|
|
Bilişmeler
Ne dediler?
Aşk-feşân bir Şem ve Hârika-i Aşk'ta yanmış Pervane | Aşk-feşân bir Şem ve Hârika-i Aşk'ta yanmış Pervane |
| Yazan Elife Katre | ||||||||||||||||||||||||||||||
| 04.04.2009 17:10 | ||||||||||||||||||||||||||||||
|
Bütünüyle mükemmel bir kitap olan Anka’da yazar 13.bölümde, şahit olduğu zikir sahnesini aktarıyor okuyucuya. Bu nasıl bir aktarmadır ki; okumuyor, yazılanları yaşıyorsunuz adeta… O halkada bulunanlardan birisi de siz oluyorsunuz... Kalbiniz ‘ALLAh’ demenin güzelliğini fark ediyor yeniden, hücreleriniz ‘HÛ’… Yazarın vesilesi ile bir kez daha anlıyorsunuz ki; ‘kalpler, ancak Allah’ı zikretmekle mutmain oluyor.’ Ve gönül; ancak O’nun ‘irfan sofraları’nda doyuyor… Edebiyatın farklı alanlarında eserlere imza atan, kitapları farklı farklı yayınevlerine konuk olan yazarımız Sadık Yalsızuçanlar, 2008 Eylül ayında yeni bir huzur âleminin daha kapısını araladı okuyucusuna… "Ten gözüyle Mısrî'yi görsem deme kim Zira biz ol suret içre anka olmuşuz" Dizesi ile, kendisini ‘Anka’ olarak nitelendiren Niyazi Mısri Hz.leri’nin deryasına çeken yazarımız, o deryadan öyle katreler düşürüyor ki sayfalara, bir kulaçlık mesafe dahi kat etmeniz mümkün olmuyor… Olduğunuz yerde öylece kalıp, katreleri seyre, ardından da deryanın sonsuzluğunu tefekküre başlıyorsunuz. Yazarımız yalnız okuyucusunu çekmekle kalmıyor bu deryaya, aynı zamanda kendisi de o deryaya çekiliyor. Kendisi ile yaptığımız röportajda; ‘bazı bölümleri yazarken ayaklarının yerden kesildiğini, kendisini bir anda bir ummanda bulduğunu ve orada kaybolduğunu’ ifade ediyor. Bu kayboluş, ona ne büyük ihsan ve biz okuyucularına da ne büyük bir iyiliktir ki; insana kendisini de bulduruyor… Özünü hatırlatıyor, hakikate davet ediyor, bir sırrı anlatıyor: "Sabah ne yapacağınızı düşünerek değil, Allah'ın size ne yapacağını düşünerek uyuyun." ‘’İrfan, Allah’ın seni sende öldürüp, Kendinde sonsuzca diri kılmasıdır.’’ Kitapta, iki Mehmet’in hayatları arasındaki rabıtanın kesitlerini sunuluyor… Birisi; 17.yy.da yaşamış bir Mehmet, diğeri ise, çağımız Mehmetlerinden bir Mehmet. Üniversitede öğretim görevlisi olan Mehmet, Mehmet Niyazi Mısri Hazretleri üzerine bir doktora tezi hazırlamaya çalışan bir kişi olarak anlatılıyor kitapta. Ama aslında, Mehmet’in kim olduğunu yazarımız da bilmediğini söylüyor; ‘biraz benim’ diyor ‘biraz siz, biraz o.’ Mehmet’in , Mısrinin izini sürmeye çalışırken ki hallerinin anlatıldığı Anka, bir bakıma bir seyr-i süluk tamamlama sürecini oluşturuyor. Ne meşakkatli bir işe koyulduğu başından bilemiyor belki ama daha tezinin hazırlık aşamasında bile pirin ateşiyle yanmaya başlıyor Mehmet. Bu ateş, onu bir yandan yanışa hazırlarken, bir yandan da çilenin içine çekiyor. Mısrinin divanına oturup, irfan sofralarından nasiplenmeye çalışırken, ailesini ihmal ettiğini fark etmiyor belki. Bu fark etmeyiş onu ailesinden olduruyor.. Eşi, kendisinden uzak kalışını başka şeylere yorup, Mehmet’i anlamazken bir de oğlunun ona küsüşü ekleniyor. Ve sonunda yapayalnız kalıyor Mehmet. Mehmet gitgide pervane haline geliyor. Daha bir sokulmaya başlıyor ateş-i ışığına. Mehmet, Mısriyi anlama noktasından tamamen sıyrılıp yanma noktasına ulaşıyor... Mısrinin alemine daldıkça yazmak artık imkansızlaşıyor.. Ve tezini de artık hazırlayamaz hale geliyor. Himmetine sığınıyor;“Ey Niyazi, himmet et, küçük bir kıvılcım gönder, bir kelime ver bana, bir harf…Onunla bütün kelimelerimi yenileyeyim.” Mehmet öyle bir hâle geliyor ki; içine çekildiği alemi teze sığdırmanın imkanı kalmıyor artık. Pervane ışığına daha bir aşık oluyor...Mehmet, Anka’nın ateşine düşüyor... Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 1125
Yorum yaz
|
||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |