JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Ne dediler? arrow En Güzel Rüyayı Arıyoruz Biz
En Güzel Rüyayı Arıyoruz Biz
Yazan BARIŞ KAVAS   
19.12.2015 05:36
 Bazı eserler vardır tramplendir onlar. Aşılacak çıtayı gösterirler. Onlar bize Everest’in varlığını haber verirler. Bu kar buzun arasında bir kardelen gibi açarlar ve bize zirveyi gösterirler. Yazılış amaçları bunlardan ibarettir. Ve bu bir “ibaret”in içine sığan bütün bir hayatın,bütün bir sanatın tamamıdır esasında.

  Sadık Yalsızuçanlar’ın;SadıkHocam’ın Rüya Sineması adlı eseri sinemaya en ufak bir manevi anlam yükleme çabasındaki her hangi bir insanın kalbine inkişaf yağmurları sunacak kadar coşkulu ve içten. O satırları okurken mesela sekiz senedir üzerinde çalıştığınız uzun metraj senaryonun  üzerinde gerçekten çalışmaya başlarsınız. Sinemanın ne kadar büyük bir imkan olduğunu size hatırlatan bir dervişin fısıltısını duymuşsunuzdur artık siz. O derviş divan edebiyatındaki Sevgili’nin bakışları gibi bir kez size yönelmiş ve sizi yakıp kül etmiştir.  Bu bir aşk işidir artık. Bir rüyanın sevdalısını oldunuz siz. Görülebilecek en güzel rüyayı görmek için yola çıkmışsınızdır siz. Çünkü siz bir sinemacı olarak inançlı bir sinemacı olarak bu yolun güzel yolcularından birisiniz artık.

 Şunu ifade etmek gerekir ki Sadık Yalsızuçanlar rüya sineması formülasyonuyladahiyane bir buluşa imza atmıştır. Tek kelimeyle dahiyane. Başka bir laf bulamıyorum çünkü hem fiziği hem sinemayı azıcık bilen biri olarak bu formülasyonun De Broglie Hipotezinden farkı olduğunu düşünmüyorum. İnanılmaz. Coşku verici. Al Pacino’nun kariyer zirvesi olarak gördüğüm Carlito’nun Yolu performansına ilişkin bir yorumu hatırlıyorum. Pacino ekranı ateşe veriyor. İşte Yalsızuçanlar bu eseriyle gerçekten ateşe vermiştir sinemanın alanıyla hakikatin anlamını buluşturmaya çalışan ve bu kar buzda soğuktan donmak üzere olan gönüllerimizi ateşe vermiştir.

  Kitaptan altını çizdiğim,yanına notlar aldığım çok fazla yer var. Ama ben bu yazının bir alıntılar toplamından çok bir dervişten  selamların en güzelini alan bir yolcunun bu selama Ve aleynaaleykum selam diyerek mukabele edişi olmasını istiyorum. Sadık hoca gördüğümüz bir şey olarak sinemanın çiftkutuplu yapısını bu müthiş kavramsallaştırmasıyla gözlerimizin önüne seriyor. Sinema gördüğümüz bir şey olarak ya bir rüya olacak ya da bir hayal olarak kalacak. Mesele bizim bu yollardan hangisinde yürüyeceğimiz konusunda temerküz ediyor. İnançlı bir sinema,manevi bir sinema için yola çıkmışsak bu bir rüyanın peşinde olduğumuz sonucunu doğuruyor. Ama sinemanın eğlenceden ibaret sektörel katmanındaysak bir katmanda bile sayılmayız. Kabuktayız sadece.

  Kitapta Tarkovski çok merkezi bir rol oynuyor. Kitabı iç içe geçmiş iki daire olarak düşünecek olursak birinci dairenin merkezinin Tarkovski olduğu çok açık. Bugün Tarkovski dediğimizde gerçekten bir güruh var karşınızda. Ve bu güruh halka,halkın inancına çok uzak adeta bir burjuvazi faaliyeti olarak iştigal ediyor Tarkovskiyle. Ve Tarkovskiden bu kadar ilham alan bir eserin yeşilçama da en samimi bir şekilde kucak açması son derece anlamlı. Bu kitaptaki ikinci daire merkezinin Yeşilçam olması  inanılmaz bir geniş alan açıyor önümüze.

Yavuz Turgul’un filmleri üzerine olan kısımlar da çok önemli. Çünkü Yavuz Turgul, üzerinden çok katmanlı okumalar yapabileceğimiz bir sinema dili kuruyor ve  aynı zamanda geniş halklar kesimlerinde de makes bulan bir dil bu.  Örneğin Yavuz Turgul sineması bir rüya sineması örneği değil kitap üstünde ama yakaladığı anlam ivmesi itibariyle şekil olarak olmasa da sonuç olarak Rüya Sineması’nın en hakiki örneği oluyor. Açıkçası bir noktada biz Hakikatle sinemayı buluşturmak istiyoruz ve tüm gayretimiz bu. Bu pekala ticari sinemanın kuralları içinde de gerçekleşebilecek bir hedef. İlk izlediği film Hızlı ve Öfkeli olan pırlanta lise öğrencisi de nasipsiz değil bu BÜYÜK HAKİKAT SİNEMASIN’dan nasipsiz olmamalı yani.

  Şurası çok açık ki bu müthiş formülasyonunpratize edilebilmesi çok önemli ve bu 5-10 kopyayla sinema salonlarında oynayan filmlerle olacak iş değil. Maalesef değil. Ne yazık ki değil. Yani sinema aslında inanç nurunun kuvvetiyle de birleştiğinde inanılmaz boyutlara sıçrayabilir. Ufak ama orijinal fikirler bile sinemamıza diriltici soluklar üfleyebilir. Bu meyanda TomTywker’inLolaRennt filmi çok anlamlı hem kurgusu itibariyle farklı hem yakaladığı fikirleri muhteşem bir kader yorumu olarak bize sunabilmesi açısından da değerli. Yani önümüzde büyük potansiyel taşıyan bir imkan var sinema açısından. Fakat yapmak lazım,bir şeyler yapmak lazım. Son beş yıldır on yıldır belki yirmi yıldır Bir rüya sineması,bir arınış sineması.bir beyaz sinema örneği var mı önümüzde. En ekstrem konularda bile çekilen onca film yarışırken festivallerde bir inanç sineması örneği çıkıyor mu karşımıza. Reha Erdem,DervişZaim,Semih Kaplanoğlu gibi sinemacıları yok saymak değil bu. Şöyle ticari sinema diyelim geleneksel dram motifleri diyelim bu sınırların içinde kalarak bir inanç sineması örneği göremeyecek miyiz biz. Metaforik anlatımlarla falan değil hızlı öfkeliyle sinemaya başlayan lise öğrencisiyle birlikte seyredebileceğimiz bir filmden bahsediyorum…

  Aşk ağlatır dert söyletir derlermiş. Böylesi bir derdi bize tekrar hatırlatan Sadık Hoca’ya binlerce kez teşekkürü borç biliyoruz. Bazı eserler vardır tramplendir onlar. Aşılacak çıtayı gösterirler  dedik  yazının başında işte bu bir anlamda bir  bayrak yarışı.Bu bayrak yarışında bu bayrağı Sadık Hoca’dan alıp finiş çizgisine koşacak bir atlet lazım bize. O atlet finiş çizgisini göğüslediğinde dilimizde şükür duaları olacak gözlerimizde sevinç gözyaşları…


www.poetikhaber.net 21.11.2015

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1027

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

SADIK YALSIZUÇANLAR,
ARTIK BÜTÜN KİTAPLARIYLA
PROFİL’DE…

sEsLi kiTaP

C’nin Hazırlanmış Hayatı
 
 Sesli Kitap.. Hazırlayan: Nisan Kumru
Bir ve Hep
 
Küf
 
Hiç