JA slide show
Anasayfa
Susmayan bir 'Bilge'
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
20.03.2009 21:03
 Metis Yayınları, ‘benim yazarlarım’dan birinin, Bilge Karasu’nun yayımlanmamış metinlerini Susanlar adıyla yayımladı. Bu kıymetli yayının, Bilge Karasu okurları açısından nasıl bir güzellik olduğunu söylememe gerek yok.
Zaman zaman dönerek okuduğum Karasu’nun bu metinlerini de öncekilerin yanına iliştireceğim. Yazarın ölümünden sonra Öteki Metinler gün yüzüne çıkmıştı. Modern edebiyatımızın, özellikle öykü ve romancılığımızın özel bir adası olan Karasu’nun bu metinlerinin okurla buluşmasında Serdar Soydan, Füsun Akatlı ve Enis Batur’a şükran borcumuz var.
Karasu’nun Susanlar’ı, öykü, şiir, deneme-değini ve söyleşilerden oluşuyor. Kitabı hazırlayan Serdar Soydan, ne denli çetin bir işe soyunduğunun farkında. Karasu hayattayken yazısını emanet ettiği Füsun Akatlı’ya giden Soydan, onayı alıp yola koyulmuş. 1950’lerden bugüne Karasu’nun farklı köşelerde kalmış, dergi ve defter aralarına gizlenmiş metinlerinin dikkatle derlenmesi, sınıflandırılması ve yayıma hazırlanması belirli bir hassasiyeti, dikkat ve özeni gerektiriyor. Kitapta bu özeni bulduğumu söylemeliyim. Yazarın genellikle ilk dönem metinlerini içeren bu çalışma ile birlikte Karasu külliyatı iyice kemale ermiş görünüyor.
Kafkavari bir loşluk
Dokuz öyküyü sindire sindire okudum. Karasu’yu özlediğimi fark ettim. Onun yazıp yayımladığı yıllarda, dilin düşünceyi örttüğünü hisseden biri olarak, yayımladığı her kitabı hemen edinir okurdum. Dünyanın ağırlığını bize hissettiren, o ağırlığın paylaşıldığında daha da arttığını gösteren bir anlatıcı idi Karasu. Yalnızlığın dur durak bilmeksizin sürekli çoğalan bir şey olduğunu gösteren. Türk dilinin felsefi ve imgesel açıdan derinliğini en çok onun metinlerinde hissederdim. Oğuz Atay’da da belli bir derinlik sarhoşluğu yaşarsınız. Ama Karasu’da Kafkavari bir loşluk, bir karanlık, bir belirlenimsizlik ve belirsizlik vardır. Bunu bir de özellikle ilk dönem öykülerinde Rasim Özdenören’in öykülerinde bulursunuz. Özdenören’in dünyası daha umutlu ve nuranidir. Enikonu o da dünyanın biricikliğini, her anın Hakk’ın özel bir tecellisi olduğunu anlatır ve bizi ruhun labirentlerine çeker, bunu derin, sersemletici, uyarıcı, sarsıcı bir dilin içinden yapar. Ama Karasu’da, özellikle varoluşçu bir yan, daha baskındır. Hemen tümü rastlantısal izlenimi veren imgeler, sizi hissettirmeden derin bir kuyuya çeker, orada kaybolursunuz.
Bu dilin, daha 1952’de yayımlanmış “Depo” öyküsüyle başladığını görmeniz mümkündür. Bir su gibi çağıldayarak akan bir dil. Ama Necip Fazıl’ın dediği gibi “kıvrım kıvrım”. Nesneler, sanki o tanıdık bildik nesneler olmaktan çıkıp birer insana, gizemli birer yaratığa, ruha, ele avuca gelmez, tanıma sığmaz birer mecaza dönüşür. İroni var, her zamanki gibi. İnce bir ironi. Belli belirsiz. Gerçekçilik var. Tuhaf bir gerçekçilik bu. ‘Karanlık köşeleri yaran’ bir dilin içinden geçen insanlar, nesneler, mekânlar… ‘Işığı beklediğini bilen’ bir anlatıcı bu. Onun gözünden ‘sarı leke’lerin öyküsü. ‘Ölümün her yerde’ olduğunu anlatacak belli ki. Emanet edilen ‘Cumhuriyet’in kalbindeki krize dokunan, bireyselleşmiş, parçalanmış, kaotik bir iç dünyanın resmi. Büyü sonra. Yabansı insanların boş felsefeleri. Eliot’ın kokteyl partisi. Dinler gibi duran, boşluğa fırlatılan sözcükler… Karasu bunu demek ki ilk yazmaya başladığından beri yapıyor. Birden dil denen o okyanusa düşmüş ve oranın nasıl bir gizemli dünya olduğunu anlata anlata bitirememiş. Nasıl bitirebilir ki! Kıyısız bir deniz burası. Burası ‘susanlar’ın yeri. Konuşanların yalnızlığı. Dinleyenlerin boşluğu. Burada dil, birden Hitler’e, Habeşistan’a, İspanya’ya uğruyor. İstanbul merkez, insanın hem bireysel psikolojisine, hem de bu psikolojilerinin anlamını yitirdiği, her şeyin Çinliler veya Zenciler gibi eşitlendiği yere, birlik yurduna doğru yollar veren bir merkez. Bazen yalnız, karanlık, kansız. Bazen belli belirsiz umutlu: “İçime, birden öyle geldi ki, hayatım sonuna kadar, bir yolun, bir şehir yolunun taş kenarında önüne dizilen bir sonsuz sıra eş ve kuru, tok adım sesinden ibaret olacak… Sonra uzaklardan, şehrin dalgalarca koparılan ışıkları… Her şeyin ölüme doğuşu, yeniden ölümle…”
Sonra Susanlar’ın son hikâyesi. Aynı kapalılık içinde… Başkaca susanlar sonra… “Kör Nokta” burası. Olay, bir denizin dibinde geçmektedir. Her tarafı kalın camdan bir oda. Kişiler konuşurlar ama kimse kimsenin söylediğini anlamaz. Oyun gibi. Yaşamın oyun metaforuyla anlatıldığı bir metin. Seyirci sonunda bomboş salondan çıkıp gider. Tekrar kapalı bir öykü. Kapalı tramvay durağından taşan bir kalabalığın açıldığı kaos… Yalnızlık, boşluk ve karmaşa.
Karasu’nun zihin haritası
“Ben Edebiyatı Üzerine” başlıklı yazı, bu sorunsala ilişkin okuduğum en zihin açıcı olanlarından biri. ‘Yığın uygarlığı’nı veri alan bir yazı. ‘Ben’in nasıl bir şey olduğunu açımlıyor. Cemal Süreya’nın “Tehlikeli Alakalar” yazısından hareketle tartıştığı sorun ‘uzmanlaşma’ ve ‘odak’laşmayı merkeze alıyor. “Yazar, Yazı, Dil”, felsefi düşünce’nin çevresinde gelişiyor. Karasu’nun yazıları, zihin haritasının hangi sorunlar ve temalardan oluştuğunu göstermesi bakımından ilginç. Konuşmalar bölümünde ise Füsun Akatlı’nın, Murathan Mungan’ın, Murat Yalçın’ın söyleşilerini okudum. Akatlı’ya söyledikleri arasında birkaç cümleyi almak isterim. Buradan Karasu’nun dünyasına bir menfez açılabilir : “Metinde düzayak okumayı yokuşa süren ne, demek istiyorsun. Kat kat anlamsal dizgeler, bu dizgelerde kullanılan imler, belli duyarlıklara ya da bilgi birikimlerine daha yakın ya da daha uzak düşebilir. Elbette ilk okuma düzeyinde, dikkatli bir okurun, okumasını çeşitli ‘dalgaya düşmelerle’ aksatmayacak bir okurun, bilgi birikiminden ya da duyarlığından söz edilebilir. Ancak yazar da, tasarlayabildiği iyi okurun kendisiyle iletişime girebilmesi için, gerektiğini düşünebileceği her koşulu yerine getirmek zorundadır. Bana, benim yazıma gelince, benim tümce kurma anlayışım, ‘dolu’ adını verebileceğim bir tümce yapısına dayalı. İletileni öğreni açısından, taşırılığı elden geldiğince azaltmak, bir tümceye elden geldiğince öğreni yüklemek… İlk yazışta, her an, böyle düşünmesem bile, çalışıp çalışıp eninde sonunda beğendiğim, şimdi oldu dediğim tümce öyle oluyor. Dolayısıyla kolay anlaşılır, yani bilinen öğelerin çoğunlukta olduğu tümceler değil benimkiler.”
Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 811

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

DÜŞ BAHÇESİ

dusbahcesi

Facebook

Son yorumlar

Kürt Dilinde Tasavvuf
MOLLA İ CEZERİNİN KÜRTÇE DİVAN NI KİTAP OLARAK ALMAK İSTİYOR...
25/01/12 21:17 Dahası...
@ GÜLŞİN

Sadık Yalsızuçanlar ile...
özdeş ruhlar
Değerli Kalemşah ekibi, Handan Güler ve Sadık Hocam... Özdeş...
05/01/12 21:37 Dahası...
@ süheyla yıldırım

Hiç yayınlandı
kitap çok guzel.. Yazarımız Sadık YALSIZUÇANLAR'ın ellerine ...
02/01/12 16:00 Dahası...
@ feyza

Sadık Yalsızuçanlar ve "Anka...
haticenesibe
çok güzel :grin :grin :grin :grin
02/01/12 16:00 Dahası...
@ hacer

Aşkı bilmek isteyen Mevlâna ol...
Müstefid
Allah razı olsun müstefid oldum. Muhabbetle üstadım...
09/12/11 22:19 Dahası...
@ kadir

ÇİZMECE

[ Kedi dili samur fırça (Yumuşak) No:02616
Palet ve Spatula ( Ortaboy)
Yağ ve Terebentin (Yağlıboya yağı )
Tuval
Maries boya ( Herrenkten ve özellikle ara renklerden ) 12'li yada 24'lü.
]


Son Okuduklarım

Arama motorları akla zarar mı?
18.07.2011 20:06
Aşağıdaki satırlarda okuyacağınız makalede vermeye çalıştığım mesajla bilgisayar başında yaşadığım durum çelişiyor olsa da,... Devamını oku...
Imam 'Ali in der islamischen Gnosis - Teil 4 | Über die Liebe und Gefolgschaft
29.04.2011 17:35
Verehrte Leser, lange haben wir unseren Blog nicht angefasst. Es waren äussere Umstände die unsere lange Abstinenz veranlasst haben.... Devamını oku...
Anadolu Nefesi
29.04.2011 17:27
Ondörtbin yıl gezdim pervanelikteSıtkı ismin duydum divanelikteİçtim şarabını mestanelikteKırkların cem'inde dara düş... Devamını oku...
Haktır Allahım Muhammed mahım
29.04.2011 17:24
Haktır Allahım Muhammed mahım Ali'dir şahım efendim Allah eyvallah Fatıma Zehra Hatice Kübra Nuri kibriya efendim Allah eyvallah ... Devamını oku...
Devriyye
29.04.2011 17:21
(18) Âşık, gel, cân kulağıyla bu sözleri duy. Gel, insanın aslı nedir anla. Sırları ulu orta yerde anlatma.... Devamını oku...
Denizlili Mehmet Emin Efendi
05.04.2011 21:54
Hakk’ın insâna gelinceye kadar girmediği hiçbir şekil ve bir sûret ve bir renk kalmamıştır. Çünki bir ağacın... Devamını oku...
Su Uğultusu
02.03.2011 22:12
Öğleyi hızla geçerek bir ayrılık ikindisine uğruyor zaman. Yaşlı ve yorgun ruhum vedalaşıp uzaklaşıyor gölge ve ışıktan ... Devamını oku...

YENİ ALBÜM

Haberdar ol

E-Bülten'e abone ol

ÜYE GİRİŞİ






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şuanda 7 konuk çevrimiçi

Konan, göçen

mod_vvisit_counterBugün1
mod_vvisit_counterDün182
mod_vvisit_counterBu hafta364
mod_vvisit_counterBu ay1252
mod_vvisit_counter[07.08.08'den]358787

BİRLİK