JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Ne dediler? arrow Hıra'da 'Dem'lenen İlk ve Son Harf
Hıra'da 'Dem'lenen İlk ve Son Harf
Yazan Yunus Emre Tozal   
13.08.2009 11:49

Eserleri farklı dillere tercüme edilen, kırkı aşkın kitabıyla yazmayı bir idame-i hayat bilen, öykücülüğü öne çıkmasına rağmen edebiyatın birçok türünde ürünler veren bir modern zamanlar dervişi Sadık Yalsızuçanlar. Habermas’ tan, Niyâzî Mısrî’ye, Cemil Meriç’ten Aliya İzzetbegoviç’e, Marks’dan Said Nursi’ye uzanan düşünce dünyasında, batının ve doğunun önde gelen fikir ve düşünce insanlarının kitaplarıyla hemhal olan Yalsızuçanlar, hakikat nazarından keşfettiği imgeleriyle yazının her alanında kalem oynatabilen ender yazarlarımızdan. Daha ellisine varmamış yazarın sinema’dan müziğe, felsefeden düşünceye, şiirden tasavvufa, hikâyeden romana kadar birçok kitabı, makalesi, ürünü bulunmakta. Zengin iç dünyasında inşa ettiği bu mozaikte yazar, anlam dünyasında derviş edasıyla bohçasında topladığı çiçeklerden demet demet sunuyor okuyucularına. Yürekten kelimeleriyle, özgün üslubuyla imbik imbik damlatıyor kelimelerini okuyucunun kalbine. Mütedeyyin ve mütevazı şahsiyetiyle okuyucunun kalbiyle köprü kuran bir ağabeyimiz Sadık Yalsızuçanlar. Yalsızuçanlar’ın Dem adlı romanı, geçtiğimiz hafta Timaş yayınevinden çıktı. 1970’lerin canlı Anadolu kasabalarında öğrenci olarak kâinatı gözlemlemeye başlayan, renkli ama bir yanıyla da yeknesak hayatına devam eden yazarın, hayat karşısında keşf-i kalp mertebesince perdeler birer birer aralanmakta, geride olan görünmeye başlamaktadır. Akordu bozulan keman sesinden kâinatın zikrine, insanın varoluş arayışından hiçliğe kadar, yazarın iç dünyasında artık taşlar yerine oturmaya başlamıştır. Yazarın ifadesiyle hikmetle bir kez karşılaşan can, artık kendi benliğini yok edecektir.

Dem, Sadık Yalsızuçanlar’ın kaleminden bir Bediüzzaman anlatısı. Isparta, Emirdağ, Urfa, Muş, Barla… hangi dağın doruğunda olduğu bilinmeyen sırları, hangi ağacın kovuğunda saklandığı bilinmeyen hikmetleri arayış çabasına giren yazar, yaşadığı hayatın karmaşası içinde Said-i Nursi’nin izini sürüyor. Kimi zaman Barla’nın yüksek dağındaki bir katran ağacının kovuğunda oturarak, kimi zaman hakikat göğünde keşfettiği sırların tanıyarak, kimi zamansa kâinat kitabının en ışıltılı sayfasında yüz katlı bir yükseklikte, yüzüncü makamda insanoğlunun acziyetini ifade ederek…

Bay Muannit Sahtegi’nin Notları’nda geçen “Haksızlık ettiğime, saplantılarımdan kurtulamadığıma, kısaca ermişliği kimseye kaptırmamaya çalıştığıma tam değilse bile yarı inanırken, davranışlar, sözler, yüz çizgilerinin değişimi o denli yanılgılara düşmediğimi göstermiyor mu? Tuzağa mı düşürüyorum kendimi durmadan? Neye tutsağım?” diye sorguladığı hakikat arayışında, şairlerin önceden cenneti gördüklerini ima edişindeki ait olduğu mekânı arayış çabası gibi, kâinatın varlık sebebiyle her an hakikatin başka başka halleriyle yüzleşen bir yolcunun hikâyesini içten üslubuyla kaleme almış yazar. Bediüzzaman Said Nursi’yi okurken karşısına çıkan her perdenin aralanışıyla tattığı huzuru, keşfettiği tılsımı anlatırken, derdi dermanı dermanını derdi edinen karınca misali su taşıyor arayış yangınına, kuyular yüreğine ay ışığını yansıttıkça heybesinde taşıdığı yükü hatırlıyor. Kelimeleri yoğurup varlık sancısıyla ab-ı hayatı demliyor, dünyanın bir değirmen olduğunu öğrendiği efendisinin vesilesiyle keşfettiği nur huzmeleriyle denize açılıyor. Dağdağalı gecenin fırtınalı gecesinde, Aragon’un “Sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin” diye başlayan şiirini yazdığı mektubu sevgiliye sunuyor. Sevginin hakikatle ilişkisine doğru yol alırken sözlerle tanışıyor, ‘hu, hu…’ zikriyle aşk acısını tadıyor.

Yazar, çocukluk aşkı Nigar ile yaşadığı duygusal bağıntıdan yola çıkarak, Hıra’ya çekilip tefekkür ederek gençliğinde yaşadığı değişiklerden, algılardan, arayışından, Mustafa Sungur ve Bayram Yüksel hocaların tedrisatından geçerken idrak edebildiği metafizik imgelerden yola çıkarak kendisini sorguluyor, hayatın anlamını merak ederek kâinatın sırlarını anlamaya çalışıyor. O zamanlardan bu zamanlara hatıralarını naklederken, yaşanan gelişmelerle bir Türkiye fotoğrafı çıkartarak üstadı anlatıyor:

“Efendim sözlerin kitapta duruyor. Onları yıllardır okuyorum. Ömrümün üçte ikisini onları okuyarak geçirdim. Her defasında ilk kez okuyormuşum gibi hissediyorum. Her seferinde yeni bir kapı açılıyor. Bir perde aralanıyor. Bir tecelli oluyor. Bir güzelliğe boğuluyorum. Bir sır ifşa oluyor. Bir yaram iyileşiyor. Bir hüznüm artıyor. Bir ışık yanıyor. Yıldız gibi yanıp yanıp sönüyor. Bir ağustos böceği ötüyor. Bir kadın ağlıyor. Bir yer yırtılıyor. Bir namaz kılınıyor. Bir insan binası yıkılıyor. Bir ruh arınıyor. Ne zaman kitabını elime alsam, aklıma hep o söz geliyor. Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. Ne kadar, diyorum, okursan oku, anlayabildiğin yaşadığın kadardır.” (Sayfa 296)

 Eşyaya hikmet nazarından bakarak ‘şey’lerin hem Hakka hem halka bakan iki yüzünün olduğuna dikkat çeken yazar, yalnızca dört kelime ile ifade ediyor bu ruh halini: Niyet, nazar, harf ve isim. Kendisinden yalnızca dört kelime öğrendiğini, bu dört kelime ile yürek devletini gerçekleştirip yürek fethini gerçekleştirdiğini, yüreklerin fethi için ilahi marifete doğru yol alınması gerektiğini anlatıyor. Ölümün dilini susturunca, çocukluğundan itibaren en kalbi duygularıyla üstadın ruh halini anlamaya çalışarak o ruh halini anlatan yazar, eski Sadi’in gülmelerinin yeni Said’in ağlamalarına dönüştüğü irfan mertebesindeki dergâha doğru yol alıyor.

Mütevazılığıyla, samimi diliyle okuyucuya bir hatıra kitabından ziyade, bir arayış kitabı; kendini bulma; güneşe çıkıp demlenme; hakikatle yüzleşme gibi insanın kendisiyle, eşyayla ve Rabbiyle olan ilişkisinin ne olması gerektiği hakkında düşünsel eylemler içeren bir kitap Dem. Demlenmek isteyen okurlara duyurulur.

 

Milli Gazete, 10. 08. 2009

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1250

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. Yazan erol celik 14-08-2009 09:46 - Kayıtlı
 
 
ferest
ALLAH cc hocamın ferasetini arttırsın darda koymasın.
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


YENİ ALBÜM