Fethi Gemuhluoğlu Cumhuriyet Türkiyesi'nin ruh mimarlarındandı. Onu anlatabilmek benim gibi bir amatör yazıcıya düşmez. O çapta bir dehâyı ifade edebilmek, engin gönül dünyasını tasvir edebilmek bu satırların yazarını aşar. Ama hakkında yazılan bir eserden bahsetmek de bir görev. Bu yüzden daha çok yazılanlarla yetineceğim. Zaman zaman eserlerinden ve hizmetlerinden bahsettiğim Sadık Yalsızuçanlar'ın yeni çalışması, Fethi Gemuhluoğlu'nun Dostluk Üzerine isimli kitabına dâirdir. Yalsızuçanlar, hikâyeleri, romanları, denemeleri ve genel olarak edebî eserleri ile artık edebiyatımıza mal olmuş bir değerdir. Seçkin, iyi bir yazardır. Onunla 1980'lerde başlayan ve 30 yıla dayanan köklü bir dostluğa sahip olduğum için seviniyor, Rabbime şükrediyorum. Ama bu kadîm dostluğun gerektirdiği buluşmaları gerçekleştiremiyoruz ne yazık ki. O Ankara'da, ben İstanbul'da ikamet edince, bu şehirlere yaptığımız yolculuklarda da mâlum telâş yaşanınca bir araya gelip iki kelâm edemiyoruz. Bu da ayrı ve garip bir tecelli... Hizmetlerinden haberdar olmak ise farklı bir teselli... Ama olsun. Bir dostu seviyorsanız her zaman onunla beraber olmanız, aynı mekânı paylaşmanız gerekmiyor ki?
Sadık Yalsızuçanlar'ın kitaplarını okudukça, televizyon ve radyo sohbetlerini dinledikçe kendisiyle aynı meclisi paylaşıyoruz gibi geliyor bana. Hele Ülke TV'de yapmaya başladığı “Açık Deniz”, bana göre son yıllarda hazırlanan en sıcak, en samimi, en seviyeli, en duygu yoğunluklu programlardan biridir. Hacı Bektaş-ı Veli, Bediüzzaman Said Nursi, Sâmiha Ayverdi, Fethi Gemuhluoğlu ve tasavvufa dâir programları biz ailece büyük bir heyecan ve istifade ile seyrettik. Ellerine sağlık, emekleri boşa gitmemiş. Ufak bir dost eleştirimi kaldırabilecek bir engin gönle sahip olduğunu bildiğim için şu hatırlatmada bulunmak istiyorum: Siyasî programlar zaten bütün kanallarda ziyadesiyle mevcut. Onun için “Açık Deniz” varsın sadece ilim, irfan, sanat, edebiyat ve tasavvufa dâir olsun, içinde politika olmasın isterim. Bundan “Açık Deniz”deki siyasî muhtevalı üstün programlara fikren katılmadığım düşüncesi çıkmasın sakın, aksine Yalsızuçanlar ile aynı siyasî görüşleri paylaştığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Ama “Açık Deniz”in fonksiyonu, misyonu, vizyonu, ağırlığı farklı olmalı. Orada bizim irfanımız her dâim seslendirilmeli, farklı siyasî görüşe mensup olanlar da hakikaten çok değerli olan bu programlardan istifade etmelidir.
Fethi Gemuhluoğlu bir aşk, şevk ve heyecan adamı... “Türkiye’nin muhtarı”, “Türkiye’nin kutbu”, “alperen” gibi bir çok unvana sahip bir yol gösterici, bir kalp mimarı ve ruh mühendisi… Onun hakkındaki ilk yazıları 1985'lerde yazmaya başladım. Sadık Yalsızuçanlar’ın büyük bir titizlikle hazırladığı ve Timaş Yayınları arasında çıkan Dostluk Üzerine isimli eserini okuyorum şimdi. Fethi Gemuhluoğlu'nun yazıları, şiirleri ve üstün fikirleri okunmalı, anlaşılmalı ve iyicene sindirilmeli. Gemuhluoğlu’nu en iyi tanıyan ve tanıtanlardan biri de rahmetli Ergun Göze’ydi ki bir nebze onun yanında yetiştim. “Kimde bir kıvılcım görse, bir rahle körüğü gibi koşuyor”du diyen ustam merhum Göze, Gemuhluoğlu’nun insanı tebessüm ettiren suallerini de hatırlatıyordu sohbetlerinde. Genel Sekreteri olduğu Türk Petrol Vakfı’nda burs almaya gelen öğrencilere “Sen hiç âşık oldun mu?” sorusunu sorduğunu herkes biliyor. Ama başka ilginç soruları da var, ışık gördüğü öğrencilere yönelttiği… İşte onlardan biri “namaz”a dâirdir. Ergun Göze’nin yazısından bunu öğrenelim:
“O, karşısına gelenleri allak bullak edecek sualler soruyordu; meselâ, pırıl pırıl, kendisinin güzel tabiriyle alnı secdeli bir gence ‘Sen hiç namaz kıldın mı?’ diye soruyordu. ‘Ben beş vakit namaz kılarım.’ deyince, ‘Evet sen beş vakit namaz kılıyorsun da, ama sen hiç namaz kıldın mı?’ diye tekrar sorardı.” Bu ısrarlı sorusuyla aslında namazın insanı bütün günahlardan uzaklaştırması ve ruhunu arındırması gerektirdiğini vurguluyordu.
Fethi Gemuhluoğlu üstat Necip Fazıl'ın tabiriyle “fikir saka”mızdı. Bu düşünce, sanat ve gönül adamıyla ilgili olarak yazılanlar birkaç cildi bulacak kadar çok. Dostluk Üzerine kitabında hem Gemuhluoğlu’nun konuşma ve yazıları, hem de hakkında yazılanlar bir araya getirilmiş. Tabii Yalsızuçanlar’ın uzun ve derinlikli bir girişi var kitabın başında. Bir bakıma Fethi Gemuhluoğlu dünyasının özlü tahlili...
İsterseniz Gemuhluoğlu'nun az bilinen bir nüktesiyle başlayalım: Hasanali Yıldırım’ın yazısında okudum. Bu düşündürücü hâtırayı siz değerli okurlarla paylaşmak istiyorum:
“Galata Köprüsü’nden Nuri Pakdil’le birlikte geçerlerken, birden duraklayarak, göz hizalarının üst kısmındaki iki ayrı dünyanın yan yana duran iki şaheserini işaret ederek ‘Sultanahmet’in nuru Ayasofya’dan çok daha fazla ve hakiki’ der. ‘Çünkü o anadan doğma Müslüman.”
Dostluk Üzerine albümün olduğu bölümle birlikte tam 238 sayfa. Kapağı, eski İstanbul resimleri üzerine konulmuş Fethi Beyin son döneminde çekilmiş bir fotoğrafı süslüyor. Kitabın ikinci adı 'Önce Selâm Sonra Kelâm'. Gönül mimarının konuşmalarında kullandığı ilk sözler...
Kitap 'Fethi Gemuhluoğlu'nun 'yiğit refikası', yoldaşı, kâmil insan Dr. Suzan Gemuhluoğlu Hanımefendi'ye” ithaf edilmiş. Yalsızuçanlar “Bir Medeniyet İnşacısı olarak İrfan Fethi Gemuhluoğlu”nu anlatıyor. Hazırlayıcının sorusu: “Fethi Gemuhluoğlu kimdir?” Aslında uzun bir zamandan beri bu sorunun cevabını arıyordu Yalsızuçanlar. Geçen yılın Ağustos ayında Elazığ Ağın'da Şerif Aydemir ağabeyimizin Ağın gazetesi ve ESKADER ile birlikte düzenlediği Fethi Gemuhluoğlu toplantısında beraberdik. Sadık Bey o zaman toplantıya Ali Gemuhluoğlu ile birlikte Ankara'dan katılmıştı. Gezi boyunca Gemuhluoğlu'nu konuşmuş, Gemuhu köyünde bir kahvaltı yapmıştık. Çok değerli isimler vardı o seyahatte: Emin Işık, Nazif Gürdoğan, Metin Eriş, Emin Sezer ve diğerleri...
Sadık Yalsızuçanlar'ın makalesinde altını çizdiğim satırlar çok. Aslında kitap bütünüyle çizgilerle bezendi desem yeridir. Belki de en çok karaladığım kitaplardan biridir Dostluk Üzerine. Bazı dostlar bu tarzı beğenmese de ben okuduğum kitaplarda çok sevdiğim satırların altını çiziyor, derkenarlar çıkarıyorum. İşte sunuş yazısında ilgimi çeken pragraflardan biri:
“Birbirinden kopuk çevrelerin ortakbir ak ve hizmet zemininde buluşması yönünde yoğun çaba harcayan fethi Gemuhluoğlu, toplumu ve insanlığı bir bütün olarak ele alıp ayrım gözetmeden herkese gönülden dostluk duyan ve karşılıksız hizmet edenyaklaşımından kaynaklanan birleştirici kişiliğiyle,sadece kendi nesli için değil, sonraki nesiller için de örnek şahsiyetlerden biri olmuştur.”
Evet bu satırlar Fethi Gemuhloğlu için. Hakikaten bir güneş misâli çevresinde bir çok yıldızı toplamasını bilmiştir bu ruh mimarı. O kadar çok isim cezbesine kapılmış ki... Takdirkârları arasında Necip Fazıl var her şeyden önce. Osman Yüksel Serdengeçti var. Yaşar Kemal'den Asaf Halet Çelebi'ye, Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan Genco Erkal'a, Nuri Pakdil'den Cahit Zarifoğlu'na, Ergun Göze'den Sezai Karakoç'a, Neyzen Tevfik'ten Cinuçen Tanrıkorur'a, Ahmet Kabaklı'dan Metin Eriş'e, Rasim Özdenören'den Mehmet Akif İnan'a, Yavuz Bülent Bâkiler'den Durali Yılmaz'a, Hekimoğlu İsmail'den Vehbi Vakkasoğlu'na, Sadettin Ökten'den Dursun Gürlek'e, onlarca onlarca isim... Bazıları onun etrafında pervane, kimi isimleri ise, o yârânına işaret etmiş, uzak durmasınlar diye... Bir bakıma Türkiye'nin kültürel coğrafyasını masasına toplayabilmiş bir ender entelektüeldir Fethi Gemuhuloğlu... Anadolu mayasının harcını karabilen bir inanç adamı. Ve Yalsızuçanların şu tespiti çok mühim: “Gemuhluoğlu, içinden geldiği irfani geleneğin büyük bilgeleri gibi, Hakikat ile aramızdaki perdeleri saydamlaştıran bir nidacıdır.” Elhak, bu söz çok doğrudur.
Büyük hitabe ile karşı karşıyayız: “Dostluk Üzerine”. Gemuhluoğlu'nun Aydınlar Ocağı'nda 22 Kasım 1975 tarihinde verdiği muazzam, kuşatıcı ve derinlikli nutuk. Bir bakıma bizim bütünüyle tarihimiz, fikriyatımız, mâceramız... Âl-i Beyt'ten türkülere uzanan büyük muhabbetin tel tel seslenişi... Ruh poetikamız, fikir sancımız, yüzyılların özlü hikâyesi, yükselişimiz ve düşüşümüz... Ben bu metni defalarca okudum, her okuyuşumdan yeni tatlar, yeni lezzetler aldım, daha çok istifade ettim. Dolayısıyla bu metnin bir ilham-ı ilahî ile yazdırıldığına inanıyorum. Düşünülerek ve sadece akılla yapılmış bir konuşma değil. Akıldan ziyade kalp ve mânâ yüklü bir ulu metin...
Ardından Gemuhluoğlu'nun Arapgir Postası'nda yayımlanan yazıları... Her biri bir derde deva, her satırı sadra şifa... Arapgir'den yeryüzüne açılan büyük ve engin ufuk... Türk dünyasının meseleleri, İslâm âleminin dertleri, Türkiye'nin sıkıntıları... Zaten Gemuhluoğlu kendisi için yaşamayan başkası için ömür süren bir özge kişidir. Manevi semâmızda her daim süzülen bir Selçuk kartalı, bir Osmanlı şahinidir. Söz ve yazı orucu tutmuş, ama söyledikleri ve yazdıkları bile bizi bambaşka ufuklarda gezdiriyor. Gemuhluoğlu aydınlık bir Türkiye'nin İslâm âlemindeki değerinin farkına varabilmiş ve bütün himmetiyle yeni nesiller yetiştirmeye ömrünü hasretmiş bir bilge adam. Bediüzzaman'ın “nesl-i cedid”i, Âkif'in “Asım'ın nesli” gibi Gemuhluoğlu'nun da yetiştirdiği bir nesil vardır. Bugün o gençlerin kimisi profesördür, kimi dekandır, kimi rektördür, kimi genel müdürdür, kimi şair, kimi yazardır, kimi milletvekili, kimi bakan, belki de başbakan veya cumhurbaşkanıdır. Bu ruh terbiyecisinin “iyilik şahitleri” arasında Necip Fazıl, Ahmet Kabaklı, Rasim Özdenören, Akif İnan, Nabi Avcı, Cahit Zarifoğlu, Abdullah Uçman, Ali Naili Erdem, Muharrem Ergin, Ergun Göze, Mehmed Çavuşoğlu, Nuri Pakdil, Ali Bulaç, Cahit Tanyol, Metin Eriş, Cumali Ünaldı, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bâkiler, Haluk Dursun, Erdem Bayazıt, Sadettin Ökten, Hilmi Yavuz, Sevinç Çokum, Sabahattin Zaim, Hakkı Devrim, Gökhan Özcan, Gökhan Evliyaoğlu, Avni Özgürel, Nazif Gürdoğan ve Mustafa Tatçı gibi isimler de bulunuyor. Daha onlarcasının hüsn-ü şehadetlerinin kaydı var. Her yazıda ne güzel teşbihler, ne anlamlı tasvirler, ne doyulmaz hâtıralar, ne duyulmamış efsaneler var. Okumak, anlamak, sevmek ve idrak etmek lâzım.
Kitabın sonunda gönlümüzden sonra gözümüz de bayram ediyor. Bir şölen albümü karşılıyor bizi. Merhum Gemuhluoğlu'nun muhtelif görüntüleri... Anne babasıyla, eşi çocuklarıyla ve sevdiği dostlarıyla unutulmaz hâtıra fotoğrafları...
Türkiye'de bazı motor kitaplar vardır. Onlara lokomotif kitaplar da diyebilirsiniz. Onlar öncü metinlerdir. Nesilleri alıp rüzgârlarda uçurmuş, yepyeni iklimlere taşımışlardır. Nurettin Topçu'nun Yarınki Türkiye'si böyle bir eserdir. Ali Fuad Başgil'in Gençlerle Başbaşa'sı yine böyle bir kitaptır. Mehmet Kaplan'ın Nesillerin Ruhu, bir dönem nesilleri beslemiştir. Ahmet Kabaklı'nın Müslüman Türkiye'si soylu bir kavganın belgesi, Nihad Sâmi Banarlı'nın Türkçenin Sırları, dil kavgamızın zafer tâkıdır. Daha başka böyle öncü ve sözcü kitaplarımız vardır. İşte Dostluk Üzerine de böyle bir eserdir. Dolayısıyla kapakta gördüğüm “2. baskı” ibaresi doğrusu beni üzdü. Yıllar önce Boğaziçi Yayınları'ndan çıkmıştı kitap. Sonra bir yayınevi daha basmıştı. Böyle bir eserin bugün 40. hatta en az 50. baskısı yapılmalıydı. Sadece Gemuhluoğlu'nun mubarek ellerinden burs çekini alan ilim adamları bu esere gereken rağbeti gösterselerdi (Ki bu aynı zamanda bir vefa borcudur) bugün ülkemizde yüzbinlerle dağıtılması, okunması gerekirdi. Yetmez, bu ilk nesil, talebelerine de tanıtmalı Gemuhluoğlu'nu. “Çocuklar biz böyle kahramanlar yetiştirmiş bir milletiz ve ben böyle bir zattan burs alarak okudum.” deyip iftihar etmeliler. Ama yine de çok geç kalınmış değil. Ne yapılabilir peki?
1970'li yıllarda Gemuhluoğlu'nun görev yaptığı (Türk Petrol Vakfı'nın sahibi ve Gemuhluoğlu'nun en yakın dostu, örnek iş adamı Aydın Bolak'ı da bu arada rahmetle anmak gerek) Türk Petrol Vakfı'ndan eski öğrencilerin isimleri istenmeli, hepsinin bu eserle buluşması sağlanmalıdır. Böyle bir hizmet inanıyorum ki 'eski bursiyerleri' heyecanlandıracağı gibi bir “Fethi Gemuhluoğlu Rüzgârı”nın esmesine de vesile olacaktır. Nasıl olacak bu?
Bir defa Gemuhluoğlu hakkında yazılanlar, kitaptakiler kadar sınırlı değil. Bu kitabın devamı gelmeli. İkinci, hatta üçüncü kitap da hazırlanıp basılmalı. Sonra üniversiteler arasında bir “Fethi Gemuhluoğlu Makale Yarışması” düzenlenmeli. O kalemin kutsiyetine inanıyordu, niçin yeni yazarlarımız yetişmesin bu yarışma vesilesiyle? Sadık Yalsızuçanlar sinemayı bilen ve seven bir yazar. Bir Fethi Gemuhluoğlu filmine imza atmak ona yakışır. En azından senaryosunu rahatlıkla yazabilir. Çünkü bu konuya yüreğini koyan bir münevverdir. Ve bir “Fethi Gemuhluoğlu Enstitüsü” ile bu hizmetler taçlandırılmalıdır. Böyle bir enstitü en azından Türk Petrol Vakfı'nda şimdilik geçici olarak kurulabilir, daha sonra müstakil bir binada bu hizmet lâyıkınca yürütülebilir. Tabii ki böyle bir enstitünün yöneticiliği de, Gemuhluoğlu'nun en yakın dostlarından, değerli sanatkâr ve gönül insanı muhterem Uğur Derman Beyefendiye teklif edilmelidir. Böyle bir enstitüde merhum mütefekkirimizin uygun görülen şahsi eşyaları, kalemi, daktilosu, masası, zati kütüphanesi (isabetli bir kararla İSAM'a verilmiş olsa bile, numune için dahi olsa küçük bir kitaplık bu müessesede kurulabilir. Ve tabii ki ona yazılmış mektuplar, hakkında kaleme alınmış gazete ve dergi yazıları, kitaplar... Artık bu tarz hizmetleri düşünmek zamanıdır. Şükürler olsun ki bir Yahya Kemal Enstitümüz vardır. Bir Ayverdi Ensitümüz var. Bir Bediüzzaman Enstitüsü, bir Mehmet Âkif Vakfı'mız, bir Kemal Tahir Vakfı'mız var. Fethi Gemuhluoğlu'nun da, Nurettin T opçu'nun da, Nihad Sâmi Banarlı'nın da, Necip Fazıl Kısakürek'in de, Peyami Safa'nın da müstakil enstitüleri olmalı. Ve yaklaşık 200 üniversitemizde bu âbide şahsiyetler hakkında tezler yapılmalı, araştırmalar kitaplar yazılmalıdır. Belki o zaman bu üstatlara lâyık birer talebe olduğumuzu iddia edebiliriz. Bendenizin aklına üşüşüveren düşünceler şimdilik bunlar, belki doğru belki yanlış, ama bu duygularımı da bu vesile ile yazmak ve geleceğe bırakmak istedim. Sürç-i lisân ettimse affola. Rahmet büyük alperen Fethi Bey'e, selâm Gemuhluoğlu ailesine olsun. Bu müstesna eseri bize kazandıran Sadık Yalsızuçanlar ve Timaş Yayınları yöneticilerine da binlerce teşekkürler. Sağolsunlar, varolsunlar.
(Dostluk Üzerine, Fethi Gemuhluoğlu, Hazırlayan: Sadık Yalsızuçanlar, Timaş Yayınları, İstanbul 2010
Timaş Yayınları: Alayköşkü Caddesi, No. 5 Cağaloğlu, İstanbul Telefon: (0 212) 5112424 faks: (0212) 5124000 P.K. 50 Sirkeci/İstanbul www.timas.com.tr
Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
)
Sanat Alemi Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1464
|