JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Ne dediler? arrow Aşk-feşân bir Şem ve Hârika-i Aşk'ta yanmış Pervane
Aşk-feşân bir Şem ve Hârika-i Aşk'ta yanmış Pervane
Yazan Elife Katre   
04.04.2009 17:10
 ‘Seni gören Sende yok olan Senin sonsuz ve mutlak varlığında kaybolan ne ile kanar ki… yanında Seni özleyen nasıl hasretini dindirebilir ki… iniyorlar… dervişler başlangıç noktasına dönmek üzere alemleri devrederek iniyorlar… indikçe Senin bin bir ismini şakıyorlar… isimlerden geçiyorlar… gökkuşağından geçer gibi sıfatlardan geçiyorlar… eleğimsağmadan geçer gibi… gökten bir kartal gibi ağır ağır yere süzülüyorlar… artık hiçbir şey eskisi gibi değil… daire nihayet tamamlanıyor… bu yol talep, sohbet ve halvet yoludur, diyor Mısri… insan isterse gerçeğe yönelir… gönül sohbetle dolar, halvetle boşalır…gönül bilmek ve kavuşmak diler…bu nedenle bilgelerle sohbet arar…bir kamilin sohbetine ulaşınca da can kulağıyla dinler…gül bahçesine girmiş gibi çiçekleri koklar, gerçeği hissetmeye çalışır…orada dilsiz kulaksız konuşmuştu Mısri…burada can kulağıyla dinleyenler anladı…çünkü Beyazıt da bu sırrı söylemişti : tam otuz yıldır O’nun huzurunda bulunup O’nunla konuştuğum halde, insanlar kendileriyle konuştuğumu sandılar…’ Anka’daki bir zikir sahnesinin anlatımından kısa bir alıntıdır bu cümleler. Hissederek okumaya çalışın bir kez daha ki; ruhunuzu büyük bir huzurun sardığını ve katre katre feyz damladığınızı hissedeceksiniz gönlünüze.
Bütünüyle mükemmel bir kitap olan Anka’da yazar 13.bölümde, şahit olduğu zikir sahnesini aktarıyor okuyucuya. Bu nasıl bir aktarmadır ki; okumuyor, yazılanları yaşıyorsunuz adeta… O halkada bulunanlardan birisi de siz oluyorsunuz... Kalbiniz ‘ALLAh’ demenin güzelliğini fark ediyor yeniden, hücreleriniz ‘HÛ’… Yazarın vesilesi ile bir kez daha anlıyorsunuz ki; ‘kalpler, ancak Allah’ı zikretmekle mutmain oluyor.’ Ve gönül; ancak O’nun ‘irfan sofraları’nda doyuyor…

Edebiyatın farklı alanlarında eserlere imza atan, kitapları farklı farklı yayınevlerine konuk olan yazarımız Sadık Yalsızuçanlar, 2008 Eylül ayında yeni bir huzur âleminin daha kapısını araladı okuyucusuna…

"Ten gözüyle Mısrî'yi görsem deme kim
Zira biz ol suret içre anka olmuşuz"

Dizesi ile, kendisini ‘Anka’ olarak nitelendiren Niyazi Mısri Hz.leri’nin deryasına çeken yazarımız, o deryadan öyle katreler düşürüyor ki sayfalara, bir kulaçlık mesafe dahi kat etmeniz mümkün olmuyor… Olduğunuz yerde öylece kalıp, katreleri seyre, ardından da deryanın sonsuzluğunu tefekküre başlıyorsunuz.
Yazarımız yalnız okuyucusunu çekmekle kalmıyor bu deryaya, aynı zamanda kendisi de o deryaya çekiliyor. Kendisi ile yaptığımız röportajda; ‘bazı bölümleri yazarken ayaklarının yerden kesildiğini, kendisini bir anda bir ummanda bulduğunu ve orada kaybolduğunu’ ifade ediyor.

Bu kayboluş, ona ne büyük ihsan ve biz okuyucularına da ne büyük bir iyiliktir ki; insana kendisini de bulduruyor… Özünü hatırlatıyor, hakikate davet ediyor, bir sırrı anlatıyor:

"Sabah ne yapacağınızı düşünerek değil, Allah'ın size ne yapacağını düşünerek uyuyun."
‘’İrfan, Allah’ın seni sende öldürüp, Kendinde sonsuzca diri kılmasıdır.’’

Kitapta, iki Mehmet’in hayatları arasındaki rabıtanın kesitlerini sunuluyor… Birisi; 17.yy.da yaşamış bir Mehmet, diğeri ise, çağımız Mehmetlerinden bir Mehmet. Üniversitede öğretim görevlisi olan Mehmet, Mehmet Niyazi Mısri Hazretleri üzerine bir doktora tezi hazırlamaya çalışan bir kişi olarak anlatılıyor kitapta. Ama aslında, Mehmet’in kim olduğunu yazarımız da bilmediğini söylüyor; ‘biraz benim’ diyor ‘biraz siz, biraz o.’

Mehmet’in , Mısrinin izini sürmeye çalışırken ki hallerinin anlatıldığı Anka, bir bakıma bir seyr-i süluk tamamlama sürecini oluşturuyor. Ne meşakkatli bir işe koyulduğu başından bilemiyor belki ama daha tezinin hazırlık aşamasında bile pirin ateşiyle yanmaya başlıyor Mehmet. Bu ateş, onu bir yandan yanışa hazırlarken, bir yandan da çilenin içine çekiyor. Mısrinin divanına oturup, irfan sofralarından nasiplenmeye çalışırken, ailesini ihmal ettiğini fark etmiyor belki. Bu fark etmeyiş onu ailesinden olduruyor.. Eşi, kendisinden uzak kalışını başka şeylere yorup, Mehmet’i anlamazken bir de oğlunun ona küsüşü ekleniyor.
Ve sonunda yapayalnız kalıyor Mehmet. Mehmet gitgide pervane haline geliyor. Daha bir sokulmaya başlıyor ateş-i ışığına. Mehmet, Mısriyi anlama noktasından tamamen sıyrılıp yanma noktasına ulaşıyor...

Mısrinin alemine daldıkça yazmak artık imkansızlaşıyor.. Ve tezini de artık hazırlayamaz hale geliyor. Himmetine sığınıyor;“Ey Niyazi, himmet et, küçük bir kıvılcım gönder, bir kelime ver bana, bir harf…Onunla bütün kelimelerimi yenileyeyim.”
Mehmet öyle bir hâle geliyor ki; içine çekildiği alemi teze sığdırmanın imkanı kalmıyor artık. Pervane ışığına daha bir aşık oluyor...Mehmet, Anka’nın ateşine düşüyor...
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1125

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 16-04-2009 16:35 - Misafir
 
 
Anka'nın ve yazarının varlığı için bir kez daha teşekkür ederim ALLAh'ım....
 
2. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 16-04-2009 16:35 - Misafir
 
 
sekinet
tasavvufta 
istidad 
rabıta 
ile 
verilir.yani yol 
yolcu 
refik.bu 
yolculuk 
kılavuzdan gözünü 
ayırmazsan 
devam 
eder.sana 
gelen 
bana 
gelsin 
dersen 
devam 
eder.mesnevide Hz. 
Mevlana sen bana 
gittiğim 
yolda 
anlat 
anlatacağını 
derse 
orda 
refik 
orda 
kılavuz 
orda irşad 
yok 
illa 
sen 
ona 
teslim 
olacaksın 
der.Bu rabıta 
bizi 
zikre 
bizi 
sekinete 
götürür.Gavs 
Seyyid 
Abdülhakim hz. derki 
mahlukatın 
haddinemi 
düşmüş 
RABB i 
zikretmek 
onu 
hakkıyle 
ancak 
kendisi 
zikreder.yani 
kendini 
arzedeceksin 
dostunun dizinin 
dibinde 
sekinete 
nimete 
kavuşacaksın. yani 
yapacağın 
tek 
şey 
şebüsterinin 
gülşeni raz da 
dediği 
gibi 
bütün 
bildiklerini 
unutacaksın 
elsiz 
ayaksız 
bir 
dostun 
önünde yeniden 
öğreneceksin.ilim 
nurdurönce 
ilim 
kapısı 
aralanır şükreder tevhid 
kapısı 
aralanır. önce 
ALLAH 
bilgisi 
sonra 
tevhid
 

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


YENİ ALBÜM