JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Ne dediler? arrow Evvele Yolculuk: Bir yapısöküm...
Evvele Yolculuk: Bir yapısöküm...
Yazan Nihat Dağlı   
02.02.2009 22:27
 Her yolculuk ‘şimdi’den gidiştir. Yolculuk ‘şimdi’den sonraya, geleceğe doğruysa, ‘dahası’na duyulan arzuyu imler. Oldukları zamandan sonraki zamanlara göz dikip bunu yazanlar, fütürist yaklaşımlar bir gelecek zaman inşâ etmişlerdir. ‘Şimdi’den sonrasına meyilli durumlar biraz da mevcut durumu çoğaltma, kalabalıklaştırma istidâdındadır. Ancak mevcudun üzerine eklenen yeni şeyin muhtemel getirisine umut bağlansa da bu pek mümkün olmamakta, hissedilen derin boşluk doldurulmamaktadır. Çokluk, kesret, kalabalık tatmin getirmiyor.
 
Şimdiden geleceğe yolculuk(lar) sonuçsuz kaldığına göre, çözüm ‘evvel’e yolculuk mudur? Evvele yolculuk neyi barındırır? Nostaljiyle izah edilebilir mi? Naîf ağızlardan dökülen, “Bütün güzel şeyler ‘dün’de kaldı!” inlemesiyle eşitlenebilir bir şey mi?

Evvele yolculuğun, geleceğe yolculuğa benzemediğini söyleyebiliriz. Geleceğe yolculuk doyumsuzluğa işarettir, evvele yolculuk ise sâhipliklerden vazgeçiştir. Geleceğe yolculuk, söylenmiş o kadar sözle yetinmemek, söylenmişleri unutup yenilere doğru yola çıkıştır. Oysa evvele yolculuk, başta/’öz’de kurulmuş cümlenin hakikat, sonraki sözlerin ise hakikati örten fazlalıklar olduğunu söyler. Geleceğe her yolculuk biraz daha giyinmekse, evvele yolculuk giyilenleri soyunmaktır.
 Evvele yolculuk bahsinde zihnime iki şey düşüyor: Hz Ali’ye ait bir söz ve Mevlânâ’nın Mesnevîsinde geçen bir hikâye... Hz Ali, “İlim bir nokta idi, onu câhiller çoğalttı.” diyerek, bizi sâhip olduğumuz bunca ilimden (bilgiden mi demem gerekiyordu) şüpheye düşürüyor. Sanki öğrendiğimiz bu kadar şeyi unutmamızı, başta söylenmiş tek bir cümleye gitmemizi istiyor. Daha fazlasını öğrenmeyi değil, ‘ümmî’leşmemizi tavsiye ediyor. Hz Ali, bu sözüyle bizi evvele yolculuğa çıkartıyor. Hz Ali’nin ardılı olan Mevlânâ’nın Mesnevîsi’nde geçen hikâyede de, Rum ve Çinli ressamlar en iyi resmi kendilerinin yapabileceğini iddia ederler. İddialarının ispatı için hükümdar kendilerine yardımcı olur. Bir salon bir perdeyle ikiye ayrılır. Çinli ressamlar perdenin bir tarafında Rum ressamlar diğer tarafında kalırlar. Çinli ressamlar ihtiyaç duydukları malzemeyle resimlerini yapmaya koyulurlar. En iyi boyalar ve sağlam fırçalarla muhteşem bir resim yaparlar. Rum ressamlar ise, resimlerini yapmak üzere istedikleri tek bir şey olan zımparayla kendilerine ayrılan duvarda birikmiş kirleri ve fazlalıkları giderir, duvarı parlatırlar. Süre dolar, hükümdar Çinli ressamların duvarına bakar. Gördüğü şey, eksiksiz bir resimdir. Sonra perdeyi kaldırıp Rum ressamların duvarına bakar. Kirden ve fazlalıklardan arınmış, aynaya dönüşmüş duvara Çinli ressamların resmi yansımıştır. Çinli ressamların duvarında bir resim olarak duran şey, Rum ressamların duvarına canlı bir şey olarak yansımıştır. Mevlânâ bu hikâyeden bize şu kıssayı çıkarır: Ey okur! Kalbine dön. Yapacağın şey, kalbini örten tozları/fazlalıkları gidermen, onu parlatmandır. Zîrâ Sâhip, ikametine lâyık bir yere yerleşir. Kalbin kirden ve fazlalıklardan arınırsa, hakikat onda tecelli eder. Mevlânâ’nın hikâyeden çıkardığı kıssaya şunu ekleyebiliriz: Çinli ressamlar mevcudun üzerine yeni şeyler ekleyerek geleceğe yürümüşlerdir. Rum ressamlar ise, evvele yolculuk yapmış, mevcudu soyarak hakikati ortaya çıkarmışlar.

Sadık Yalsızuçanlar, Mahmud Erol Kılıç ile birlikte gerçekleştirdiği sohbeti “Evvele Yolculuk” ismiyle kitaplaştırarak, anlatmaya çalıştığımız durumu kavramsallaştırmış. Sohbet(ler)in çözümü olan ve Sûfî Yayınları’ndan çıkan “Evvele Yolculuk” kitabı, Mağripli büyük bilge Muhyiddin İbnü’l-Arabî eksende tutularak, Sûfîlik düşüncesi merkeze alınarak oluşmuş. Arabî’nin ekseni, Sûfîlik düşüncesinin de merkezi oluşturduğu kitapta felsefe, edebiyat, şiir ve politika konuşulmuş. İlâhî aşkın sırlarından, Efendimiz’in (sav) hakikatinden, hermetik bilgelikten, kadîm Yunan’daki ‘sophi’dan, nazarî tasavvufun tarihinden, Şeyh-i Ekber’in zengin dünyasından, Kur’an’ın tevil ve tefsirine ilişkin yöntemlerinden ve sırlarından oluşan “Evvele Yolculuk” şöyle bir ‘evvel’i işaretliyor: “Sokakta gidiyorsun, bir çocuk görüyorsun. Kaybolmuş, ağlıyor. Hiç kimse bilmiyor o çocuğun nereye ait olduğunu. Ama siz o çocuğun evini biliyorsunuz, götürüyorsunuz evine teslim ediyorsunuz.” Yalsızuçanlar’ın soruları ve Mahmud Erol Kılıç’ın cevaplarıyla oluşan kitapta, şimdilerde ‘kök’lerinden ve ‘asıl’larından uzaklaşmış konuların elinden tutulup yurtlarına götürülüyor. Sohbete konu olmuş konuların, bugüne kadar kendilerine yüklenmiş anlamları sarsılarak köklerine gidiliyor, bir yapısöküm gerçekleştiriliyor. Mahmud Erol Kılıç da, peygamber ve velilerin bir bakıma birer yapıçözümcü olduklarını düşünüyor. ‘Zîrâ’ diyor, her peygamber ve veli tarafından ‘var olan bir sistem, vaz edilmiş kavramlar çözülerek yeniden tanımlanıyor.’
 
Evvele Yolculuk’u okuduğum günlerde, Kur’ân’ı selefî düşünce içinde okuyan bir hocaefendiye misafir olmuştum. Akla yaslanarak metne giden, metni ‘mânâ’ya elbise olan ‘kelimeler’den çözerek okuyan hocaefendinin çözümlemeleri kaskatı bir gerçeklik kuruyordu. Kurulan şeyin içinde kalbim, kalbimin duyuşları, hissedişlerim hükümsüz bırakılıyor, altları değil üzerleri çiziliyordu. Beden insanı, kelimeler de anlamı örtüyordu. O gecenin sabahında Evvele Yolculuk’ta okumalarım sürdü. Mahmud Erol Kılıç bir yerde şöyle diyordu: “Bir aydınımızın, şâir-yazarımızın ‘Ben kimseye bağlanmadım ama birine bağlanacak olursam, ümmî bir kişi olması lazım’ dediğini hatırlıyorum. Ümmîlik burada kalbi olan, İlâhî Hakikat dışındaki bilgilerden, her türlü dünyevî bilgiden korunmuş olan anlamındadır. Kaynağın kalp olması hâlidir. Kalbe inen bilgiler katıksız, el değmemiştir. Bir şeye el değdiğinde onda bir dejenerasyon oluşabilmekte. Burada mantık ve akıl süzgeci devreye girince bazı bilgileri düzelteyim derken o bilgilerin içini boşalttığı da görülmekte. Çünkü devreye akıl girmesiyle beraber nefs de girmekte. (…) Modern insan, bir bakıma kirletilmiş, genleriyle oynanmış bir insandır. Bugün modernliğin en fazla ihtiyaç duyduğu şey; hem bitkide, hem insanda, hem toplumda, hem değerlerde bereketini, saflığını ve temizliğini yitirmemişlik halidir.”

 

Hazer Sofrası 

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1731

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 12-05-2009 14:29 - Misafir
 
 
Aşk
Hocam 
evvele 
yolculukta 
seyrü süluka 
işaret 
ediyor."Allah 
cc. 
için 
seyru 
süluk 
edene 
Allah cc. 
zatını 
ikram 
eder 
diyor 
İmam 
Cafer i Sadık.Bütün 
mesele 
istekli olmak 
"Her 
birinin yöneldiği bir 
yeri 
vardır 

Ona 
yönelir. Haydi 
hep 
hayırlara 
koşun 
yarışın! Her 
nerede 
olursanız 
Allah 
sizi 
biraraya 
getirir." 
BAKARA 
148 de 
Rabbimiz.Yol 
belli 
Zikir. "Zikir 
kalbin - Allah-tan 
bilgi 
edinmesidir. " diyor 
Hace Ubeydullah 
Ahrar 
Bir 
kerem 
et 
göster 
eteğinin 
ucunu
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

YENİ ALBÜM