|
|
Bilişmeler
Ne dediler?
Gökyüzüne teğellenmek | Gökyüzüne teğellenmek |
| Yazan Zeynep Dilyâre | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| 01.06.2009 09:40 | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
/Sâdık YALSIZUÇANLAR imzâlı “Cam ve Elmas” kitabıyla ötelere doğru…/
“Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar." (Ebu’l – Hasan Harakani)
Bir cümle ile açılıyor taç kapısı kitabın. “Cam ve elmas” arasındaki fark, mihengini vuruyor kelâmın zahmine bu tekil cümleyle. Harflerin sekînetine usulca süzülüyorum. Henüz yeryüzü yolculuğumda tabanlarım ağrısa da, aşkın hakîkatine bir mukaddime düşer belki diye satırların ardına mevzîleniyorum.
Bir belgesel film çekimlerinde, kar rahmetinde Kars güzergâhı… Âh çocuk! Sözün tükendiğinde kalbin tutuyor mu elinden? Yoksa şaşırıyor musun sevdâ yollarını. İşte ufukta ayân görünüyor Harakan Dergâhı. Kan ter içinde getir cam kırıklarını ve sun Harakanlı Bilge’ye. Gönül ateşinde eritsin de fısıldasın ezel sırlarını: “Ezel sırlarını ne sen bilirsin ne de ben / Bu muammâyı ne sen çözersin ne de ben Perdenin gerisinde seni beni bir konuşturan var / Perde kalkarsa ne sen kalırsın ne de ben” (Ebu’l-Hasan Harakani)
Kaldır nikabın benliğimin ki, bendeliğime yol görünsün. Kamerasına kareler seçiyor bir kameraman, objektifinde aşkın hâlleri. Meğer ne sen varmışsın, ne de ben; bu Kars’taki beyaz serüven. Âsude bir ışık tayfı heybesindekileri sonsuz güzelliğe ileten. O hâlde çevir sayfalarını hayatın ki, anıların yelpazesiyle nemlensin harlı gözlerin. Tamlaması eksik bir cümlenin duâsı olsun varsın mâî denizler gibi göz pınarların.
Sustum… “Aklımı yıkıyorum, yüzümü değil.” Sustum… Su gibi çağıldayarak. Çağrıldığım münâcatta vâsıl oldum sevdâya. Vakit gece. İkram aşktan başka ne ki… Açtım ellerimi aşk dergâhında vefâ şerbeti dile(n)dim. Yâ Hû. Yâ Hayy.
“İçimde detaylar biriktiriyor” muyum? Yorgunluğum ömrün hangi karesine demirlemiş anlamsızlığını? Yorgunluğu bilmediğim için mi böylesine yoruldum. Mum titrekliği metaforunda bir enstantene yakalamalı hayatta. Mecazına kaftan verilen haber gibi… Kutlu Elçi’nin (a.s.m) verâsetinde bir ümmîlik. Ki, “Bistam Dağı’nın eteğindeydi Harakan.” İçimi yakıp kavuran, harlandıran aşkzedeliğimi. Hazâna belenen tâltifle şimdi ne Akdeniz uzakta, ne Kars, ne Harakan… Doğu tam şurada, kalbimin doğusu.
“Seni Kars değil, Harakan çağırıyor” diyor iptilâ vâdilerinde gezinen kitap. Hissediyorum, çağırıyor. Çünkü “Harakan’dan esiyor rüzgâr…” Bu ılık ılık göğeren düşlerime, bu efil efil gezinen gülüşlerimde…
Mâdem ki, sultanlık gururuyla gelip derviş olarak ayrıldı Gazneli Mahmut dergâhtan ve açık oldu yolu; Kerbelâ Çay Evi’ndeki tabloda kalakalsın yürek atışlarım. Bu, bîtap seyyahlıkta fezâya asılı kalmışlığımdır yaprak yaprak. Çün; kızıl gül bahçesidir gönlüm Kerbelâ’da, şebnemleri kurutan. Bir tabloluktur canımın hulâsası. Harakanlı Bilge’nin künyesi Ebu’l-Hasan, adı Ali. Boşuna değil ki… Boşuna değil, Bistamlı Bâyezid Veli Harakan’dan geçerken havasını koklayarak soluklanıyor aşkın… “Göğe yükselen bir ışık” görüyor yüz yıllık mesâfeden. Kalkıyor mesâfeler, zaman mekân nâfile. Sûreten görüşmeler pek de mûteber olmuyor mânâ meclislerinde. Ölmüş mü Bâyezid-i Bistâmî? Ölü mü? Hayır. O mânâyı anlamayan, perdeyi kaldıramayan bizler ölü. Yoksa niye Bâyezid’in toprağına dayıyor başını Harakanlı, niye bir işaret bekliyor yıllar yılı ve buluyor aradığını niye?
Evet, gittim Bâyezid’in türbesine bir akşam vakti. Geçit resmi oldu ömrümün ve geçti. Bir gece bir duâlık zamanda Harakanlı’nın hıçkırıklarını duyarcasına ıssız ve tenhasında karanlığın, süzülmüşlüğüm var o virajlı yollarda… Muhayyilemde o füsunlu türbe, hâtıraların eşiğinden geçiyorum Kars hayâlleriyle ve aşkın sıratından yürürcesine ruhuma payanda olan kitaba dönüyorum. Sayın Yalsızuçanlar, “Aşkı ağaçtan öğrendiğini” işliyor satırlara ve tılsımını sunuyor bu esrarlı aşkın. “Benim öyküm Harakan toprağını eleyince başlıyor” diyor ve devam ediyor son/ucunda sözlerin: “Oradan sen çıkıyorsun, Kars’ın efendisi oluyorsun. Bu kent seni kuşatamaz biliyorum, sen aşkta yok oluyorsun. Benim öyküm seninle başlıyor.”
Hâsılı; ölüm cümle kapısı oluyor ömrün ve bittiği yerden başlıyor bütün öyküler. Bu kitap öyle bir yeryüzü yolculuğu ki, gökyüzüne ayna tutuyor ışıl ışıl. İnşirah nefhâlanıyor sîneme ve mırıldanıyorum belli belirsiz; -Bir sonraki yeryüzü yolculuğumuz Kars’a düşer mi ki, teğellenmek için gökyüzüne?
Zeynep Dilyâre
http://hazersofrasi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=529 http://zeynepdilyare.blogcu.com/gokyuzune-tegellenmek_44788321.html
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1407
Yorum yaz
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |