JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Ne dediler? arrow Bir Yolculuğun Hikayesi: Anka
Bir Yolculuğun Hikayesi: Anka
Yazan Reyhane Gümüş   
10.01.2009 17:52
 Bir ayna kirlerinden ne kadar arınmışsa o kadar aynadır, bir kitap yazarının duvarlarını ne kadar kırdıysa örtülerini ne kadar kaldırdıysa o kadar kitaptır benim için. Örtülerinden arınarak yazmayı başaran yazarların her yeni kitabında bu yüzden hem sevinirim hem de korkarım kalemin gücünden. Bir yolculuktan önce duyulan umut ve korkuya benzer hissettiklerim. Bilmediği bir yolculuğun öncesinde insan, karanlık yolları zihninde ışıtır, hem de koyultmaz mı karanlığın rengini?

Sadık Yalsızuçanlar, kitaplarını ,bu yüzden, bir yolculuğa çıkar gibi heyecanlanarak ama bir yandan da korkarak okumaya başladığım yazarlardandır. Heyecanlanırım, çünkü bilmediğim yollar önümde uzanmaktadır korkarım, çünkü içimdeki düğümler açılacak, yollar gibi uzayıp birbirine karışacaktır.Bir yandan da bilirim ki eğer yola çıkmazsam hiç yaşamamış, adımı hiç bilmemiş olacağım. Gözlerimi yakan karanlığa, ellerimi yaralayan kalbimi acıtan yollara tahammülüm, karanlıkta yön buluşum, bu sezgiyle, içimde bir yerlerde hissettiğim o ışıkla mümkündür.

Sadık Yalsızuçanlar'ın Anka isimli romanı, adı üzerine bir yolculuk hikâyesi...

İnsanı ansızın yakalayıveren bunaltıyla, onu didikleyen, yolunu kaybettiren, acıya sürükleyen bir sesle, çığlıkla başlayan yolculuk... Ya o sesi az-çok bastıran başka seslerle oyalanacak insan ya da bağıran, çağıran, içini yırtan o sesin kaynağına doğru ilerleyecek.

İnsandan bahsediyoruz; zayıf, aciz, korkak, kör ve sağır değil mi o? Yoksa bu zor yolda yürüyecek, yönünü bulacak kadar güçlü mü ruhu?

Mehmet'in içindeki o güçlü ses haykırıyor, acı veriyor ona. Acısını dindirmek için başka sesler, sözler arıyor. Bir yolculuğa çıkmak üzere Mehmet, Niyaz-i Mısri hakkında bir tez yazmaya karar veriyor, sonra vazgeçiyor, başka bir yola giriyor, onu kelimelerde, satırlarda değil, kalbinin yollarında aramaya karar veriyor. İçine uzanan, karışan, silikleşen, kaybolan, sonra kararan, tekrar ortaya çıkan, kimi zaman dikenli tellerle çevrili, yırtıcı hayvan sesleriyle inleyen, kimi zaman bir sabah esintisi eşliğinde güzel kokulara, seslere açılan yollarda...

Çağımız insanının bilmek ve inanmanın, yaşamakla arasındaki çizgiyi kalınlaştırışını görüyoruz Mehmet'in çıkmazlarında. Evliyaların sözlerini biliyor Mehmet, ancak yalnızca bilmek yeterli olmuyor. "Her gün bir yerden kalkmak ne güzel, her gün bir yere konmak ne iyi" Acılarla kıvranan, boğulan insanın dünyası bu sözleri nasıl yaşatacak? "İyi de bu her zaman böyle olmuyor işte. Velilerin hallerinden çıkan bu sözler bizim derdimizin neresine ulaşıyor?"

"Bütün bunları, odama, sokaktan gürültüsü dolan şehrin karmaşasından nasıl okuyabilirim?

Sana nasıl yakınlaşabilirim? Senden bu denli uzaklaşmış bir sokakta yürüyerek Sana nasıl gelebilirim?"

Bizim, yolculuğa çıkmadan önce düşünmemiz gereken o kadar çok şey var ki! Gittiğimiz her yere taşıdığımız renkli kumaşlarımız, boncuklarımız, yanıp sönen ışıklarımız, görüntülerimiz, ağırlıklarımız var. Kurdelalar, parlak iplikler, zincirler, halatlarla bağlanıyoruz hayata. Bir dolu eşyayla, bir dolu ben'le çıkıyoruz yola. Terk edemiyoruz şeyleri, artlarından kan ter içinde koşuyoruz. Oysa bir gün yanımıza tek bir eşya alamadan çıkacağız yola, unutmak için elimizden geleni yapıyoruz. "Herkes bir gün mutlaka bir yere gömülüyor. Omuz üstünde taşınıyor. Kendisi için kazılan çukura bırakılıyor. Üzerine aslı olan toprak atılıyor. Toprağa karışıyor."

Mehmet tıkanıyor yollarda, nefessiz kalıyor. Acılarının kendisini yok edişine, büyüklerin tedavi eden, onaran sözleri sayesinde katlanıyor. "Senin bu sözlerin, bu sırların bana dokunmasa acıdan yok olabilirim." Bu sözlerin ışığıyla aydınlansa da, onları yaşamının içine, tam ortasına nasıl yerleştireceğini, yaşamı ve bildikleri arasındaki o gün geçtikçe kalınlaşan çizgiyi nasıl silikleştireceğini, yok edeceğini, kötülüğe nasıl tahammül edeceğini, çirkinlikle nasıl iyileşeceğini, özünü nasıl koruyacağını bilmiyor. Veliler, ona ruhuna bakarsa dünyayı göreceğini söylüyor, o ise bir bataklığın dibinde görüyor kendisini. "Oysa insan dünyanın ruhudur diyorsun. Ben miyim bu? Kendi ruhumu korumaktan acizim, nasıl, ruhsuz bir dünyanın ruhu olabilirim?"

İnsan nasıl o engebeli, daralan, kana bulanan yolları aşacak da yukarılara çıkacak, varlığının özüne ulaşacak bilmiyor Mehmet, biz de bilmiyoruz. Ama bu satırları yazan kişi, kitabı kapattığında Mehmet'in öyküsüyle taşlarının yerinden oynadığını, içindeki yolların açıldığını, genişlediğini, örtülerinin aralandığını hissediyor ve ona seslenen denize doğru yürümeye başlıyor.

http://www.serinselvi.com/yazi.php?no=168

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1163

Yorumlar (1)
RSS yorumları
1. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 18-01-2009 13:47 - Misafir
 
 
Aşk
gönlünüze sağlık üstadım.. 
beni benden alan bir kitap oldu..
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


YENİ ALBÜM