi ve şefkat götüreceğiz. Sevgi ve şefkat, hürmet ve muhabbet toplayarak bütün Anadolu’yu dolaşacağız. Sen benim büyük dert ortağım, ve en iyi arkadaşım olacaksın. ” Vasfiye hanımın da hakkını teslim etmek lazım; Yassıada’da savunmasını “Ölüm, belki de kurtuluştur. Memleketin huzuru, benim ölümüme ve hapishanelerde çürümeme bağlıysa kararınızı böyle verin.” diyen adamın eşi olarak onun mektupları da çok farklı değil: “Allah sevgisi ve memleket sevgisi, bu sevgilerin tadını bilmiyor, insanlar nelerden mahrum olduğunun farkında değil. Seni gördüğüm zaman da söylediğim gibi bu halk için yorulmalarımız helal olsun” MEMLEKETİMİZ YEKPARE BİR VARLIK DEĞİL Onlardaki bu memleket sevgisine ‘memleket’in verdiği karşılık ise biraz karışık. Ya da şöyle diyelim Oğuz Atay gibi; memleketimiz yekpare bir varlık değildir. Başlıca iki gruba ayrılır: İlki, memleketin gerçek sahipleri oldukları iddiasıyla olur olmadık vakitlerde ve biçimlerde ortaya çıkanlar. İkincisi ise merhum İleri’nin zamanında “Haso’lar Memo’lar”, daha yakın tarihlerde ise “göbeğini kaşıyan bidon kafalar” diye adlandırılan, hani plajlara akın ettikleri için ‘halk’ın denize giremediği ‘vatandaş’lar. Bu ikinci grup Tevfik bey ve onun gibileri hep sahiplenmiş, desteklemiş. ‘Memleket’in diğer parçasındaysa hava, parçalı bulutlu hep. İleri’nin hayatında ilk örneği de Razgrat hadisesi diye bilinen vak’ada vermiş. 1930’da Bulgaristan’ın Razgrat şehrinde Bulgar gençlerinin Müslüman Türk mezarlarını tahrip etmesi üzerine Tevfik beyin de dahil olduğu bir grup genç, protesto düzenler. Protesto, İstanbul’daki Bulgar mezarlığına çiçek ve çelenk bırakmak gibi ‘medenî’ bir tavırdan ibarettir. Ancak memleketin ‘gerçek’ sahiplerinin tepkisi, gençleri nezarete atmak olur! Tevfik beyin bu ‘sakıncalı’ halleri, sonraki yıllarda da kudretli devletin gözünden kaçmayacaktır! Kızı Cahide hanımın Yassıada’ya yolladığı mektuplardaki ‘sevgilim’, ‘hayatım’ gibi hitaplar denetçinin kırmızı kalemince çizilecek ve yanına not düşülecektir; ‘ahlakî sukut tezahürü’! Asıl ahlakî sukut tezahürüyse Tevfik bey ve arkadaşları cezaevine nakledilirken Harp Okulu öğrencilerinin, yüzlerine tükürtülmesi ve tekme tokat üzerlerine saldırtılmasıdır kuşkusuz. Memleketin ‘gerçek’ sahipleri ipin ucunu o kadar kaçırmış ki Tevfik İleri’nin apar topar tutuklandığı, evinin didik didik arandığı ve kapıya asker konup eve kimsenin sokulmadığı o gün, hani neredeyse İleri ailesini Türk bayrağına düşman etmişler. Bütün bu zulümler neye yaradı; diye düşünecek olursak yıllar sonra, sadece inanan insanların inançlarını pekiştirmeye yaradığını söyleyebiliriz. Yaratıcılarına, birbirlerine, ülkelerine ve ideallerine
Kitap Zamanı, 09.03.2011, Sayı : 62 Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 847
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |