JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Ne dediler? arrow Hakk Aşkı Edebi Bir Mektup Olursa...
Hakk Aşkı Edebi Bir Mektup Olursa...
Yazan Nur Yıldız   
27.12.2015 08:20
 Sayılı nefeslerini alıp verdiği döneminde Hakk Aşığı, dünyanın hatta evrenin içini burkan yürek iniltileriyle Sevgilisinin kapısının önünü hüznün çiçekleriyle donatmıştır hep.  Kendi köşesinde, kendi kıymetli yalnız evreninde, kendi kanlı bağrında, kendi çileli gurbetinde, sinesinin ta derinlerinde, özüne kimselerin ulaşamadığı hareminde, sessizce dökülen gözyaşlarıyla yakarışına teselli aramıştır. Kendinde mürekkep olmuş, en can alıcı yönüyle kimseler tarafından okunmamış gizli bir mektup gibi yaşamıştır belki de... Gün gelip, terki dünya eylediğinde; usta bir kalemden yeniden dile gelebilmeyi, en kıymetli varlığı tutuşurken tütsüleşmiş yakıcı kelimeleriyle sonraki zamanları kasıp kavurabilmeyi beklemiştir bilmeden herhalde...

DİYAMANDİ'yi okurken zihnimin perdelerinden sızan zamane mektubunun, kâh buğulu, kâh sarih halli ilk cümleleriydi bunlar...

Ne tesadüftür bilinmez. Ya da büyüklerin dediği gibi hiçbir şey tesadüf değildir mi demeli bu dünyada?  Aşk Sultanı hazreti Mevlana'ya yanarak adanmış koca bir ömrün, yine Sultan'ın şu özdeş deyişiyle edebiyatta yerini bulması:

'Bu beden bir mektuptur, postalanmış Padişaha.
Layık ise postala, layık değilse yırt! Yenisini yaz.
Çünkü zaman çok az!'

Zaten Hazret'in işidir tüm zamanlara kendi döneminden hala sıcacık, capcanlı, adeta haykırır bir edayla seslenmek. Sanırım Yaman Dede'yi de bin sekiz yüzlerin sonlarında böyle yakalamış.

'Kızım bir gün anlayacaktır...Mevlana beni onlardan almadı, beni benden aldı...' derken içinde taşıdığı yangınla sürüklediği bedeni Aşk Padişahı'na yazılmış en güzel mektuptu; günümüzde DİYAMANDİ adıyla edebiyatımızda bir romana dönüşecek olan...

Mektuplarıyla kurduğu bu romana konu olan; başlangıçta Diyamandi, sonra Yamandi molla, sonra Yaman Dede, sonra da hepimizi kendi ateşiyle kül edercesine yakan Yanan Dede, bu toprakların Rum azınlığına mensup bir ailenin duygu ve zarafet yüklü aşk çocuğudur.

Yaman Dede mektuplarında neler anlatmamış ki sevdiklerine. Toplumumuzun ayrılmaz bir parçası ve realitesi olan azınlık kesiminden oldukça renkli ve dikkat çekici şahsiyetlerle buluşturmuş bizleri. Kimler mi bunlar? Sıralanırsa eğer isimleri, telaffuzlarıyla kulaklara daha da hoş gelen bizim dışımızda gibi duran ama içimizi, duygu dünyamızı, yaşantılarımızı ve en önemlisi edebiyatımızla müziğimizi hep şenlendirmiş olan mahcup tarihimizin insanları... Artaki Terzinyan, Prodromos Atmacızade, Avağni teyze ve kızı melankolik Hranuş, Talas'lı bir Rum Ziyon, Pangaltı Ermeni Lisesi öğrencisi olan Vahan Sürekan, Konyalı Hekim Totoraki, Agop Elmasyan, Çanakkale muharebesine gönüllü katılan hekim Mıgırdıç Dikranyan, Erzurumlu Pastırmacıyan Kardeşler, Sivaslı Sarkis, Piç Ardaş Kirkor ve daha niceleri...

Okurken gözünüzün önünden bir çırpıda akıveren bir Osmanlı klasiği sanki... Hala içimizdeler. Hala bizdeler. Hala onları yaşıyoruz. Hala onlardayız. Hiç ayrılmamışız. Tarihi birlikte yazmışız. Kültürel değerlerimizi birlikte yoğurup dünyaya salmışız. Azınlıktan çoğunluğa ve devamında birliğe uzanan tek bir kültürün sesi olmuşuz. Adımızı Osmanlı koymuşuz. Osman'ın evlatları... Osman'ın vatanında kardeşçe duygularla yaşamış eşsiz bir dünya kültürüne imza atmış güzel duygulu insanlar. Asimile olmak yok, katmak var... Ortaya konulan değerlerin aynı toplum içerisinde tınlayan tek bir melodisinin uyumlu notalarından ibaret. Narin ve kendini barışcıl berrak bir suya salıveren nazlı bir kuğu. Beyaz tertemiz kanatlarında, Aşk Peygamberi'nin birlik bayrağını dalgalandıran.

Bunu nereden mi anlıyoruz. Romanın ilerleyen sayfalarında Üveys hazretlerinin Mekke'ye uzanan rahman kokusunu yaydığı Yemen'e giren İngilizlerin, Türk askerine uyguladığı işkencelerin bizzat uygulayıcısı zalim ve insanlıktan nasibini alamamış göz oyucu Ermeni doktorlarından. Osmanlı Ermenilerinin ruhunu taşımayan, Osmanlı'nın birlik yurdunda bir bardak su içme ve helal ekmeğini yeme şansını bulamamış aynı adlı etnik güruh. İsmine bakarsan aynı millet, cisminde taşıdığı ruhsa farklı bir zillet.

Üzerine bir edebi eser daha yazılamamış yüce Mesnevi BİRLİK DÜKKANI'nın sahibi Gönüller Sultanı Mevlana'nın unutulmaz aşığı YAMAN DEDE'nin bu samimi kalp dönüşümü hikayesi, okurken unutulmuş bir Merhamet İmparatorluğu'nun kökenlerinin atıldığı çok eski çağlara götürmekte okuyucuyu. On dört asır öncesine. Güneşin merhamet için doğmaya karar verdiği bir coğrafyanın yakıcı kumlarına taşımakta bedenlerimizi. Sonrasında o güneşin gölgesi olmayı misyon edinmiş ve hep O'nun ayak izlerini takip eden yolda kültürünü mayalamış bir medeniyetin anlı şanlı özneleri tarafından üzerinde hissiyat bayrağını dalgalandırdığı, Peygamber'in muştuladığı kadim şehre; İstanbul’a çevirmekte dikkatlerimizi. Bir dönem kültürünün tüm zengin renkleri ile Yaman Dede'nin mektuplarında gizli kapaklı yaşamaya çalıştığı İslam sevgisini ve Mevlana tutkunluğunu anlatmakta rol almış insanlar.

Romanda, evladı yerine koyduğu öğrencilerine yazdığı mektupları, bu defa okuyucuya yazılmış dönem metinleri olarak hatırlatıcı ve diriltici mesajlarla yüklü edebi bir form olarak karşılamakta yüzyılımızı.

Geçen yüzyılın bir Hak aşığının duygu dünyasını dillendiren mektuplarından yola çıkarak, çağın insanına yeniden edebi bir mektup yazmak, Sadık Yalsızuçanlar'ın yazınsal bir başarısıdır demek doğru olur bence. Geleneğimizin en tutar tarafı olan ve edebiyatımızı da şekillendiren tasavvuf dünyamızın yüce şahsiyetlerini mahirane bir biçimde sunmayı oldu bitti kimselere bırakmayan yazarımız, bu defa yine olanca gücüyle yüklenmiş kalp tarihimizi kayıt altına alma işine. Dahası tarihimizin kimi zaman gün yüzüne çıkan, kimi zamansa tozlu kitaplarda açılıp okunmayı bekleyen gerçekleri ile yüzleştirmiş bizi Yaman Dede'nin ağzından. Denebilir ki, edebi sanatta hermenötik bir rüzgar üflemekte yazar. Kalplerimiz neredeyse hayret makamına erdi erecek hani. Bunu tüm sahiciliği ile hissettirebilen sıcacık bir yazın. Geçmişimizin hatırı sayılır irfan yatağında döllenmiş aziz şahsiyetlerimizi anlamak, anlamlandırmak, bilmenin ötesine taşıyarak, aktarımdan daha güçlü bir yazınsal eylemle bugünümüzde diri kılabilmek, kutsal dünyamızın literatürünü yeniden ihya edebilmek eserin en göze çarpan başarısı olarak kendini göstermekte. Üstelik bunu tek bir disiplin üzerinden değil de içine hem tasavvuf, hem sanat, hem ticaret, hem de sade insanın günlük yaşantısı düzleminde içiçe geçmiş alan beraberliğini yakalayarak sunabilen bir romanı yudumlamaktayız. Yüzyılın başlarındaki insanımıza dair, Osmanlı kalıntısı bir kültürün içinde olagelenler duygu bazında olanca gerçekliği ile içine çekebilmekte bizi. Yazarın hayalinde nesnelleşmiş olan geçmişimizin özneleri şimdiki zaman öznelerini de sahneye çağırmakta okuyucuya.

