|
İlk ve son harfi elif olan kitap: Dem |
|
Yazan Vedat Aydın
|
|
21.08.2009 11:13 |
Bediüzzaman Said Nursi’nin Risalelerini hepimiz şöyle ya da böyle okumuşuzdur. Herkesin ilmi ölçüsünde nasiplendiği hikmet ve derslerle dolu bu eserler, bidayetinden günümüze ulaşan bir tarla gibi, dolgun başaklarıyla bereketini ambarımıza boşaltıyor. Mütevazı birkaç talebenin çabalarıyla elden ele dolaşan bu nadide eserler, bugün haritalarda ismini ve yerini bilemediğimiz pek çok ülkede okunmakta, ete kemiğe bürünmektedir. Seksen yıllık ömrünü iman ve Kur’an hizmetine adayan bir faninin, ardında bıraktığı eserlerle ruhu huzur ve saadetle doluyor. O’nun eserlerini okuyarak büyüyen bir mustarip de Sadık Yalsızuçanlar’dır. Üstad’la kurduğu kurbiyyet onu delicesine bir âşık, iflah olmaz bir şakirt ve gönlü yaralı bir kalem ehli kılar. Kelimeler yüreğine ateş düşürür; o da bu ateşi, bu sağaltan ateşi kendi kuşağına, sonraki kuşaklara aktarmak için uğraşıp durur. “Sen böylesin. Sözcüklerin, hayatı insana yakışır bir hal içinde tamamlamanın güçlüğünden söz ederken de alabildiğine müşfik.” Böyle diyor, böyle içleniyor, böyle inliyor yazar… Ve ortaya DEM çıkıyor…
Dem’de Sadık Yalsızuçanlar Bediüzzaman’ın serüvenini anlatmakla kalmıyor, yakıcı kelimelerle okurun kalbine ateş düşürüyor. Kendi çocukluğunun tanıklığıyla bir iz sürdürüyor ve yaşadığı acılar üzerinden bir zevk-i sefa üretiyor. Zevk-i sefa nedir diye sormamak lazım. Soran olursa, cevabını yine ondan alır: ‘Bilir misin hüznün çaresi nedir? Allah’ta fani olmaktır’. Müminin derdi de buradadır zevki de. Allah’ta gerçek yakınlığı kuran kişi, kâinatta karşılaştığı her dem de, O’nun sayısız nimetini görüp, dilini kalbinin emrine vererek O’nun yüce isimlerini tespih eder. Böyle olmasa, 1958 senesinde Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen, yapılan muhakeme sonunda beraat eden Mehmet Oğuz, Risalelerini adli emanetten aldıktan sonra evine giderken Nazilli emniyet amiri tarafından karakola götürülüp, komiser M. Şükrü Gündoğmuş tarafından öldüresiye dövülüp, hastanede vefat eder miydi? Bir insanı delice kitap meftunu yapan, uğrunda şehid olmayı göze aldıran bu aşk nedir? “Günümüzün dindar öğretmenlerini eski zamanın velileri gibi görüyorum” derken, ana-baba, eş, evladı iyal hasretini bağrına basıp sınırsız coğrafyalara sevda nakışları düşüren fatihleri mi işaret ediyordu? Bu yüzden olacak ki, yazarımız Çaycı Emin gibilerin şiirinin olduğunu hayretle görmüş: “Tanrının yağmura benzeyen hizmetçileri vardır/Toprağa düşünce mısır/denize düşünce inci olurlar…” Dem’de yazarın Üstad’a hitabı Efendim’dir. Büyük bir mahviyet makamında sevgiyi, hürmeti ve bağlılığı sunmak, ancak Efendim hitabı ile mümkün olabilir. ‘Ben de efendim… Senin dünyana girdikçe kendi ruhumu tanımaya başladım. O zamana değin ne kadar çok kalp kırmışım, ne çok günah işlemişim, ne kadar fazla hukuk çiğnemişim….kendime kıymışım…başkalarının canını yakmışım…ne çirkin şeyler yapmışım efendim… (…) …her şey ne çabuk geçiyor…zaman nasıl akıp gidiyor…saat nasıl işliyor…saniye, dakika, saat nasıl dönüyor…zaman nasıl çevriliyor…her şey nasıl dönüyor…bu devran neyin nesi efendin…ne güzel anlatıyorsun…zaman düz, doğru bir çizgi üzerinde hareret etmez…zaman bir döngüdür…iş sonunda başa döner…iş başa dönüyor…başlangıç noktası aynı zamanda bitiş noktasıdır…başlayınca bitirmiş say…ömrünü yaşadığın gün bil…aklı başında olan ne dünyadan kazandığına sevinir, ne kaybettiğine üzülür diyorsun…’ Sh. 231–232. Sadık Yalsızuçan’ların şiir tadındaki bu kitabı, aslında bize kayıp atlasımızı da hatırlatıyor. Modern dünyanın mutsuz insanları olarak yönümüzü kendi kıymetlerimize çevirebilirsek, yüzümüzde tebessüm, gönlümüzde güller açacak! Dem, bu yönde önemli bir hizmet göreceğe benziyor. Büyük insanların yaşadıkları hayatlar ibretlerle doludur ve onların izini sürmek kimi zaman kavşakta duran gönül ehli insanların yol göstermeleri ile mümkün olabiliyor. Geylani’ye dokunup Fütuhu’l Gayb’ı okuyan istikamet sahibi olmaz mı? İbn Arabi’yi keşfeden Fütuhat’tan nasipsiz kalır mı? Mevlana’yı bulup Mesnevi’yi tadan lezzetten mahrum kalır mı? İmam Rabbani’yi tanıyıp Mektubat’ı kalbine kazıyan ışıksız kalır mı? Yalsızuçanlar ara sokaklarda, kavşaklarda, kıyılarda, köşelerde elinde fener yol gösteriyor. Çağın karanlık yüzünü aydınlatıyor. Dem’in ilk ve son harfi elif oluyor. Elif bizim cennetimiz oluyor. Elif’le demleniyor, Elif’le huzura eriyoruz. Elif ile başlıyor, elif ile bitiriyoruz kitabı… Dem Sadık Yalsızuçanlar Timaş Yayınları
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 2402
|