|
|
Bilişmeler
Ne dediler?
Ankara'da bir apartmanın adıdır Vefa... | Ankara'da bir apartmanın adıdır Vefa... |
| Yazan Merve Koçak Kurt | ||||||
| 16.05.2011 21:59 | ||||||
|
“Caddeden bakınca orta katın pencere demirlerine iliştirilmiş, eski taşıt plakalarını andıran bir levha: VEFA 38…Nihayet VEFA’yı görüyorum. Giriş kapısı alüminyum doğrama, geniş üç kanatlı. Hapishane penceresi gibi boydan boya demirli. Demir, beton ve gürültü deryası. Hah, hihayet bir japongülü. Bu renk insanı öldürür. Kuru çubuktan fışkırmış kırmızı ve pembe bir cümbüş.” 27 Mayıs günü, saat 10’da başlıyor Vefa Apartmanı’yla ilk tanışmamız. Anlatıcımız Ali Bey, Kocatepe Camii’nin cenaze merasimlerinin yapıldığı yerin karşısında duruyor ve işte böyle anlatıyor gördüğü manzarayı. Vefa Apartmanı’nın asıl hikâyesi, tam olarak bu vakitte başlamıyor elbet. Ancak anlatıcı, tarihin ajandasına not olarak düşürmeye o zaman başlıyor Vefa’yı…İleri’nin kızı Cahide Hanım’la bu tarihte (27 Mayıs, şaka gibi bir tesadüf) görüşüyor ilkin. Anı desen, anı değil roman desen roman değil. Sanırım en uyguhu kapakta denildiği gibi ‘anı-romanı’ demek olacak. Daha çok mektuplarla ilerleyen bir anı-romanı Vefa Apartmanı…satırlar arasında gezinirken, kâh anlatıcının şahsında yazarı, kâh Tevfik İleri’yi. Kâh onun ailesini görüyor, duyuyor, izliyoruz. Okurken sorular soruyor ve yakın tarihimizdeki bazı acılarla da yüzleşiyoruz:”Neden Tevfik İleri acılar içinde ölmüştü? Menderes, Polatkan ve Zorlu niçin idam edilmişti?sivas kampına neden yüzlerce Kürt toplanmıştı? Bütün bunların açıklaması olmalı. “Hey gidi Hemşinli Tevfik!” Şimdiki zamanla cümleleriyle kitabına dahil ediyor bizi anlatıcı. Dikkatlice dinliyor, kayıt düşüyor ve aktarıyor…Bir gazeteci/ bir raportör edasıyla… Yazdıkları, kimi zaman coşkulu bir aşk tadı bırakıyor dimağımızda, kimi zaman melali bir mutluluk…”Hiy gidi Hemşinli Tevgik…” diye sesleniyor İleri’ye. Onun, eşi Vasfiye Hanım’a yazadığı mektupları okurken duygulanıyor. “Parmağımdaki yüzükte ben seni görüyorum. Senin bana çok yakın olan yüzünü, çok tatlı görünen gözlerini görüyorum. Yüzüğümü çok seviyorum Vasfiye. Onu öyle seviyorum ki, gece yatarken daima elimi dışarı çıkarıp ışıkta seyrediyorum. Sen de yüzüğünü sev, yüzüklerimizi ne kadar çok seversek, birbirimizi o kadar seveceğiz” diyen ince, zarif ve romantik bir adamın satırlarıyla büyüleniyor. Böyle ne çok mektup yazılmış zamanında ne çok anı biriktirilmiş, biz de anlatıcıyla beraber şaşırıyoruz. Anlıyoruz ki, ‘davasından ödün vermeden izzetini koruyan’ bir adamın ruhu Vefa Apartmanı’nın her yanına sinmiş. “Ülkemizi ve insanları sevmeyi ondan öğrendik. İçindeki büyük aşkı bizlere de aşıladı” diyen çocukları İleri’yle ilgili mektupları, fotoğrafları ve anıları içtenlikle paylaşıyorlar anlatıcıyla, o ise, “Hüseyin (Çelik) Bey başıma sardı bu işi!” diyor ve ekliyor:”İş diyorum ya, benimkisi bir keşif oldu. Şairin yaşam günlüğüne, neden ‘Ne çok acı var’ diye başladığını şimdi daha iyi anlıyorum. Dünyanın geçen kısmı hayal, kalan kısmı rüya imiş.” Hep mücadele hep.. Tevfik İleri’nin daha nişanlıyken Vasfiye Hanım’a yazdığı mektuplarla başlayan mektuplaşma süreci sonuna kadar devam eder. Tutkuyla sevdiği o yayla kızıyla evlenen İleri-idealist bir mühendis olarak- birlikte Erzurum’a kadar gider. Köylere geziler yapar, yörenin kalkınması için koşuşturup durur. Hep beraberdirler. Ancak ilk çocukları İlker’i de henüz bir aylık iken- bu şehre bırakacaklardır. Büyük bir acıdır onlar için bu ve “Onu, biricik İlker’i, 32 günlük çocuğumu toprağa bırakırken anladım ki ölmek ve gömülmek artık hiç zor değil. Biz artık canından toprağa bir şeyler vermiş insanlar olduk. Toprak bize artık munis geliyor.” Diye not düşecektir yaşadıklarını İleri. Anlatıcının kafasındaki ‘İleri’ soruları çoğalıp bize akıyor Vefa Apartmanı’nda: Bakanlık yaptığı on yıl boyunca, idamla yargılanacağı hiç aklına gelir miydi acaba? Sonra cezasının ömür boyu hapse çevrilip Kayseri Cezaevi’ni konulacağı, kanser olacağı, çocuklarına ‘bir tekaüt maaşı’ bilye bırakamayacağı ama bütün bu sıkıntıları yaşarken yine de ‘güzel’ bakmaktan hiç vazgeçmeyeceği… Harbiye’deki ilk gününde bile “On senedir ilk defa mesuliyetten uzak bir gece geçiriyorum. Kaderde ne yazılmışsa o olur.” Diyeceği…Yalnızca kafasındaki soru(n)ları paylaşmıyor anlatıcı kitapta. Kendi yaşadığı darbenin travmatik etkilerini de paylaşıyor bizimle: “”Darbecilerin gözünde Politzer’in değeri yoktu. Değersiz olduğu kadar zararlıydı. Düşünmek muzırdı. Yazmak, konuşmak, insana yakışan şeyler değildi. Onbir Eylül akşamı oluk oluk akan kan, oniki Eylül sabahı birden durmuştu. Olgunlaşmasını beklemişlerdi. Adil olsun diye bir solcu, bir ülkücü asmışlardı. Kemik yaşları büyütülmüş, onyedi yaşında gençler ipte sallandırılmışlardı. Bedenlerini darağacında, nefretlerini geride kalanlara bırakıp gittiler. Toprak kirlenmişti. Kanla karılmıştı. O sıralar Nurcuların evinde kalan bir arkadaşım, ‘Küfür devam eder, zülum devam etmez.’ Demişti. O sözü hala hatırlarım. Vefa Apartmanı’nın gölgesi… Sadık Yalsızuçanlar, yıllardır yazılarıyla hayatımızda yer alan bir yazar. Cümleleri bildik. Simgeleri ve imgeleri tanıdık. Akıcı bir üslubu var. Vefa Apartmanı’nda da kolaylıkla ilerliyoruz. Mektuplarla ve basamak basamak…Anlatıcı zaman zaman kendi hayatına dönüyor, duygularını da dile getiriyor. Kimi zaman bir şarkıyla, kimi zaman bir dörtlükle, kimi zaman bir şiirden yola çıkarak yazdığı notlarla…Bu da anı- roman’ı tekdüzelikten kurtarıyor:”O sonsuz üşüme. Tevfik İleri, Yassıada’dan yazdığı ilk mektuplarda duvarlardan söz ediyor. Şair o üşümeyi sanki onun için yazmış: Bir kalır uzun duvarlar ve onların dipleri/ bir kalır yılgın adamların hep ‘evet’ dedikleri…Üşüyordunuz, hep üşüyordunuz, üşümekti bütün yaşadığınız…Üşüyordu elleriniz, aşkınız, sonsuz uzun sakallarınız…Tükeniyordu dağınık diriliği…dizeler dağılıyor, kelimeler kırılıyor.” Kitabın son elli sayfasında- o zamanki sınırlılıkları ve sansür yüzünden- mektupların rutinleşmesinden dolayı tempo giderek düşüyor. Bir aktarıcı olarak ne yazık ki yazarın yapabileceği fazla bir şey yok bu konuda. Bir de ‘anı-roman’ kavramına takılıyor insan ister istemez. Vefa Apartmanı, bir tarih kitabı değil, denildiği gibi bir ‘anı-roman’…Tek taraflı bir anlatımla karşılaşmamız da doğal sanırım. Çünkü kişisel bir tanıklık var ortada. Bir devir de onun acıları belleklerde hâlâ taze. Geriye kalan anıları öyle… ‘Çocuklar’ diyor, ‘Kocatepe Camii’nin karşısında, Olgunlar Sokak’ın başında eski bir apartman vardır, Vefa Apartmanı. Kapısında Vefa 38 yazılı bir levha asılıdır…Bu aziz insanın, Tevfik İleri’nin hikâyesi oradadır…’ Taraf Gazetesi Kitap Eki, 13 Mayıs 2011.
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 892
Yorum yaz
|
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Güzerân |
| Sırlı tuğlalar |
| Bilişmeler |
| E - kitap |
| Haberler |
| Endam Aynası |
| Bağlantılar |
| Arama |
| Eve dön |
| Arşiv [Eski site] |
| Misafir defteri |