Temel türü itibariyle çoklukla tasavvufu içeren bir noktadan çıkışını yapmışsa eğer bir roman, okuyan da bir Mevlevi muhibiyse hele, elindeki eserin kağıda dökülmüş harfler dizgesinden müteşekkil olması imkansızlaşıyor bir anda.

Okunurken, Yaman Dede'nin gizliden aşikara dönüşen Mevlana tutkusu, yaşayan bir Mevlana muhibi olarak Şeyhimin sözlerini fısıldıyor kulaklarıma sanki:

 ''Gez, gör, anla, dinle, öğren... Bitmez tükenmez ki...

Aşktan başka çare yok!

İnsanı "insan" yapacak olan, ancak aşk ve hal...
İş; yanıp kül olmada!...''

Kaplar değişmiş dönen devran içinde ama aşk hep sabite. Hazreti Pir hep kalplerde. Bizi hiç bırakmamış. İnsanı insana anlatma misyonunu hiç terk etmemiş. Ölmeyen, hep diri kalan bir aşık olarak, faniliğinde boğulan insana hep aşk nefesleri üflemiş. İlerleyen zamanlarda kendini hep zamane şekillerinde ruh kılmış. İçinde bulunduğumuz zamanda kendine halife seçtiği Üsküplü Ulu Hasan Dede'mde söylemiş yine o iç yakan sözünü:''Aşk Allah’ın elidir, aşka tutulan Allah’a tutulmuştur.''

Yaman Dede'nin mektuplarından öylesi bir yalnızlık ve anlaşılamamışlık figan eyler ki, bunu yine ancak Gönüller Sultanı Mevlanası ''Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim. Bütün kulaklardan gizli olan şeylerden söz edeceğim. Sana anlatacağım bütün bu sözleri herkesin içinde söyleyeceğim; fakat, senin kulağından başka hiç bir kulak, bu sözlerimi duymayacak, anlamayacak'' diye fısıldamış olsa gerek diye düşünmekteyiz. Böylesi çağırıcı ve tetikleyici rubaileriyle çileli hayatının temel taşlarını örmüş besbelli Mevlana.

Düğün Gecesi diye nitelediği ulvi mutluluğunun yegane tanığı olan vuslat gününde, arkasında binlerce müslüman Rum bırakan hazret, aşıkların hiç ama hiç ölmediğini Yaman Dede gibi bendelerinde bir kez daha göstermektedir insanlığa. Bu dünyada misafir iken aşkın hakkını nasıl da vererek yaşadığı ilerleyen tüm zamanların bu gerçekliğe tanıklık etmesiyle bir kez daha gün yüzüne çıkmaktadır.

Hatta Yaman Dede'yi Mesnevisinde;

"Oğul, ne kabul edilmeyi düşün, ne reddedilmeyi.
Sen daima emri, nehyi gör, gözet. Derken cezbe
kuşu, birden bire çerden çöpten yapılmış yuvasından
uçar, görünüverir. Onu gördün mü sabah oldu
demektir, mumu o vakit söndür. Gözler, perdeleri
delip hakikati görmeye başladı mı bu nur, O'nun
nurudur artık. Bu nura sahip olan, dışa bakar, içi
görür... Zerrede ebedi varlık güneşini görür,
katrede bütün denizi..." diye cezbederek kendinden daha da koparmıştır.

Yaman Dede'nin gönlünde kurduğu aşk sarayında yaşadığı güzellikler, çevresinde kendisine karşı oluşan muhalif yakınlara ve uzaklara onu hep direngen kılan Mevlana'sıyla daha da zenginleşmiştir. O'nun büyüleyici ve diriltici seslenişleriyle ördüğü aşk Kabe'sinin duvarlarını ise, Şeyhim zihnimde yüksek tefekkürüyle yeniden örüyordu romanda: ''Kabe'ye, Allah'ın evi diyoruz; halbuki orayı Hz. İbrahim yaptı. Allah'ın yaptığı ev ise, insan vücududur... Allah; taşta, toprakta değil, bir "insan"ın gönlündedir...''

Gönül... Ne güzel kelime... Hazreti Pir'im gibi kim anlatabilir gönülü söyle ey gönül! O'nunla sevişenlere kim O'nun gibi seslenebilir:

'' Allah için sevişenler; ebedi ve ezeli olarak tevhiddedirler...
Hiç ayrılmazlar.
Onların birisini mağribe, birisini de maşrıka atıp oraya sıkı-sıkı bağlasalar,
onlar birbirleri için "Ah!" ettiler mi;arada ne zaman kalır, ne de mekan...''

Daha nice zamanlar nicelerinin gönlü ellerinde olacak ey Sevgili Mevlana'm! Sen yalan dünyanın gerçeğe götüren güzide bir rehberi misin yoksa? Tek gerçeğin, sözlere sığmayan tek varoluş şeklin olan aşkın mı, yeniden söyleyecek hakikati senin dilinden ve dünya var oldukça bu gezegeni hep şereflendirecek olan aşıkların mı semaa eyleyecekler ulvi şiirinin anaforunda?

''Diyorlar: Aşk şahının yoktur vefası. Yalan!
Diyorlar: Sabahı olmaz senin akşamının. Yalan!

Diyorlar: Aşk için neden kendini tüketiyorsun?
Beden yok olunca, beka olmaz. Yalan!

Diyorlar: Aşk uğruna gözyaşların boşuna,
Göz kapandı mı, görüşme olmaz. Yalan!

Diyorlar: Bu zamanenin devrinden çıktığımızda
Canımız gitmeyecek o tarafa. Yalan!

Diyorlar: Onlar hayalden kurtulamadı
Bütün Kısas-ı Enbiya bir hayalmiş. Yalan!

Diyorlar: Onlar doğru yolda gitmedi
Kulu Yüce Tanrı'ya götürecek yol yok. Yalan!

Diyorlar: Gaybın sırlarını bilen Tanrı
Kuluna vasıtasız sır vermez. Yalan!

Diyorlar: Gönül sırrını kula açmazlar
Lütufla kul gökyüzüne çıkarılmaz. Yalan!

Diyorlar: Kim topraktan yaratılmışsa
Gök ehliyle aşina olmaz. Yalan!

Diyorlar: Temiz can bu toprak yuvadan
Aşk kanadıyla uçamaz havada. Yalan!

Diyorlar: Halkın zerre zerre iyiliğine, kötülüğüne
Hakk güneşi karşılık vermeyecek. Yalan!

Bırak konuşmayı, kes! Biri sana derse
Söz dediğin harften, sesten ibaret. Yalan!''


Nur Yıldız
08.12.2015
Ankara


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 2156

Yorumlar (3)
RSS yorumları
1. Yazan şennur ballı 29-12-2015 17:08 - Misafir
 
 
hz...aşk
hz. mevlana hasan dedem selam olsun... aşkı bizlere aşkla anlattılar bazen hal diliyle bazen dilsiz dudaksız..yaman dede selam olsun.. gönlünü hz mevlanaya tam anlamıyla teslim etmiş. hayatına aşkla şekil vermiş...aşkta aşkla yanmış....inşallah okuyucular aşkı ...birde yaman dede.den dinleyip örnekalmak dilegiyle... sadık yalsızuçanlar beyfendiye 
sevgiler...aşk kızı nur gönlüne..kalemine saglık çok güzel olmuş...kelimelerin 
zengin..... yürekten kutlarım....huuu...
 
2. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 29-12-2015 17:08 - Misafir
 
 
hz...aşk
Nur Yıldız, 
Çok güzel yazmışsınız....güzel bir değerlendirme olmuş...plan mukemmel....romanı her yönuyle ele almışsınız...Yaman Dede, azınlıkların halleri ve bizle ilişkileri, roman yazarı, en son da Mevlânâ hz. Ve Dedenizle olan bağ çok güzel 
yerleştirilmiş...hayal ve düşünce ile ilgili 
buluşlar cok güzel...yorumlar da hem metne 
hem de sosyal ve tarihî gerceklere dayalı ve de 
isabetli...kelime seçkiniz mükemmel...bence, yazma yetisinin üst noktalarına ulaşmış bir yazı...tebrik ederim..bu tür yazılarınızın devamını dilerim...gönlünüzün ve kaleminizin yolu açık olsun...Sadık Bey'e de 
teşekkürler...
 
3. Yazan şennur ballı 29-12-2015 17:10 - Misafir
 
 
hz aşk....
hz.pir mevlana.. hasan dedem ..selam olsun ... aşkı bizlere aşkla anlatırlar bazen hal dilleriyle...bazen dilsiz dudaksız...
 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

SADIK YALSIZUÇANLAR,
ARTIK BÜTÜN KİTAPLARIYLA
PROFİL’DE…

sEsLi kiTaP

C’nin Hazırlanmış Hayatı
 
 Sesli Kitap.. Hazırlayan: Nisan Kumru
Bir ve Hep
 
Küf
 
Hiç