JA slide show
Anasayfa arrow Bilişmeler arrow Ne dedi? arrow Sözün yerinden kelamın mekânına: Anadolu mayası
Sözün yerinden kelamın mekânına: Anadolu mayası
Yazan SadıK YalsıZuçanlaR   
26.04.2009 21:53

 10 Nisan akşamı TRT'de yeni bir belgeselin yayını başladı: Anadolu Mayası. Nicedir susuz kaldığımız lakin göremediğimiz türden bir bilgelik şöleni ekranı mayaladı. (TRT 2, cuma, saat: 22.20, not ediniz lütfen)

Anadolu Mayası, bendenizin birkaç yazıma konu ettiğim bir kitap esasen. Prof. Dr. Yalçın Koç'un, Cedit Neşriyat'ça okura sunulan bu çok kıymetli kitabından hareketle Mukaddes Mut, bize yeni bir belgesel film sundu. Daha önce Telvin'i gerçekleştirmişti. Telvin de -Erkan Oğur'un son albümünün de adıdır- Türkistan'dan gelen kelamla mayalanmış Anadolu'muzun ezgilerini, bizatihi kendisi mayalanmış müzisyenlerin icrasından sunuyordu.Anadolu Mayası, Türkiye Günlüğü dergisinde makaleler halinde yayımlanırken ne yazık ki tümüyle okuyamamıştım. Nejat Aday sağ olsun bir İstanbul ziyaretimizde, Mecidiyeköy'deki evinde, sabaha dek bir makaleyi okumuş, bizi 'kültür'le 'maya', 'söz'le 'kelam' arasındaki farkın derinliklerine doğru çekmişti. Kitap olarak yayımlanınca hemen edinmiş, birkaç kez altını çizerek okumuş, görüştüğüm herkese tavsiye etmiştim. 

Yalçın Koç'un kitabının değeri zamanla anlaşılacaktır. Bir telefon sohbetimizde, kitabın yayıncısı Mustafa Çalık, 'Şu kitabı Türkiye'de yüz kişi anlasa sorun kalmaz.' demişti. Çalık'a katılıyorum. Anadolu Mayası, ehlince belki fark edildi, okundu ama henüz hak ettiği ilgiyi devşirmedi.Televizyonun belki sözle arası fena değildir fakat irfanla, hikmetle, hele hele Koç'un anlattığı 'kelam'la pek tanışıklığı yoktur.Televizyon bırakınız varlığın esası, özü, mayası demek olan 'kelam'ı, söz'ü bile sevmez.Onun işi, dikkat çekmek, eğlendirmek ve enforme etmektir. Şurada şu oldu, buraya bu geldi, orada şu göründü türünden bir 'bilgi'yle ilgilenir. Dediğim gibi daha çok da eğlendirir. 'Hoşça vakit geçirtir...'Televizyonda böylesi bir meseleyi anlatmak, bir tür antitelevizyon yapmaktır.

 ANADOLU'YU MAYALAYAN KELAM

Anadolu Mayası belgeselinin ilk bölümünden anlaşıldığına göre, kendisi programda görünmeyen, söz ettiği o 'Türkistan'daki Yüce İnsan' gibi bir insanın ikonolojisi aracılığıyla konuşmayan, az ama öz konuşan Yalçın Koç'un, Mukaddes Mut aracılığıyla bizi doğrudan 'kelam'a çağıran bir filmi. Ahmet Tabakoğlu, Bilal Kemikli, Mustafa Çalık, Yalçın Koç, Cemalnur Sargut, Mahmud Erol Kılıç, Sadettin Ökten, Ekrem Demirli, Hayrettin Karaman, Emin Işık, Hasan Kamil Yılmaz, İbrahim Yalımov, Mehmet Akif Aydın, Mehmet Niyazi Özdemir, Mehmet Şevket Eygi, Muhittin Mulaliç, Mustafa Tatçı, Mustafa Kara, Osman Eğri, Osman Çetin, Safiyüddin Erhan, Seyit Erkal, Semih Ceylan, Şinasi Gündüz, Tuğrul İnançer ve daha pek çok ilim ve irfan ehli konuşuyor. Metin yok. Zaman zaman Anadolu mayası ile mayalanmış bilge şairlerin nefeslerini dinliyoruz. Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Veli, Eşrefoğlu Rumi'den hikmetler geliyor ekrana.

İnsanın, insanlığını ancak maya ile bildiğinden söz ediyor Koç, dediğim gibi kendisi görünmüyor ama sesi şöyle diyor: "İnsan, insanlığını maya ile bilir. Maya olmadan insandan bahsedemeyiz. İnsanın kendini bilmesinden de bahsedemeyiz. Maya; esastır, özdür. Mayasını, aslını esasını bilen, gönlüne gelen, gönlüne çalınan kelamı bilen kendini bilir. Kendini bilmenin, insan olmanın esası mayadır. Maya demek öz demektir. Maya ile kastettiğimiz maya burada metafordur. Maya ile kastedilen Anadolu'ya Türkistan'dan gelen kelamdır. Bu kelam Anadolu'yu mayalamıştır. Bununla kastettiğimiz de insandır. Bu kelam olmadan beşerden insan olarak bahsedemeyiz. Anadolu'nun esası özü bu mayadır.Mayadır ne yapar. Nasıl yoğurt yaparız. Mesela yoğurdun bir mayası vardır. Sütü uygun koşullarda ısıtır ve maya çalarız. Maya çalındığı şeyi, sütü dönüştürür neye, yoğurda dönüştürür. Yani çalınan şeyin kimliğini değiştirir. Kimlik nasıl değişir? Özünü değiştirir. Özünü değiştirmek yoluyla değiştirdiği şeye birlik verir. O birlik itibarıyla mayalanmış şey, dönüşmüş bir şeydir. Esası özü de, o dönüşmüş şeyin ona çalınan mayadır."

Hoca, kelam ile söz ayrımı yapıyor. Kelam, Türkistan'dan gelen, Türkçe açılan özdür, diyor. Söz ise Greko-Latin-Kilise diyarına özgüdür: "Söz dile mahsustur, düşünceye mahsustur, kelam gönüle mahsustur. Ancak bizim anladığımız manada dilsel unsur değildir kelam. Kelam cevherdir de diyebiliriz ama bunu dikkatli şekilde açmamız gerekir. Bu da çetin bir meseledir. Kelam, Anadolu'ya mahsustur. Kelamın, Anadolu mayasının kaynağı Türkistan'dır. Türkistan'da Yesi'de yetişmiş, büyümüş bir yüce insana mahsustur. Bu kelamın kaynağı kadim demde hatem olan kelamdır. Yani ilk demde son olan kelamdır. Bu itibarla araya başka bir safha koyamayız. Kelamdan bu şekilde bahsetmez isek, kelamı esas, asıl, öz, cevher olarak düşünemeyiz. (...) O halde, kelamın esasının herhangi bir sosyolojik unsura da tabi olmaması gerekir. Kelamın sosyolojik hiçbir yanı yoktur. Kelamı biz beşeriyetin herhangi bir safhasına bağlamak istersek, esasına uymayan şeyler söylemiş oluruz. Kelam zamana tabi değildir. Aksine zamanın tamamını kuşatır. Yani diyemeyiz ki; kelam şu tarihte geldi. O tarihte söylenen kelamın sözüdür. Tarihe bağlı olan kelam ile alakalı sözdür. Onu kadim demde hatem olan söz olarak telaffuz etmiştir. Söz olarak telaffuz etmesi de sadece ona mahsustur. Bu sebeple, kelamın sözünü, kelamın sahibinin telaffuz ettiği tarihe bağlayabiliriz. Ama kelam zamana bağlanamaz. Bu bakımdan da kelamdan kadim demde hatem olan kelam diye bahsederiz."

'DÜŞÜNMEK' FİİLİNDEN ÖNCE...

TRT'de -sadece orada değil hiçbir televizyonda- daha önce böylesi bir meseleyi dert edinmiş belgesele rastlamadım.

Yıllar önce BBC, Yeni Düşün Adamları yayınlanmıştı. (Bryan Magee, çeviren: Mete Tunçay, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 430 sayfa) 1975-1977 yılları arasında BBC'de yayınlanan on beş programlık bu televizyon dizisi, Koç'un deyişiyle 'kelam' değil 'söz' idi. (Iris Murdoch'la 'Felsefe ve Edebiyat', Noam Chomsky ile 'Chomsky'nin Fikirleri', Charles Taylor ile 'Marksist Felsefe', Bernard Williams ile 'Dilbilimci Felsefenin Büyüsü', Anthony Quinton ile 'Wittgenstein'in Çifte Felsefesi' kitapta yer alan söyleşilerden bazıları.)

Koç, bu bağlama ilişkin şöyle diyor: "Batı dediğimiz şeyin esası iki dildir: Biri Grekçedir, öbürü Grekçedeki kavramların geliştirilmesi ve genişletilmesi sonucunda oluşturulan Latincedir. Bu iki dilde konuşanların, yazanların, düşünenlerin, söyleyenlerin ürünlerinin kiliseyle çerçevelenmesi, kiliseyle zarflanması ki buna Greko-Latin-Kilise diyarı demekteyiz. Bu diyarın esası fikriyattır. Sözdür. Bu diyarda kelam bulunmaz. Halbuki Anadolu'nun esası mayadır yani kelamdır. Yani Greko-Latin-Kilise diyarındaki, bol bol düşünür, bol bol konuşur yazar, çizer ama özü yoktur. Anadolu'da mayalanan konuşursa çok az konuşur, söylerse çok az söyler. Çoğu defa hiç söylemez. Ama özü vardır. (...) Anadolu mayası bir krizle karşı karşıya değildir. Kelamın krizi olmaz. Kriz topluma mahsustur. Bireye mahsustur. Bu krizin esası da kimliğin doğru şekilde açılamamasıdır. Anadolu Türk kimliğinin esaslarının ortaya konulamamasıdır ve Anadolu'daki bireyin Grek-Latin-Kilise diyarına teba yapılmak istenmesidir. Toplumun krizi buradan kaynaklanmaktadır. Bu krizi aşmanın yolu da okumaktır, çalışmaktır, dil öğrenmektir. Esaretten kurtulmaktır. Bireysel özgürlüğü kazanmaktır. Doğru düzgün düşünmeyi öğrenmektir. Alınteri dökmektir. Ama teba olmak değildir. Grek-Latin-Kilise diyarının tebası değiliz. Eğer o yöne saparsak kelam Anadolu'dan gider, o zaman Anadolu yok olur. Anadolu'yu Anadolu yapan, Türkistan'dan gelen kelamdır. Bu kelamın burada kalması da mayalanmaya bağlıdır. Kim ki mayalanır o kelamı sağlam tutar. Mayalanma düşünme, öğrenme, konuşma değildir. Mayadan doğmaktır."

 

 

 


Sitene ekle | Görüntüleme sayısı: 7304

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 03-03-2011 00:13 - Misafir
 
 
Belgesel videolarınna ulaşmak
çok harika bir belgesel... videolarına (anadolu mayası) ulaşmak istiyorum. Öğrencilerime izletmek için...yardımcı olursanız memnun olurum
 
2. Yazan Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 29-04-2009 20:36 - Misafir
 
 
Ama, ama, ama ... :(
Ama Sadık Bey, bu güzelim belgesel Meksika Sınırı saatlerine çok yakın :( 
Çok üzücü bu ...
 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
"Ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." İbn Arabi  

SADIK YALSIZUÇANLAR,
ARTIK BÜTÜN KİTAPLARIYLA
PROFİL’DE…

sEsLi kiTaP

C’nin Hazırlanmış Hayatı
 
 Sesli Kitap.. Hazırlayan: Nisan Kumru
Bir ve Hep
 
Küf
 
Hiç